böğürtlengözlü oğlum benim

27 Kasım, 2008

ÖMRÜMÜ YEDİN BE OĞLUM...


Dün akşan iş çıkışına yakın annem aradı, bana geleceğini söyledi telefonda. Bende bu hafta patronun gözünde izinliyim ya ,işden erken çıkıyorum , geç geliyorum şeklinde bir hafta geçiriyorum. Neyse , anneme dedim , iyi o zaman bende 17:30 arabasına binersem 18:15 gibi evde olurum, Tolga yıda dedesi alıyor okuldan, kayınpederimide ararım, zaten okul 17:50 de dağılıyor, evin oraya gelene kadar 10 dk. geçer, 15 dk.da kapımızın önünde oyalanılırlar, evde buluşuruz.

Plandaki gibi ben 17:30 da otobüse bindim, hatta biraz daha erken gidebileyim diye farklı otobüslere bineyim dedim. Saat 17:50 de yani tam okulun dağılış saatinde kayınpederimi aradım. Konuşma aynen şu ;
- Baba , napıyorsun.
(Baştan fire verilmemeye çalışılıyor)
- İyiyim .
-Çıktımı oğlan.
- Burcuuu, Tolga çıkmış okuldan , göremedim ben, şimdi yolda koşturuyorum, nerde bilmiyorum.
O an kafamdan aşağı kaynar sular döküldü , dilim tutuldu, kalbim sıkıştı, sadece beni arayın diyebildim, kapadım telefonu.
Otobüsten atayım dedim kendimi , nereye atıcam, atsam en fazla arkadan gelen diğer otobüse binicem, oda ne zaman gelir ?
O otobüsü sırtımda sanki ben taşır gibi yola devam ettim,bir yandan nasıl dualar ediyorum, Allahım sen onu koru , bişey gelmesin başına diye. Bu arada komşumu aradım, anlatıyorum ya bizim apartmanda, çocukları ile Tolga arkadaş, hepsi aynı okuldalar, belki o karşılaşmıştır diye , yok oda açmıyor telefonunu .Aradan 10 dk. falan sonra (ama bana sanki günler geçmişcesine uzun gelen bir 10 dakika) telefonum çaldı, baktım kayınpederim, besmelelerle açtım telefonu ,

- Burcu , merak etme, bizim eve gitmiş, annen aradı şimdi.

- Tamam ben geliyorum size baba,

dedim kapadım telefonu, ama bu sefer bende bir sinir boşalması yaşandı, eli ayağım titriyor, midem bulanıyor, bide salak otobüs sözde kısa olsun diye bindik, taaa arka sokakları falan dolaşmaz mı ? Ama belkide iyikide dolaştı bu arada benim o sinirler yavaş yavaş toparlandı , yoksa Tolga yı o sinirle eve gidince duvara yapıştırmayı düşünüyordum.

Neyse, ulaştım kayınvalidemlere , girdim, yazık kayınpederimin yüzü hala sapsarı oturuyor, kaynanam , çok üstüne gitme ben çok söylendim,üzgün zaten oda dedi. Dedim, valla dua etsin ki azıcık yatıştım yoksa dövmeye o kadar karşı olan ben, dedim canını yakayım ki bir daha aklına estiği gibi davranmasın.

