böğürtlengözlü oğlum benim

28 Ocak, 2008

GRiP VE KARNE


Günümüzün meşhur salgını olan, öksürüklü grip hastalığına sonunda tüm inatlarıma rağmen bende tutuldum. Hastalığın seyri , önce 1-2 gün özellikle sabahları boğazda yanma ve yutkunurken acıma hissi, ardından burun yanması, ve sonuç salya sümük,öksürük...
Salı günü boğazımdaki yanma şikayetiyle sabahtan sağlık ocağına gittim,ilaç yazdırtmak için. Sağolsun Doktor Bey yerinden kalkmaya tenezzül etmeden bendeki hastalığı teşhis etti. Gribe yakalanıyorsunuz dedi ve grip ilacı verdi. Grip olmak önemli değil benim için ama uzun süren gribin arkası bronşitimi azdırdığı için antibiyotik içmek istedim ama yazmadı gerekli değil dedi. Neyse verdiği ilaçlarla, yorgan döşek yatmadan, ayakta atlatmaya çalışıyorum.
Cuma günü karnemizi aldık bizde. Ben gidemedim, bir gün önce okul girişi yaptıkları anonsda saat 3 - 3:30 gibi karneleri dağıtıcaklarını, velilerin ona göre çocuklarını almalarını söylemişler. Tolgayı ananesi aldı o gün. Karnemiz pek güzel maşallah, umarım hep böyle güzel karneler görürüz. Öğretmenimiz bir önceki yaptığı veli toplantısında bu dönem tüm karnelerin çok güzel olduğunu söylemişti. Geçen dönemki amaç çocuklara okuma ve yazmayı söktürmekti, 1 çocuk hariç hepsi öyle böyle söktüler okumayı demişti.En son verdiği 3- 4 ödevde , 70-75 kelimelik hikayeleri zaman tutarak okutun diyordu. Altındaki notta , dakikada 60 kelime normal okuma olarak belirlenir diyordu. Ama biz 75 kelimeyi tam 8 dakikada okuyunca, okuma hızının çok yavaş olduğunu annem, öğretmenine söylemiş. Öğretmende , geçen dönemki görevimiz okumayı sökmekti, önümüzdeki dönemde bol bol okuyarak hızımızı artırmak görevimiz olacak , merak etmeyin düzelecek hepsi demiş de yüreğime su serpmiş :) Çünkü arada bayağı bir vakit var 1 dakika nerde 8 dakika nerde...
Karne günü çocuklar ellerinde karneleri güle oynaya sınıftan çıkarken, benim duygularını belli etmeyen oğlum, gayet sakin çıkmış sınıftan. Annem oğlum nerde karnen deyince, ee işte burda demiş. Karneyi gayet güzel dosyasına koyup onuda çantasına koymuş. Annem sorunca göstermiş :) Eve gelincede ben sordum nerde karnen diye. Bilmem diye cevap aldım. Allahım bu erkek çocuklarının hepsi mi böyle acep. Kız çocukları bıcır bıcır konuşurken, hoplayıp zıplarken benim oğlan tepkisiz , ağzından kerpetenle laf alıcaz nerdeyse. Geçenlerde bir akşam okula Tolga yı almaya gittiğimde sınıf kapısının önünde diğer veliler muhabbette idi. Bizim öğretmen , ödevi güzel yazanlara , ogünkü diğer çocukların ödevlerini kontrol etme görevi verip, güzel yazmaya teşvik ediyormuş.
- Ayy bizim kızı sorma öyle özenli yazmaya başladı ki falan diye muhabbetteydi bunlar.
Bende muhabbete katılıp, bak benim hiç haberim yok, anlatmamıştı dediğimde, diğer bir veli bana dönerek ;
- Yaa seninde oğlun var dime, dedi.
Bende evet dedim.
- Sorma benimkide oğlan hiç bahsetmiyor olanlardan, erkek çocukları böyle heralde demişti..
Neyse işte ağır abi bizimkiler :)
Dün evde temizlik ve bazı temel gıda maddelerimiz tükendiği için , alışveriş listesi yapıp , kocamın eline tutuşturdum. Tolga ile birlikte biz alışveriş yaparız sende yat dinlen dedi sağolsun. Bir gün önceden yemeğimde vardı, evide derinlemesine olmasada derleyip topladığım için bu fikir süper geldi bana. Arkalarından , yatak topla, kahvaltı sofrası topla, çamaşır at makinaya gibi ufak tefek işleri yaptığımda baktımki saat 16:00 oluvermiş. Kendimi Tolganın yatağına attım. Yatağı kalorifer peteğinin yanında olduğundan o sıcakla bir uyumuşum , sanki 5-6 sattlik uyku gibi geldi. Çalan zil sesine baktığımda aslında 1,5 saat uyuduğumu gördüm, ama demekki dinlenerek ve rahat bir uyku çekmişim.
Annemler, İstanbula gitsekmi,iptalmi etsek derken (kar yağışı yüzünden) sabah 10 arabası ile yola çıktılar. Sanırım bu saatlerde artık varmışlardır.Bursa da henüz kar yağışı falan yok. Ama sabah patronum Ankara dan arayıp, buraları felaket karlı, cesaret edip çıkamadım yola dedi.
İşte bizden haberler böyle, aman sizde kendinize dikkat edinde benim gibi hastalanmayın, atması zor oluyor, insanı paçavra gibi süründürüyor :) Bütün kuzucuklarınızada bende iyi tatiller...

