ÖMRÜMÜ YEDİN BE OĞLUM...



Ameliyathanelere kocaman bir kapıdan giriliyor, ve o kapı upuzun bir koridora bakıyor. İçeride kimbilir kaçtane ameliyat var, ameliyattakilerin yakınları ,bizlerde dahil o uzun ve dar koridorlarda bekleşiyoruz. Bazen o koca kapılar açılıp, isim söyleniyor, ameliyat bitti, aşağı kata yoğun bakıma indiriyoruz diye, sarmaşıyor yakınları, sevinç gözyaşları ile alt kata iniyorlar.
Saat 6-7-8 oluyor, artık herkes gergin, bu arada 1 tane taze kan isteniyor. Ameliyathane koridorlarında bekleyen refakatçılar azalıyor, çoğu ameliyat bitmiş. Birden o uzun,loş koridorda kısa boylu bir erkek gölgesi görüyorum, bize doğru yaklaşıyor. Dahada yaklaşınca doktorumuz olduğunu anlıyorum, hemen koşuyoruz ablamla yanına;
- Geçmiş olsun, zor bir ameliyattı ama bitti, şu an dikişleri atılıyor babanızın, yarım saate kadar çıkarıcaklar ameliyattan, yoğun bakıma girecek , dedi.
Peki nasıl geçti
Zor bir ameliyattı, babanızın durumu bayağı ciddi idi, damarları kireçlenmede yapmış, temizledik hepsini ama bundan sonra çok dikkat ederceksiniz babanıza, en iyi geçen ameliyatta bile biz en az 3 gün yoğunbakımda tutarız, babanız dahada fazla kalabilir .
Hemen heyecanla, hastane içine dağılan yakınlara müjdeli haberler verildi ve yine ameliyathane koridoruna toplaşıldı. Saat 08:30 oldu artık yine gerginlik başladı , tüm ameliyatlar bitti, bekleyen tek biziz hastamızı. Saat 9 a doğru, koca kapılar açıldı, babamın ismini bağırdı bir bey, hemen koşturduk hepimiz başına ;
- Ameliyat esnasında sorun oldu, tekrar ameliyata almak zorunda kaldık, acil taze kan lazım, hemen kan merkezine insin verici...
Annem bastı feryadı, gitttiiiiii diye, ben sadece dondum, tepki yok. Az sonra toplayınca kafaları, doktorun ameliyattan çıktığı geldi aklımıza, çok panikledik o an, oraya buraya, aracı tanıdıklara tel.açıp doktorun numarasını bulduk ettik ama ulaşamadık. Az sonra yine koca kapılar açıldı, baktıkki sağolsun yine doktorumuz, maskesi bile ağzında.
- Dikişler atılırken kalbi durmuş, beklediğimiz bir şeydi, şu an sorun yok, yine dikişler atılıyor, size haber için çıktım , dedi.
Saat 11 civarı koca buzlu camlı kapıların arkasından gölgeler gözüktü, hepimiz üşüştük, kapılar açıldı, babam sedyede yetıyor, aşağı kata yoğun bakıma indiriyorlardı. Doktorla tekrar görüştük, geçmiş olsun dedi. Babam sarı gibi geldi rengi, uyuyordu, sedyenin başında bir sürü makinalar vardı. Babam asansöre bindirilince bizde merdivenlerden koşa koşa yoğun bakım odalarının bulunduğu yine upuzun koridora bakan koca kapıların önüne indik. Koridorun taaa öbür ucundan babam yattığı sedyeyi taşıyan yaklaşık 10 kişi minik minik adımlarla sanki sedyeyi uçurur gibi hiç sarsmadan taşıyorlardı. Koridorları inleten , babamın kalp atışlarının dinlendiği makinanın sesi vardı.
* Tarih 09. KASIM.2001 ; Öğleye kadar işyerinde çalıştım, ameliyat gecesi annemin yanında Mehmette kaldı, sabaha karşı babama kan verilmesi gerekmiş, Mehmet vermiş kanı. Oğlan çok küçük olduğundan çok sık gidemiyordum hastaneye. O gün doktor annemi babamın yanına sokmuş. Babam destekle nefes alsada, kendine gelmiş, gözlerini açmış, annemin elini sıkmış, parmaklarını oynatmış, anneme gözleri ile işaret vermiş. Çok mutlu olduk, çok sevindik.