Efendim, benim uyuşuk oğlan, zil çaldığı gibi fırlamış okuldan (her zaman en arka çıkar) , o arada belki bir dakika falan geç kalmış olabilir dedesi, ama komşumun dediğine göre, ben okula gittiğimde dedesi ağacın altında (okul çıkışında buluşma yeri) bekliyormuş. Nasıl buluşamadılar anlamış değilim ama Tolga nın ifadesine göre , ben dedemi bekledim (bence atıyor) , bakmış ki dedesi yok , çıkmış gelmiş. Kayınpederim, beklemiş beklemiş bizim oğlan yok , sınıfa çıkmış belki oyalanıyor diye, sınıfta bir tek öğretmen var, oda nasıl olur hep beraber çıktılar burdan arkadaşları ile deyince adamcağız kendini sokaklara atıyor, yolda komşumu görüyor, o kadıncağızda hemen çocuklarını eve bırakıp tekrar okula kadar gidiyor Tolga arıyorlar.Apartmandan bir iki kadın daha duyuyor, herkes sokaklarda kalıyorlar.
Bu arada babannesinin ağzından anlatayım dinleyin.
Kadıncağız, saat 18:00 da evinin zili çalıyor, normalde 18:15 i buluyormuş dedesi ve Tolga nın gelmesi eve (eşşek normalde ağır aksak yürür, nasıl öyle becermiş hızlı yürümeyi), şaşırıyor, açıyor kapıyı, bakıyor ki Tolga elinde birde ekmek var.
- Bak babanne akşam ekmeğimizide aldım , (nerden akıl etsin sen deli oğlan ) demiş.
Kadıncağızda sanmışki her geceki gibi dedesiyle gelirken yoldan ekmek aldılar, dedesi aşağıda takıldı Tolga da eve çıktı. Eee oğlum deden nerde demiş. Ben okulda onu görmedim kendim geldim deyince kadıncağız hemen telefona yapışıp dedeyi arıyor oğlan geldi diye. Adamcağız artık oyun parklarına bakıyormuş :( Bu arada tekrar okula kadar giden komşum geri dönüşte kayınpederimi göremeyince sora sora onların evini buluyor, bakıyorki Tolga babannede oda evine gidiyor. Gece Allah razı olsun demek için aradığımda, başım çatlıyor çok fena oldum, çok korktum Burcu dedi. Canım yaa, komşular geçmiş olsuna kapıya geldiler, hatta her gelen dedeniz çok fena olmuştu deyince baktım Tolgada başladı , nolmuş dedeme diye paniklemeye.
Dövmedim Tolga yı ama çok fena bağırıp kızdım ve birazda kulağını çektim, küpe olsun bu kulağına diye. O ağladı ben ağladım, gece anneme anlattım, Allahtan oda o hengameye gelmemiş, gelipde sokaklarda Tolga aranıyor diye duysaydım komşularından ,düşer bayılırdım diyor. Ben durdukça gece afaganlar bastı, 2-3 kere kayınpederimi aradım, sonuçta Allah razı olsun en paniği korkuyu o yaşadı ki üstelik kalp ameliyatı geçirmiş bir insan. Yazık onlarda bana, hadi korkmada seninde hastalığın tekrarlamasın diyorlar.
Babannesinin dediğine göre aslında Tolga o kadar mutluymuş ki, kendi başına geldi hatta ekmek bile getirdi eve. Dedim oğlum seni buradan salsam sen ananene bile gidersin, olay o değil, ben biliyorum senin gelip gidebileceğini ama bak anlaşma öyle değildi, biz o ağacın altında bululacaktık, oraya deden olmasa ben, ben olmasam, babannen,amcan,baban,ananen biri biri gelir mutlaka kimse seni okulda bırakmaz. Gerekirse sabaha kadar bekliyeceksin sen o ağacın altında mutlaka seni tutki asla olmazya gelmedik almaya, bir öğretmenin seni görür ve mutlaka bize ulaşır, gelin çocuğunuzu alın diye vs.vs. anlattım, anlattım...
Allahım anlattıkça korkuyorum ve bir daha herşeyin hayırlısı diyorum, iş bakımından yani, artık oğlan büyüdü, zapdetmek zorlaşıyor, o dedeye, babanneye yazık, bu yaşta insanlar uğraşıyorlar, en azından ben durayım başında çocuğumun, zaten diğer iş ile ilgili görüşme hafta sonuna kaldı, benim tek şartım saatleri olacak anlaşırsak, artık oğlanı ben almak istiyorum okuldan.
Allahım kimseyi evladı ile sınamasın, çok korktum çookkk...