23 Ocak, 2008

UZAYLI AİLE


Sevgili kağıtlarımla cebelleşirken aklıma geldi Uzaylı Aile :) Gülmeye başladım kendi kendime, e madem işten koptuk,hadi dedim bide yazdırayım günlüğüme . Bizim sülale bir araya geldimi bir cümbüştür gider ortalık. Kimi çocuğuna söylenir, kimi kendi kendine takılır, kimi yemek yer, kimi anasına söylenir, kimide kendi kendine. Bu hallarimizi , özellikle bir yere gideceksek toplu şekilde ev kapısında çıkışımızdaki hangareyi , eskiden TRT 1 de oynayan " Ferhunde Hanım ve Kızları" dizisindeki cümbüş hallerine benzetirim ben.
Bahsettiğim durum genelde yazlıkta olur. Eksikli şekliyle , genelde orada kalış kişilerini sayarsak ; Annem,ananem,teyzem,eniştem,Hatço,Ozi,eniştem,Zeyno,Ben,Memoli,Tolga, Dudu ve küçük enişte olmak üzere 13 kişiyiz. Hatta bu yaza kısmetse Dudumun bebeğide aramıza katılınca 13,5 kişi olucaz :) Yazlıkta 2 daire var, 1+1 oda şeklinde. Bir daire en üst katta, orası yatakhane olarak kullanılıyor, diğeri en alt katta, çocukları gündüz sahilde takip açısından alt daireyine yemekhane ve dinlenme evi olarak değerlendiriyoruz :)
Yazlıkta Zeyno nun bir kız arkadaşı var. O güzel kuzuda , sadece anne ve baba ile tek çocuk olarak büyümüş. Kızın anne tarafı rahmetli olmuş (oda evin tek çocuğu olduğundan teyze falanda yok) baba tarafındada sadece , babanne,dede ve birde hala var. Yazlıktaki ev, babannesi ve dedesine ait, bunlarda 1 haftalık babanneye misafir gelmişler.
Yine böyle topluca yaşadığımız bir yaz ayı , Pazar gününde , deniz çok dalgalı ve pis olduğundan, havada aşırı sıcak olduğundan hepimiz evde güneşin tepeden inmesini beklemek amacıyla oturuyoruz. Zeyno da , arkadaşı olan kızıda çağırmış. 4 çocuk yatak odasında oturuyor, biz 10 kişi büyüklerde diğer odada, muhabbetteyiz. Çocuklar arada yanımıza geliyorlar, bizim çocuklar halimize alışık oldukları için arada gelip can sıkıntısından bizlere sataşıyorlar, kimi onları odalarına kovalıyoruz, kimi eğlendirmek vaabında çocuklaşıyoruz falan. Kendi kendimize takılıyoruz yine yani. Bir ara yine çocuklar salona geldiklerinde, bu kızcağız bize bakmışş bakmışş uzun uzun. Sonra Zeyno ya dönüp ;
- Zeynooo , sizin aileniz nasıl insanlar, sizn aileniz uzaydanmı geldi, siz uzaylımısınız demiş :)))
Ozi ve Memoli duymuşlar sorarken, daha sonra anlattıklarında, diyoruz alışık değil tabi çocuk bu kadar insanı aynı evde harala gürele görmeye , amma güldük ama, halada aklıma geldikçe gülerim :)