* Tarih 10.KASIM.2001 ; Cumartesi günü işyerinden izin alıp hastaneye gittim. Bütün günü orada geçirdim. Yoğun bakım kapısının önünde bir sürü insan var, kantin gece 12 de kapanıyor ve o insanların hepsi dar koridorda karşılıklı, yerlere kartonlar , minderler koyarak geceleri orada geçiriyorlar. Annemin yanında her gece ya Mehmet, ya eniştem, yada babamın kuzenlerinden birisi kalıyor. Babamın durumunda değişiklik yok, kendi kendine nefes alamıyor, solunum cihazına bağlı.
* Tarih 11.12.13.14.15.16 KASIM 2001 ; o hafta içi 2 gecede bir gidiyorum hastaneye ama değişen bişey yok. Hafta içi bir gece kardeşim hastaneden bana geliyor. Çok sevinçli, babam iyi diyor boynuma sarılıp , ağlıyoruz. Gece kendine gelmiş,yanına girmişler tek tek, tabi ağzında hortumlar olduğu için konuşamamış, ama kendindeymiş işte. Saçları yıkanmış, şampuan istemişler , tırnakları kesilmiş, süslemiş hemşireler onu, pamuk gibiydi diyor kardeşim. Çok ağlıyorum, ben gidemiyorum çünkü her gün, bebek küçük, gündüz çalışıyorum.
* Tarih 17.KASIM.2001 Cumartesi; yine sabahtan hastanedeyim, işden izin aldım. Bu gün yoğun bakıma çağırdıklarında ben girip babamı görücem diyorum anneme babamı. Babamın durumunda değişiklik yok, birgün iyi bir gün kötü, ateşi çıkıyor çok, onu düşürmeye çalışıyorlar, doktorun söylediği babam hiç çaba sarfetmiyor iyileşmek için, çok zayıf davranıyor, ona sık sık girdiğinizde konuşun diyor. Akşamüstü izin isteyip babamın yanına giriyorum, çookk uzun bir koridor geçiyorum, içeride her bölümün yoğun bakım odası var, babamın yattığı odayı buluyorum. Yine uzun bir oda karşılıklı yataklar var, kimi hasta uyuyor, kimisi kendinde, yürüyenlerde var. Babamın yattığı yatağın başında hemşire var, önce hemşireye gidiyorum, durumunu soruyorum. Ateşi var düşürmeye çalışıyoruz diyor, elini tutabilirmiyim diyorum, tabii diyor.
Başucuna gidiyorum babamın, başı diğer tarafa dönük, yarı yatar vaziyette, gözleri kapalı, yüzü kıpkırmızı, belliki ateşi yüksek. Elini tutuyorum, babam diyorum, kafasını zorlukla çeviriyor ve gözlerini açmaya çalışıyor. Çok kısık şekilde gözlerini açıyor, babammm bak biz hepimiz buradayız, lütfen iyileş yanımıza gel artık, annemde burda hiç ayrılmıyor diyorum. Ağlamamak için çok fazla sıkıyorum kendimi, damarlarım çatlayacak gibi oluyorum. Babamın heryerinden kordonlar geçiyor, sanki heryeri delik deşik olmuş. Bana bir şey anlatmaya çalışıyor, ağzındaki koca hortum yüzünden ağzının kenarı yara olmuş, hortumu çıkarmaya çalışyor. Sus diyorum, yorma kendini, seni çok seviyoruz, konuşamıyorum, sesim gidiyor , ağlamamak ve onu yormamak için çıkıyorum şimdi, annemde gelecek yanına diyorum, hiç tepki vermiyor. Kendimi dışarı atıyorum, son kez dönüp bakıyorum kapıdan babama, eli yataktan düşüyor, çok korkuyorum, hemşire başına gelip elini düzeltiyor, rahatlıyorum, çıkışta yoğun bakım doktorunun yanına giriyorum, durumu soruyorum. Annemler o doktorun hep olumsuz olduğunu söylüyolardı. Yine bana olumsuz konuştu, babanız iyi değil dedi. O koridorları ağlaya ağlaya koşarak çıktım. Çıkarken kendi kendime babam iyileşmeden birdaha yanına girmeyeceğimi söyledim. Onu öyle görmek istemedim bir daha. Ama gerçekten o görüşün babamı son görüşüm olduğunu bilmek, aklıma bile getirmek istemedim , malesefki öyle oldu :(
* Tarih 18-19-20-21-22 KASIM ; yine hafta içi bir iki gece hastaneye gidebildim. O hafta bir gün iyi bir gün kötü haberini aldım babamın. Arada solunum cihazından çıkarttıklarını ama desteksiz nefes alamadığını söylediler. Kendini çok saldı, sanki yaşamak istemiyor dedi doktorlar, hiç çabası yokmuş.En son Cuma gecesi anneme , yarın başka şekilde solunum desteği vericez, o zaman sizde yanında kalacaksınız ve ağzındaki hortumlar çıkacak sizinle konuşabilecek demişler. Çok sevindik.