24 Kasım, 2008

İYİMİ OLDUKİ ? BİLEMEDİM BEN ŞİMDİ...

Geçmedi daha şu KASIM , geçecek işallah, hatta bugün en kötü günü ...
Sabah arkadaşım geldi büroya , 3 yaşında kızı var, anaokulunda ilk senesi, heyecanla dedi ki ;
- Bugün öğretmenler günü, kızım heyecanlandı, çiçek aldık ilk öğretmenine.
Ne güzel dedim, ben unutmuşum , aslında ben 8 senedir unutuyorum bu günü. Çünkü ben 8 sene önce bu gün babamı toprağa verdim.
Çok üzüldü arkadaşım, bende üzüldüm aslında onu üzdüğüm için , ama yok işte oldu bikere...

Bu bahsettiğim arkadaşım varya , benim 12 yıllık iş hayatımda şöyle kafamın uyuştuğu, her şeyi paylaşabildiğim bir arkadaş. Hatta , geçen gün konuşurken , annesinin ve teyzemin çok samimi arkadaş olduklarını öğrendik :) Çok büyük tesadüf ama zaten çok iyi anlaştığımızdanda belli dedik, geçmişimiz varmış bizim :) Ben ilk 8 sene bir do.ğalgaz firmasında, son 4 senedirde bir mü.hendislik firmasında çalıştığımdan tek bayan ben oldum. Diğer firmada gelen bir kaç bayan oldu ama onlarında yaşları bayağı bir küçüktü, ne kadar iyi anlaşsamda mutlaka bir yerden bu yaş farkı belli etti kendini. Ama gerçekten kendime iyi bir iş arkadaşı buldum derken şimdi onu kaybediyorum. Neden mi ? Çünkü bizim şirket kapanıyor....

Hani son zamanlarda diyordum ya , ammaann bıktım çalışmaktan , offf bişey olsada çıksam işden, evde otursam diye . Ahanda işte bitti şimdi , çıkıyorum bu hafta sonu. Son 15 gündür az çok biliyordum aslında biteceğini, arkadaşlarla sürekli görüşülüyor, onlar kendine iş falan bakıyorlardı , ama bana bir şey denmediği için bende ses etmiyorum. Hatta bu kapanışın yılbaşını bulacağını hatta belki geçeceğini bile düşünüyordum. Takii geçen Cuma ya kadar.

Cuma günü benide görüşmeye çağırdı , artık bu işi yapamayacağını , yorulduğunu , kapatacağını söyledi. Ne zaman dedim, bu ay sonu yada bayramda el sıkışmak istediğini belirtti . Aslında diyordum ya hani haberim vardı kapanacağından diye, ve benimle konuşana dek hep gırgıra aldım, hatta madem öyle konuşsa,çıkışımı verse bir an evvelde , bende bir kaç ay evde oturup dinlensem deyip durdum, ama Cuma gecesi konuşunca kendimi çok kötü hissettim. Sonuçta şu en az bir kaç sene çalışma lazım benim ve burası , bildiğim yer , bildiğim insanlar , iş kendi işim gibiydi. 4 sene , azda değil. Topu topu son zamanlar 3 kişiydik çalışan, az olduğumuz içinde öyle aramızda hır gür yokdu, herkesin işi ayrı, herkes işinde gücündeydi. Neyse sağlık olsun, yapacak birşey yok, bende madem öyle, bende bu hafta sonu ayrılıcam, bari evde bayram temizliğimi yaparım dime ama :)