Bu arada 2 gün sonra karne günümüz, bu hafta ananemiz bizde, belki benim ananemde gelecek,ohh ne güzel yine 4 kuşak bir arada oluruz. Memolide tura gitti, yayıla yayıla oturur muhabbet ederiz. Tolga ananesi geldiği için çok mutlu, sabahları rahat rahat uyuyor biz işe giderken. Bu arada bu hafta sanırım ders konusunu biraz toparladık, yine beni kahrederek 2-3 saatte ders yapıyor ama yazısına falan ciddi önem vermeye başladı bu hafta. Umarım 15 gün tatilden sonra öyle çok yayılmaz, çabuk yine okula adapte olur.
15 ara tatilinde annem ve Ozi İstanbula teyzeme gidecekler 4-5 günlüğüne. Kış başı plan yaparken hep bende Cuma ve Cumartesi izin alırım işden, Cuma sabahı erkenden yola çıkarız bende gelirim Tolga ile Pazar günüde döneriz dedik. Ama gelgelelim iş ciddiye binince benim izin alma konularım biraz suya düşer gibi oldu ve bari annemleri tutmayayım dedim. Onlar şimdi Pazartesi günü yola çıkacaklar, belki Memolinin işi denk düşerse Cumartesi Tolga ile benide alıp İstanbulka götürecek 1 gece 2 gün teyzoşu görücez. Ama bende annemlerle gitmek, ve başımızda erkeksiz nereye istersek oraya gitmek , geceleri onlarla sabaha kadar muhabbet etmek istiyorum yaaa. Üff çıkmadıki piyangodanda para, bırakayım işi :)

Haa birde bir fıkra gelmiş mailime. Bakalım beğenecekmisiniz...

Evli Gibi Davranmak

Soğuk ve karlı bir gecede tipiden yolunu kaybeden bir işadamı ve sekreteri arabalarını terketmek zorunda kalırlar ve uzun bir yürüyüşten sonra üşümüş ve ıslanmış durumdayken bir kulübe bulurlar.Kulübede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürü battaniye bulunmaktadır...Geceyi geçirmeye hazırlanırlar ve işadamı bir centilmen olarak, yatağı sekreterine verir...
- Ben yerde uyku tulumunda uyurum. der.
Sekreter yatağa yatar, adam uyku tulumunun içine girerek fermuarı çeker. Bir süre sonra, tam da uyumak üzereyken sekreterinin sesini duyar;
- Efendim, ben çok üşüyorum.
Adam fermuarı açar, uyku tulumundan çıkar,bir battaniye alıp kadının üzerine örter, tekrar uyku tulumuna girer, yine tam uyumak üzereyken sekreterinin sesini duyar;
- Efendim, ben hala çok üşüyorum.
Adam yine fermuarı indirir, tulumdan çıkar, bir battaniyen daha alıp kadının üstüne örter, uyku tulumuna girerek fermuarı çeker.Tam uykuya dalacağı sırada yine duyar;
- Ben yine çooookk üşüyorum.
Adam yattığı yerden;
- Bir fikrim var. der,
- Burası ıssız bir yer. Neler olduğunu kimse göremez , istersen evliymişiz gibi davranabiliriz.
Genç kadin kıkırdar;
- Tamaaam, bana göre hava hoş.
Adam yattiğı yerden avazı çıktığı kadar bağırır;
- ÖYLEYSE KALK VE KAHROLASI BATTANIYEYI KENDIN AL!

:))) Tekrar görüşürüz..

18 Ocak, 2008

UZUN BİR YAZI İLE GELDİM...