* Tarih 23 KASIM 2001 Cuma , akşamüstü iş çıkışına yakın şirkete bir müşteri borcunu ödedi. İşden çıkarken diğer arkadaşa, parayı akşama sen al yanına dedim. Neden , dedi , Ne bileyim sen al işte belki ben yarın gelemem dedim. (Hissetmişim işte ) .Akşam işden çıktım, oğlana o gün ananem bizim evde baktı, hemen eve çıktım. Havada acayip lodos var, ananeme sen dolmuşlarla gitme yemek yiyelim Mehmet seni bırakır dedim. Yemek yedik beraber, mutfak camının kenarına geçtim, dışarıdan esen rüzgarın sesini dinledim. Sıkıcıydı, Mehmete , beni hastaneye götür dedim, yapma şimdi yarın gideceksin zaten dedi. O zaman kardeşin götürsün dedim. Oda yeni ehliyet aldı, bak sabaha gideceksin zaten dedi, götürmedi. Sonra , ananem gitmek istedi evine, ama öyle sıkıntılıydımki ananeme sürekli ikramlar çıkardım, biraz daha otursun diye. Kal gece dedim, yok dedi , gideyimde yarın hastaneye beraber gidelim. Yolcu ettim ananemi, eşim onu bırakıp geldi. Sonra yattık , gerisini zaten burada yazmışım 2 sene önce ....
İşte arkadaşlar, bu aralar bu ruh hali içerisindeyim, her seneki KASIM ayında olduğu gibi, gün gün yaşıyorum 8 sene sonra bile olsa. Uzun oldu yazı, iç karartıcı oldu, ama bu KASIM ayıda bana öyle uzun geliyorki anlatamam. Gün gün yaşadıklarımızı yazmak istedim.
Sevgili Gamzeli Anne sobelemiş beni bu arada, niye blog yazıyorum konusunda. Cevaplamak istedim bu arada onuda ,
İşte bunun için , yaşadığım kötü günleri böyle uzun uzun yazdığım halde bıkmadan okuyup bana yazacağınız yorumları okumanın benim için çok değerli olduğu, bana güç kattığı için. Benimle malesef bu konuda aynı kaderi yaşayan bir çok arkadaşımın burada beni anladığı için.
Hani gerçek yaşamda arayamazsın ya arkadaşını uzun süre, sonra canın sıkkın olduğunda ararsında , sana , ne o işin düştüdemi aradın, nerelerdesin şimdiye kadar diye baştan bir kapris yaparlar. Kalkıp bir aydır yazmadığım halde böyle uzun bir iç döküş yaptığımda buraya yorum yazan hiç bir arkadaşımdan aynı tepkiyi görmeyeceğimi bildiğim için.
Burada okuduğum pek çok pasta börek çörek tarifini evimde uyguladığımda , ımmmm ellerine sağlık , szöünü duyduğum için.
Pek çok anneden , pek çok bilgiler öğrendiğim için.
Yazmayı , okumayı sevdiğim için , yazıyorum ve sanırım uzunca bir sürede yazıcam....
Bende tatlişko Berkay cığın annesi Figen i sobeliyorum bu konuda ve kaçıyorum şimdilik...