Benim işe girdiğimde burada Teknik müdür konumunda bir bey vardı, hatta yazılarımdada bahsetmiştim, patron onunla konuşmadan beni işe almamıştı. İşte bu bey geçen sene askere gitti ve dönüşünde şirket ona çıkış verdi. Oda beni 2-3 gün önce aradı ve kendine işyeri açmayı düşündüğünü ve benimde buradaki görevim bitince mutlaka benimle görüşmek istediğini söyledi, yani Allah bir kapıyı kapatıyor, diğerini açıyor çok şükür. Yarın da Tolga yı dişçiye götüreceğim , zaten patron geçen konuşurken bu hafta benim onun gözünde izinli sayıldığımı söyledi, yeni iş bakmam için. Bende dişçiden sonra gidip iş görüşmemi yapacağım, bakalım hayırlısı :) İşallah arada şöyle bir kaç hafta ara verilirde azıcık evimde dinlenirim.
Aslında bu iş olmasaydı eğer , eşimin yanına da gitmeyi düşünüyordum, yanındaki kız hamile ve işden ayrılacak yakında tekrarda çalışmayacakmış. Bakalım öbür iş olmassa böylede bir seçeneğim var.

İştee benden haberler şimdilik bu kadar ...

15 Kasım, 2008

KASIM


Yazamıyorum bu aralar, sevmiyorum bu KASIM ı, aslında yazacak çok şeyler var ama yazamıyorum işte, geçsin diye bekliyorum bu kasvetli KASIM. Neden mi ?

* Tarih 01. KASIM. 2001 Perşembe : Babam ve annem, babamın efor testi olması için babamın kullandığı arabaya binip Fakülteye gidiyorlar. Annem evden çıkmadan yemekte yapıyor babamın istediği şekilde, akşama yeriz diye.Hastane dönüşünde halısının kenarlarındaki püskülleri diktirtmek için halıyı bile arabaya yüklüyorlar , evden çıkıyorlar. Oğlum 3 aylık, ben yeni işe başladım, akşamüstü civarı telefonum çalıyor. Annem ;
- Burcu , korkma kızım bişey yok ama , babanı hastaneden salmadılar, yatırdık, ama iyi, sen herkese haber ver .
Hemen herkes panik içinde haberdar ediliyor, akşamı hastaneye gidiliyor. Girdiği efor testinde yeniden kriz geçiren babamı apar topar yatış yaptırıyorlar, ve acilen anjıo deniliyor.

* Tarih 06.KASIM.2001 salı ; Babama anjıo yapılıyor. Öğlen yemek saati kayınvalideme gidip oğluşumu emziriyorum, dönüş yolunda hastaneden telefon geliyor, babama ameliyat denilmiş. Ağlayarak işyerine giriyorum, arkadaşlar moral veriyor, korkma artık çok yapılıyor bu ameliyatlar, çok başarılı sonuçlar alınıyor. Bu arada benim o zaman çalıştığım şirketin fakülte ile iş bağlantıları var, oradan tanıdık profesör bulunuyor, her şeyden önce insan birisi, sağolsun hastanede gelip o benim babamı buluyor. Ameliyatını ben yapıcam diyor,korkma diyor babama moral veriyor.
Çıkan sonuca göre 4 damar tıkalı ve en kötüsü ana damar % 90 tıkalı. Saatli bombasın diyorlar babama, ayağa bile kalkmak yasak, acil ameliyat. Akşamüstü hastanedeyiz hepimiz, babam yatağında, tombili yanakları al al, kanlı canlı oturuyor yatakta. Ameliyat öncesi 6 kişiden kan isteniyor, sadece kan grubu tutması yetersiz, bazı tetkikler yapılacak , dokularında tutması mühim. Bu tutan kişilerden 3 ü ameliyattan bir gece önce gelip kan verecek, 3 kişiside ameliyat sırasında hazır bekleyecek , taze kan ihtiyacı olabilir. Hemen haber salınıyor, eniştemin çalıştığı fabrikadan ve benim işyerinden arkadaşlar geliyor. Bu arada aslında bizim tüm ailenin kan grubu aynı ama yapılan tetkiklerde, ben yeni doğum yaptığım için veremiyorum, ablam ve kardeşimin kanlarındada grip virüsü bulunuyor sadece annem ve Mehmet verebilir. Gece dışardan gelen kişilerden hangisinden kan alınabilir belli oluyor.