Bu gün biraz işlerim ve ortam rahatladı, bende fırsat bu fırsattır dedim , attım kendimi buraya. 2007 nin son günü yazmışım en son, bide altına seneye görüşürüz demişim ama neredeyse öbür sene olmuş. 2007 işlerini az çok toparladım, 2008 e devir yapana kadar yani sanırım buda haftaya olur biraz daha rahatım ama sonra 1 Ocak tan bu yana birikmiş evrakları işleyip toparlayacağım. Artık kağıt görmekten midem bulandı, bide eve gidince Tolga nın pınçık pınçık yolduğu kağıtları görünce tepem iyice atıyor.
Neyse , son 18 günde çok çok hayatta bir değişiklik yok, aynı tas aynı hamam devam hayatımıza. Varsın olmasın, böyle gitsin hayat yeterki sağlıklı olalım. Çalışmaya devam ediyorum dememden anlayacağınız üzere , yılbaşı ikramiyesi arkadaşınıza vurmadı :) Bırak amorti bile yok zaten yeni yıldan yeni yıla alırım senede 1 bilet ondada verdiğimiz parayı bile kurtaramadık :)

Eskiden Tolga yı uyuttuktan sonra açardım bilgisayarı , yada televizyonu otururdum uzun uzun, şimdi ise artık neredeyse Tolga dan önce uyuyorum desem yalan olmaz, yaşlanıyormuyum ne, kafam kalkmıyor yataktan, sabahlarıda hep geç kalıyorum uyku yüzünden işe. O 10-15 dakikalık fazla uyku ne tatlı geliyor anlatamam.