* Tarih 07.KASIM.2001 Çarşamba ; Bugün benim doğumgünüm, anne olarak ilk doğumgünüm ama ben mutsuzum hemde çok, içim yanıyor. Ertesi gün babam saat 11 civarı ameliyata girecek. Kan verecek 6 kişi belli oldu. Üçünü eniştem hastaneye götürdü geceden versinler diye, diğer taze kan vereceklerden biri eşim, diğeri benim iş arkadaşım, diğeride babamın kuzeninin iş arkadaşı. Onlarıda yarın biz hastaneye götürücez ve ameliyat boyu onlarda bekleyecek.
Akşam işten çıkmışım, oğlana kayınvalidem baktığı için bende iş çıkışı oradayım, eşimi bekliyorum gelip bizi alsında eve gidelim diye. Küçük odada hem ağlıyorum hem emziriyorum oğlumu, dualar ediyorum ertesi gün için.
* Tarih 08.KASIM.2001 Perşembe; Saat 10:30 , kan vereceklerle birlikte hastane yolundayız, hava çok yağmurlu, eşim arabayı hızlı kullanıyor, ve yolda kötü bir kaza yapmak üzereyken çok şükür bir şey olmuyor. Hastanede odasının kapısında ablam halam ve kardeşim bekliyor. Babamı hazırlıyorlarmış ameliyata. İçeriden hastabakıcı çıkınca biz giriyoruz. Babama yeşil önlük giydirmişler, bacakları falan kırmızı ilaçlanmış. Babam heyecanlı, biz titriyoruz. Girdiğim gibi babamın yanaklarına okkalı bir öpücük veriyorum annem kızıyor, mikrop falan gelmesin diyor. Ananem, dayım, halam, herkes orada , dayım çok espiriler yapıyor babamı sakinleştiriyor sağolsun.
Saat 02:30 civarı bize yavaş yavaş yaklaşan sedye sesi geliyorkoridorlardan. Anlıyoruz, sıra babamda, götürmeye geliyorlar. Herkesin boğazında bir düğüm, biz 3 kardeş ve halam koridora çıkıyoruz. Sedyeyi kullanan hastabakıcı, hadi bakalım Tuncay bey mersedesin geldi kapıya diye espri yapıyor. Saat 02:45 , odadan mersedes sedyesi ile babamı çıkarıyorlar, oturur vaziyette babam, annem elini tutuyor, Korkma Tuncayım, Allaha emanet ol, biz hep burdayız diyor.
Sedye önümüzden geçiyor, babamla göz göze geliyoruz, sıkıyor dişlerini, gülümsemeye çalışıyor, bize el sallıyor, bizde el sallıyoruz.
Ameliyathaneler üst katta ama siz alt kattaki kantinde bekliyorsunuz , size acil bir şey olduğunda anons ediliyor deniyor. Zaten ameliyat en az 3-3,5 saat sürecek deniliyor.
Kantine giriyoruz, ananem Yasin okuyor, saatler öyle böyle geçmeye çalışıyor. Ablam ameliyathanenin önünde çok insanın beklediğini söylüyor. Hep beraber çıkıyoruz ameliyathane kapısına. Bu arada babamın kuzenleri, eşleri falan derken hemen hemen 25 kişi civarı oluyoruz.

Ameliyathanelere kocaman bir kapıdan giriliyor, ve o kapı upuzun bir koridora bakıyor. İçeride kimbilir kaçtane ameliyat var, ameliyattakilerin yakınları ,bizlerde dahil o uzun ve dar koridorlarda bekleşiyoruz. Bazen o koca kapılar açılıp, isim söyleniyor, ameliyat bitti, aşağı kata yoğun bakıma indiriyoruz diye, sarmaşıyor yakınları, sevinç gözyaşları ile alt kata iniyorlar.

Saat 6-7-8 oluyor, artık herkes gergin, bu arada 1 tane taze kan isteniyor. Ameliyathane koridorlarında bekleyen refakatçılar azalıyor, çoğu ameliyat bitmiş. Birden o uzun,loş koridorda kısa boylu bir erkek gölgesi görüyorum, bize doğru yaklaşıyor. Dahada yaklaşınca doktorumuz olduğunu anlıyorum, hemen koşuyoruz ablamla yanına;

- Geçmiş olsun, zor bir ameliyattı ama bitti, şu an dikişleri atılıyor babanızın, yarım saate kadar çıkarıcaklar ameliyattan, yoğun bakıma girecek , dedi.

Peki nasıl geçti

Zor bir ameliyattı, babanızın durumu bayağı ciddi idi, damarları kireçlenmede yapmış, temizledik hepsini ama bundan sonra çok dikkat ederceksiniz babanıza, en iyi geçen ameliyatta bile biz en az 3 gün yoğunbakımda tutarız, babanız dahada fazla kalabilir .

Hemen heyecanla, hastane içine dağılan yakınlara müjdeli haberler verildi ve yine ameliyathane koridoruna toplaşıldı. Saat 08:30 oldu artık yine gerginlik başladı , tüm ameliyatlar bitti, bekleyen tek biziz hastamızı. Saat 9 a doğru, koca kapılar açıldı, babamın ismini bağırdı bir bey, hemen koşturduk hepimiz başına ;

- Ameliyat esnasında sorun oldu, tekrar ameliyata almak zorunda kaldık, acil taze kan lazım, hemen kan merkezine insin verici...

Annem bastı feryadı, gitttiiiiii diye, ben sadece dondum, tepki yok. Az sonra toplayınca kafaları, doktorun ameliyattan çıktığı geldi aklımıza, çok panikledik o an, oraya buraya, aracı tanıdıklara tel.açıp doktorun numarasını bulduk ettik ama ulaşamadık. Az sonra yine koca kapılar açıldı, baktıkki sağolsun yine doktorumuz, maskesi bile ağzında.

- Dikişler atılırken kalbi durmuş, beklediğimiz bir şeydi, şu an sorun yok, yine dikişler atılıyor, size haber için çıktım , dedi.

Saat 11 civarı koca buzlu camlı kapıların arkasından gölgeler gözüktü, hepimiz üşüştük, kapılar açıldı, babam sedyede yetıyor, aşağı kata yoğun bakıma indiriyorlardı. Doktorla tekrar görüştük, geçmiş olsun dedi. Babam sarı gibi geldi rengi, uyuyordu, sedyenin başında bir sürü makinalar vardı. Babam asansöre bindirilince bizde merdivenlerden koşa koşa yoğun bakım odalarının bulunduğu yine upuzun koridora bakan koca kapıların önüne indik. Koridorun taaa öbür ucundan babam yattığı sedyeyi taşıyan yaklaşık 10 kişi minik minik adımlarla sanki sedyeyi uçurur gibi hiç sarsmadan taşıyorlardı. Koridorları inleten , babamın kalp atışlarının dinlendiği makinanın sesi vardı.

* Tarih 09. KASIM.2001 ; Öğleye kadar işyerinde çalıştım, ameliyat gecesi annemin yanında Mehmette kaldı, sabaha karşı babama kan verilmesi gerekmiş, Mehmet vermiş kanı. Oğlan çok küçük olduğundan çok sık gidemiyordum hastaneye. O gün doktor annemi babamın yanına sokmuş. Babam destekle nefes alsada, kendine gelmiş, gözlerini açmış, annemin elini sıkmış, parmaklarını oynatmış, anneme gözleri ile işaret vermiş. Çok mutlu olduk, çok sevindik.

* Tarih 10.KASIM.2001 ; Cumartesi günü işyerinden izin alıp hastaneye gittim. Bütün günü orada geçirdim. Yoğun bakım kapısının önünde bir sürü insan var, kantin gece 12 de kapanıyor ve o insanların hepsi dar koridorda karşılıklı, yerlere kartonlar , minderler koyarak geceleri orada geçiriyorlar. Annemin yanında her gece ya Mehmet, ya eniştem, yada babamın kuzenlerinden birisi kalıyor. Babamın durumunda değişiklik yok, kendi kendine nefes alamıyor, solunum cihazına bağlı.