31 Aralık günü son yazımı yazdıktan sonra , akşamüstü 4:00 gibi çıktım işyerinden, trafikte eve gidene kadar saat 5 oldu. Doğru Tolga nın okuluna gittim, çıkışta onu almaya. Beni görünce pek bi sevindirik oldu. O gün aldıkları yılbaşı hediyelerini vermişler birbirlerine onada arkadaşı kalemlik almış. Oyuncak bekleyen Tolga biraz hayalkırıklığı yaşamış :) Okuldan çıkıp eve geldik, üstünü başını değiştirdik, yolda gelirken bize yakın pastane vardı oradan büyük bir pasta kutusu alıp, yaptığım yılbaşı pastasını içine koyduk beraber, çantamıza yedek eşya, fotoğraf makinası koyup, hazırladıklarımızı kapının kenarına bıraktıktan sonra babanneye gittik. Orada hep beraber yemeğimizi yedik, biraz oturup gece 22:30 gibi Dudulara gittik. Annem, ananem, babannem, Oziler herkes oradaydı, biz gidince biraz oturduktan sonra tombala oynadık. Kartı 1 YTL :) Tolga ilk oyunda hiç bir şey yapamayınca biraz bozum oldu. İkinci turda ikinci çinko yaptı, yüzü biraz güldü :) Üçüncü turda baktım bilet almıyor. Hadi oğlum devam ediyoruz ver para dedim. Kazandığı paraları cebine sokup, ben oynamıyorum , para kazandım yeter , deyince ;
- Eferim benim tosunuma dedim, nerede bırakacağını şimdiden çok iyi biliyor.
Gerçektende biz oyundan kırılırken, kazanan ayaklara kalkıp göbek atarken , baktım bizim oğlan geçmiş öbür odaya dünya umurunda değil bilgisayar oynuyor. Şans oyunlarında , şansı olmayan anne ve baba şahsiyeti biz, kime çekti isek kaybettikçe oynadık :) Hemde altı üstü 2-3 YTL kazanan kalkıp göbek atınca , paranın gözü kör olsun dedik hep gülerek. Kimbilir bize şöyle hokkalı ikramiye falan vursa ne yaparız :)
O gece saat 03:30 gibi kalktık Dudulardan eve gelip , hatta Tolga eve gelemeden yolda uyudu. Bizde hemen yataklara..
Geçen hafta Tolga nın sınıf toplantısına gittim. Öğretmeni Tolga nın durumunu sorduğumda ;
- Tolga iyi öğrencim, fakat son zamanlarda biraz bozulma görüyorum, sanki o eski heyecanı , çalışkanlığı geçiyor gibi geliyor, bozulmaya meyilli dedi.
Üzüldüm bir yandan, aslında bir yandanda sevindim. Sevinmemin nedeni şu ; bende farkediyorum onun son zamanlardaki ders yapma şevkini. Gertçi hiç şöyle heyecanla yapmadı ödevini ama bir şekilde yapıyordu, son zamanlarda iyice boşladı, araya giren bol tatiller biraz gevşetti oğlanı. Gerçi sonuçta öyle böyle yapıyor ödevini ama artı bir çalışma yok. Mesela artık okuyabiliyor, okuduğu için öğretmenleri kitap veriyor bunlara, ama ödev bittikten sonra ki artık ödevlerde çok azaldı, öğretmenin tek önem verdiği artık bol bol okumaları. Ama bizimki zar zor anca ödevini yapıyor. Yani sevindiğim nokta aslında öğretmenin gerçekten çocuklarla ilgili olması, ve bu durumu onunda farketmesi, iyi veya kötü deyip geçmiyor, eskiye oranla tek tek bütün çocukları karşılaştırdı o gün ve anladığım kadarıylada bütün annelerle hemfikir.
Dün gece biraz üst kattaki arkadaşlarımı çağırabilirmiyim dedi, bende tamam çağır biraz oynayın dedim ve annelerini izin istemek için aradım. Tlefona oğlan çıktı, annesi rahatsızlanmış, babası ile doktora gitmişler, kardeşi ile bunada yengeleri gelmiş bakmaya. Tamam o zaman, sen ne yapıyorsun dedim. Dersimi yapıyorum dedi. Dersin bitince gel istersen oynayın biraz dedim. Arada 5 dk. geçmeden oğlan geldi. Ne çabuk bitti dersin deyince,
- Ben zaten dersimi bitirmiştim, dergilerime çalışıyodum dedi.
Anne , baba evde değil, oğlan tek başına okuyup derslerini bititriyor ve sonra dergilerine çalışıyor. Vallahi aferim, kendisinede dedim zaten. Biz daha çantayı bile açmadık, kaldıki ben hep Tolganın yanında oturuyorum dersini yaparken ve hep , hadi oğlum hadi canım diyerek 1 sayfayı bir saatte yaptırıyorum. Zaten ben yanında oturmassam adam açmıyor bile kitabın defterin yüzünü. Offf düzelirmi acep, canı sağolsun yapar diyorum hep ama yarı dönem geldi ve ben her yazımda bu ders olayından bahsettiğimi görünce içim daralıyor.
Bu arada bütün sülale dört gözle fasulyeyi (Dudunun bebeği) bekliyoruz. Kuzuyada fasulye adını taktık, anası taktı daha doğrusuda bizimde ağzımız alıştı, fasulye deyip duruyoruz. Çocuğum aramıza geldiğine pişman olacak valla, 7 senelik bebek özlemiyle aç kurt gibi 7 den 70 e herkesin ağzı sulanarak aç kurt gibi bekliyor onu yemek için :) Geçen gece Tolga suluboya ile bir resim yapmış, bir ev , ağaç falan çizmiş , boyamış. Bana , anne bunu postalıcam ananeme dedi. Olur dedim, hazırla ver bana içinede not yaz ben yarın postaneden yollayayım ananene. Sonra tekrar geldi yanıma,
- Anne, ananeme yollamaktan vazgeçtim, fasulyeye göndericem dedi.
İçinede , bu resim fasulyenindir notu yazmış. Evdede zarf olmayınca başka bir kağıdı koli bantı bulup yapıştırarak zarf gibi yapıp resmi içine koymuş. Ertesi günü postaneden attık Dudunun adresine. Dudu nun pek hoşuna gitmiş. Dururmu kendi, fasulyenin ağzından bir mektup yazıp, oda bize, Zeyno ya ve Hatçoya (İstanbuldaki teyzemin kızı) postalamış aynı mektuptan :) Henüz elimize gelmedi, bakalım neler yazmış fasulye , Tolga abisine :)