* Tarih 11.12.13.14.15.16 KASIM 2001 ; o hafta içi 2 gecede bir gidiyorum hastaneye ama değişen bişey yok. Hafta içi bir gece kardeşim hastaneden bana geliyor. Çok sevinçli, babam iyi diyor boynuma sarılıp , ağlıyoruz. Gece kendine gelmiş,yanına girmişler tek tek, tabi ağzında hortumlar olduğu için konuşamamış, ama kendindeymiş işte. Saçları yıkanmış, şampuan istemişler , tırnakları kesilmiş, süslemiş hemşireler onu, pamuk gibiydi diyor kardeşim. Çok ağlıyorum, ben gidemiyorum çünkü her gün, bebek küçük, gündüz çalışıyorum.

* Tarih 17.KASIM.2001 Cumartesi; yine sabahtan hastanedeyim, işden izin aldım. Bu gün yoğun bakıma çağırdıklarında ben girip babamı görücem diyorum anneme babamı. Babamın durumunda değişiklik yok, birgün iyi bir gün kötü, ateşi çıkıyor çok, onu düşürmeye çalışıyorlar, doktorun söylediği babam hiç çaba sarfetmiyor iyileşmek için, çok zayıf davranıyor, ona sık sık girdiğinizde konuşun diyor. Akşamüstü izin isteyip babamın yanına giriyorum, çookk uzun bir koridor geçiyorum, içeride her bölümün yoğun bakım odası var, babamın yattığı odayı buluyorum. Yine uzun bir oda karşılıklı yataklar var, kimi hasta uyuyor, kimisi kendinde, yürüyenlerde var. Babamın yattığı yatağın başında hemşire var, önce hemşireye gidiyorum, durumunu soruyorum. Ateşi var düşürmeye çalışıyoruz diyor, elini tutabilirmiyim diyorum, tabii diyor.

Başucuna gidiyorum babamın, başı diğer tarafa dönük, yarı yatar vaziyette, gözleri kapalı, yüzü kıpkırmızı, belliki ateşi yüksek. Elini tutuyorum, babam diyorum, kafasını zorlukla çeviriyor ve gözlerini açmaya çalışıyor. Çok kısık şekilde gözlerini açıyor, babammm bak biz hepimiz buradayız, lütfen iyileş yanımıza gel artık, annemde burda hiç ayrılmıyor diyorum. Ağlamamak için çok fazla sıkıyorum kendimi, damarlarım çatlayacak gibi oluyorum. Babamın heryerinden kordonlar geçiyor, sanki heryeri delik deşik olmuş. Bana bir şey anlatmaya çalışıyor, ağzındaki koca hortum yüzünden ağzının kenarı yara olmuş, hortumu çıkarmaya çalışyor. Sus diyorum, yorma kendini, seni çok seviyoruz, konuşamıyorum, sesim gidiyor , ağlamamak ve onu yormamak için çıkıyorum şimdi, annemde gelecek yanına diyorum, hiç tepki vermiyor. Kendimi dışarı atıyorum, son kez dönüp bakıyorum kapıdan babama, eli yataktan düşüyor, çok korkuyorum, hemşire başına gelip elini düzeltiyor, rahatlıyorum, çıkışta yoğun bakım doktorunun yanına giriyorum, durumu soruyorum. Annemler o doktorun hep olumsuz olduğunu söylüyolardı. Yine bana olumsuz konuştu, babanız iyi değil dedi. O koridorları ağlaya ağlaya koşarak çıktım. Çıkarken kendi kendime babam iyileşmeden birdaha yanına girmeyeceğimi söyledim. Onu öyle görmek istemedim bir daha. Ama gerçekten o görüşün babamı son görüşüm olduğunu bilmek, aklıma bile getirmek istemedim , malesefki öyle oldu :(