İşte böylee, bide aklıma gelmişken Sevgili Mutfak Camı Burcu nun eskiden kalmış bir sobesi vardı. Sizi sinirlendiren 5 şey diye. Sobe aklıma geldi ama beni sinirlendiren aslında pek çok şey olmasına rağmen şimdi aklıma gelmedi. Aslında gayet basit , ama bazen beni çileden çıkaran ilk aklıma gelen 5 şeyi yazayım bakalım.
1- Bizim ev bir yanı ara sokağa , bir yanı ön caddeye bakıyor. Ara sokağa araba parkedilebiliyor. Ama hane sayısı çok olduğu için resmen koca gece köşe kapmaca oynuyoruz. Sabaha karşı 5 de bile zilimiz çalıp, arabanızı biraz öne çekermisiniz, çıkamıyoruz arkadan diyen olabiliyor. Yada sabah eşim beni işe bırakacaksa , nasılsa arabayla gidicem 10 dk. sonra şirketteyim deyip, aracımızın önünde 5 araba sıralandığını görüp, tek tek sahiplerini bulup, uyandırıp, arabalarını çektirmek suretiyle , şirkete erken gelme hayalleri kurarken yarım saat geç gelebiliyorum.
Genellikle araba köşe kapmacası oyunu akşam 10-11 civarlarında en sık oynanıyor. Çünkü gezmeye gelen insanlar , evlerine gitmek için arabalarını sokaktan çıkarmak isteyince , benim tilki gibi sivri kulaklı koca , çalışan bir araba sesini duyar duymaz kendini sokağa atıyor, çıkanın yerine arabasını sokmak için :) Esas beni sinir eden böyle her kendini sokağa atışında kesinlikle anahtarını almadan sokağa gidiyor , ve özellikle ben mutfakta yemek yapıyorsam çok sinir oluyorum. Zırt pırt kapı ziline basıp kapıyı açtırıyor bana. Ve her defasında yok elin yıka, yok yemeğin altını kıs git kapıya bak, yada tam uzatıp ayaklarımı oturmuşumki bu çok nadir zırt pırt çalan zil sesine sinir oluyorum. Çok basit gibi belki, ne var kalk aç kapıyı ama bu her gece tekrarlanınca sinir geliyor. Mübarek anahtarın yokmu senin aç kapıyı gir, ha bu arada anahtarı olsa bile alışkanlık olmuş deyip bana açtırtıyor kapıyı :)
2- Kalabalık ortamda, sokakta özellikle yanımdan geçerken, otobüste v.s. geğiren insanlar. Ay inadınamı bana denk geliyor, yada çok sinir oluyorum diyemi bilmiyorum ama o sese gıcık oluyorum.Bari ağzını kapada sessiz geğir dime, yok son gaz geğiriyorlar.
3- Kızartma yapmak, özellikle patlıcan kızartmak bana ölüm geliyor. Patlıcan yatırma, oturtma gibi yemekleri çok sevmeme rağmen sırf kızartması beni sinir ettiği için çok çok yapıp yemiyorum yazın. Çok şükür Mehmette patlıcanı sevmediğinden sık sık yapmıyorum, ama yapan varsa (annem, kayınvalidem, ananem gibi) yerken içine düşüyorum . Kızartırken o ne patlamak öyle, elime, yüzüme sıçraya sıçraya. Acaba benmi beceremiyorumda şu patlıcanı çok patlatarak kızartıyorum bilmiyorum. Ama onun orama burama patlayarak yağ sıçrattıkça , ben kendime sayıp duruyorum.
4- Son 4 aydır favori sinirim, Tolgayı ders çalıştırmak :) O 2 satır yazı yazarken veya okurken şekilden şekile girmesi, 1 sayfalık ödevi bir saatte bitirmesi, her harf yazdığında yada hece okuduğunda gözünün oraya buraya dalması beni sinir ediyor :) Allah öğrenci analarına sabır versin. İtiraf ediyorum, oğluma ders çalıştırmak bana çok zor ve sıkıcı geliyor.
5- Ve geçen hafta Tolganın veli toplantısına gittiğimde , yaşadığım üzücü bir olay sonucu, artık emin olduğum şey ; Benimle yüksek sesle konuşulması, bağrılması artık kendimi keybettirecek ve beni resmen karşımda kim olursa olsun delirtecek kadar sinir ediyor. Son zamanlarda bu huyumun farkındaydım ki ben gerçekten sakin yapılı , sabırlı bir insanımdır, bunuda bana kendim farkında olduğum halde pek çok kişi söyler (di). Eşimin son zamanlarda bana azıcık bile sesini yükseltmesi karşılığı , bana bağırma diyerek yüksek sesle tepki vermeye başlayıp, yine yüksek sesle savunmaya geçmemle kendimde bu değişikliği farkeder oldumki, veli toplantısı sonrası yaşadığım olayla artık yüksek sese tahammülüm kalmadığının farkına vardım. Kesin ben yaşlanıyorum artık :) Neyse olayı anlatayım, baştan söyleyeyim, o gün tüm gün boyunca neden böyle yaptım , o ortamda yapmamam gerekirdi diye düşündüm, üzüldüm ama yapmış bulunmuştum, hemde resmen kendimden geçerek.
Tolganın okulunda veli toplantısı genelde 11 de başlayıp 12-12:15 e kadar sürüyor ve ben hergün oğlumu okula götürüp akşam almaya gidemediğim için böyle fırsatlarda mutlaka onu okulda bekleyip, sınıfına kadar sokuyorum. Çalışan her anne gibi, her gün oğluşu okula götürüp, alamayınca böyle günler Tolga için özel oluyor, okuluna gittiğimde normalde duygularını her zaman belli etmeyen oğlum koşarak gelip bana sarılıyor ve itiraf edeyimki oğlumu okulunda görmek onun kadar banada iyi geliyor. Neyse , o günde 12:10 gibi toplantı bitince 15-20 dk okulda bekleyip oğlanı göreyim dedim. Kantin kapalı olduğundan benim gibi eve gitse oğluna yetişemeyecek olan bir veli ile birlikte bahçede oğluşları beklemeye başladık. Bu arada hava nasıl soğuk ve nasıl yağmur yağıyor anlatamam. Ayak ve el parmaklarım sızlamaya başladı. Saat 12:30 gibi oğlum dedesiyle okul bahçesinden girince dedesinden teslim alıp ben sınıfına bırakırım zaten bu yağmurda sıra falan olamazlar dedim. Oğluşla bina kapılarının önünde sıkış tepiş beklerken , üst kattaki komşumu gördüm okuldan çıkıyordu. Oğlanı sınıfın önüne götürdüm, ben eve gidiyorum dedi. O arada pek çok velininde çocuklarını içeri soktuklarını görünce bende Tolgayı alıp içeri koridora girmek istedim çünkü hakkaten acayip yağmur yağıyor ve ben çok üşümüştüm. Tam girdikki arkamdan bir bayan sesi ,
- Nereye gidiyorsunun nereyeeee diye nasıl bağrıyor çan çan. Ben heralde öğrenciler sıkıştı, çünkü o arada sabahçılarda çıkmaya başlamıştı, onlara bağırıyor sandım. Sınıfımız üst katta olmasına rağmen ben zaten merdivenlere bile yönlenmedim, aşağıda koridorda sıçan gibi ıslan mış vaziyette oğlanla bekliyoruz. Şemsiye var ama, Bursa nın esintili rüzgarıyla beraber yağan yağmurunda şemsiye olmuş olmamış farketmez, üstü başı ıslatıyor hep yağmur suları. Neyse, meğerse öğrencilere bağırıyor dediğim kadın bana bağrıyormuş :) Karşısında çocuk var sanki. Ben döndüm niye bağırdığını anlamaya çalışırken bu hepten Tolganın yanında bağırmaya başladı.
- Nereye gidiyosun sen, görmüyomusun herkes dışarıda belkiyor, içeri almıyoruz , falan diye cır cır ötüyor.
Bende dönüp sadece niye bağırıyorsun, bir yere gittiğim yok hem sırf ben değil kaç kişiyi girerken gördüm, herkes giriyor, sucuk gibi ıslandık bak burda bekliyoruz sadece bağırma dedim.
Anaaa demez olaydım, tabiki koridordaki yüksek öğrenci sesinden bende bağırarak konuşmak zorundaydım.
- Yok efendim herkes enayide benmiymişim akıllı, herkes dışarda beklerken ne işimiz varmış koridorda.
Ulen sağım solum insan dolu, kadın bana taktı.