* Tarih 18-19-20-21-22 KASIM ; yine hafta içi bir iki gece hastaneye gidebildim. O hafta bir gün iyi bir gün kötü haberini aldım babamın. Arada solunum cihazından çıkarttıklarını ama desteksiz nefes alamadığını söylediler. Kendini çok saldı, sanki yaşamak istemiyor dedi doktorlar, hiç çabası yokmuş.En son Cuma gecesi anneme , yarın başka şekilde solunum desteği vericez, o zaman sizde yanında kalacaksınız ve ağzındaki hortumlar çıkacak sizinle konuşabilecek demişler. Çok sevindik.

* Tarih 23 KASIM 2001 Cuma , akşamüstü iş çıkışına yakın şirkete bir müşteri borcunu ödedi. İşden çıkarken diğer arkadaşa, parayı akşama sen al yanına dedim. Neden , dedi , Ne bileyim sen al işte belki ben yarın gelemem dedim. (Hissetmişim işte ) .Akşam işden çıktım, oğlana o gün ananem bizim evde baktı, hemen eve çıktım. Havada acayip lodos var, ananeme sen dolmuşlarla gitme yemek yiyelim Mehmet seni bırakır dedim. Yemek yedik beraber, mutfak camının kenarına geçtim, dışarıdan esen rüzgarın sesini dinledim. Sıkıcıydı, Mehmete , beni hastaneye götür dedim, yapma şimdi yarın gideceksin zaten dedi. O zaman kardeşin götürsün dedim. Oda yeni ehliyet aldı, bak sabaha gideceksin zaten dedi, götürmedi. Sonra , ananem gitmek istedi evine, ama öyle sıkıntılıydımki ananeme sürekli ikramlar çıkardım, biraz daha otursun diye. Kal gece dedim, yok dedi , gideyimde yarın hastaneye beraber gidelim. Yolcu ettim ananemi, eşim onu bırakıp geldi. Sonra yattık , gerisini zaten burada yazmışım 2 sene önce ....


İşte arkadaşlar, bu aralar bu ruh hali içerisindeyim, her seneki KASIM ayında olduğu gibi, gün gün yaşıyorum 8 sene sonra bile olsa. Uzun oldu yazı, iç karartıcı oldu, ama bu KASIM ayıda bana öyle uzun geliyorki anlatamam. Gün gün yaşadıklarımızı yazmak istedim.


Sevgili Gamzeli Anne sobelemiş beni bu arada, niye blog yazıyorum konusunda. Cevaplamak istedim bu arada onuda ,

İşte bunun için , yaşadığım kötü günleri böyle uzun uzun yazdığım halde bıkmadan okuyup bana yazacağınız yorumları okumanın benim için çok değerli olduğu, bana güç kattığı için. Benimle malesef bu konuda aynı kaderi yaşayan bir çok arkadaşımın burada beni anladığı için.

Hani gerçek yaşamda arayamazsın ya arkadaşını uzun süre, sonra canın sıkkın olduğunda ararsında , sana , ne o işin düştüdemi aradın, nerelerdesin şimdiye kadar diye baştan bir kapris yaparlar. Kalkıp bir aydır yazmadığım halde böyle uzun bir iç döküş yaptığımda buraya yorum yazan hiç bir arkadaşımdan aynı tepkiyi görmeyeceğimi bildiğim için.

Burada okuduğum pek çok pasta börek çörek tarifini evimde uyguladığımda , ımmmm ellerine sağlık , szöünü duyduğum için.

Pek çok anneden , pek çok bilgiler öğrendiğim için.

Yazmayı , okumayı sevdiğim için , yazıyorum ve sanırım uzunca bir sürede yazıcam....

Bende tatlişko Berkay cığın annesi Figen i sobeliyorum bu konuda ve kaçıyorum şimdilik...