Dedim ne bağrıyosun ya, bağırıcana bak öğrenciler dışarı çıkmaya çalışıyor onları yönet ki üstelik millet girmeye başlayınca bende girdim buraya.
Bu hala bağırarak yok efendim o kimseyi sokmamışmış. E sen görmeden girmişler o zaman ben gördümde giriyolar sandım, üstelik yasak bile etsen girdim artık, çocukları itip kakarak sınıfa çıkmayada çalışmıyorum bak bekliyorum burada koridorun boşalmasını üstelik sırf ben değilim, bak çok kişi var burda diyorum ama artık dayanamayıp kendimden geçercesine ben de bağırıyorum.
O öğretmenin yanında başka bir öğretmen daha var ki kadıncağızın tek yaptığı dışarı çıkmaya çalışan öğrencilere yol açmak, öbürü bıraktı nöbeti benimle uğraşıyor. O arada sabahçı çocuklar çıktı dışarı , dışardaki veliler yöneldi bu sefer kapıya. Diğer öğretmen velilere siz çıkmayın sınıflara , çantalarını verin çocuklara onlar çıkar diyor, öbürüde bana dönmüş,
- Hadi buyur çık şimdi senin acelen vardı bak boşalttım merdivenleri, buyur çık çık demeye başladı. Ben bu sefer gayet sakinledim ve ,
- Bakın benim derdim sınıfa çıkmak değil, içeri giren velileri görünce , çok üşüyüp ıslandığımız için içeri girdim, girince çıkamadım sabahçılar dışarı çıkmaya başlayınca, ve burada bekledim, noldu kime ne zarar verdim dedim.
Bu döndü bu sefer bana, sen kimin velisisin dedi. Arkamda bir sınıf var, bu sınıfın velisimisin demeye başladı.
- Ne olucak, napıcaksınız kimin velisi olduğumu dedim. Bu sefer Tolga ya dönüp sordu.
O yavrumda korkup sınıfını söyledi, buda kafasını tamam tamam deyip salladı, aklı sıra beni korkutacak. Sanki okulu gasp ettim ya, bak şimdi yine sinirlendim. Bu benimle uğraşırken resmen kaç tane veli çocuklarının çantalarını sırtlarına asıp, çocukları ile birlikte sınıfa çıktı.
- Benimle uğraşıcağına dönde arkana bak kaç kişi yukarı çıktı, madem yasak git indir onları görevini yap diyecektim ama o arada aklım başıma dank edip, sakinleşip, oğlumu güzelce öptüm , çantasını sırtına taktım, yolladım sınıfa.
Koca gün aklım bu olaydaydı, belki böyle bağırarak tepki vermemem gerekirdi, özellikle oğlumun yanında. Çünkü sonuçta o bir öğretmen ve öğrenci yanında öyle konuşmamam gerekirdi belki ama dedimya o an kim olursa olsun bana yüksek sesle bağırılmasına tahammülüm yok. Bir ara oğlanın sınıfını falan sorup öğrendiği için acaba öğretmeni ile falan tartışırmı, Tolgaya bişey dermi diye kafama taktım, ama sonra oda nihayetinde bir öğretmen ve 1. sınıf çocuğuna zarar vermez dedim.Ama önce o bana bağırdı ya, hemde azarlar gibi :(

İşte beni sinir eden bir olayda bu, yüksek ses ile konuşulması....
Sanırım bu sobe konusunda artık ebelenmeyen yoktur. Ebelenmeyen varsa yazsın mutlaka, sinir olduğu şeyleri yazmak , içini dökmek iyi geliyor insana.
Bu arada sizin yazılarınızıda okumayalı çok oldu, misafir geliyorum size şimdi kahve içmeye hadi oradan görüşürüz.

14 Ocak, 2008

KISA AÇIKLAMA

Yeni Yıl iş yoğunluğu ile geldi bana. Yıl sonu münasebetiyle, yapılan mutabakatlar, hesapların kapanması, yeni yıl devirleri, + şirketten 2 kişinin askere gitmesi nedeniyle benim işime artı olarak eklenen çizim dosyaları, evde bilgisayarın koca ve oğul tarafından işgali, işgal edilmediği durumlardada oğlana ders çalıştırma savaşları derken uzun süredir ne sayfama girebiliyorum, ne sizleri okuyabiliyorum. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...