böğürtlengözlü oğlum benim

31 Aralık, 2007

İYİ SENELER



Ölüyorum bugün uykusuzluktan, bakalım akşamı nasıl geçiricez.Hafta sonu yoğun tempo koşturmacayla geçti.Bu kışın ortasında evimize klima taktırdık , cumartesi günü. Gerçi bizimkisi soğutmadan çok ısıtma amaçlı takıldı. Bir ara bahsetmiştim, bizim apartmanda çok pintilerin olduğunu ve bu soğuk havalarda bile haftasonuda dahil gündüzleri kaloriferleri yakmadıklarını. Geceleride 10-10:30 dedimi söndürüyorlar. Tam evinde biraz işini hafifletmişsin, çocuğunun dersini bitirtip , rahat rahat biraz oturayım derken ev buz gibi oluyor. Neyse işte bu sebeple bizde taktırdık. Takım işlemi sırasında eşim evde olduğundan bende kendimi sokağa vurdum. Evin ve havanın soğuk olacağından Tolga yıda babannesi ile alışveriş merkezine yolladım. Bende tabanlarım patlayana kadar gezdim :) Güzel bir duyguymuş, uzun zamandır öyle kendi kendime çarşı pazar yapmamıştım. Önce evin yakınında bir kuaföre gidip kaş bıyık operayonu yaptırdım:) Oradan ver elini çarşı. Pasta malzemeleri satan yere gittim. Damla çikolata, spıdermen gofret pasta diski, gofret çam ağacı pasta süsü, gümüş rengi yenilebilir boncuk draje, kağıt kap kek kalıbı, 1 kilo toz krem şanti aldım . Oradan oyuncakçıya gidip , Tolga nın sınıfta yaptığı yılbaşı çekilişinde çıkan erkek arkadaşı için kumandalı araba, birde Tolga için gözüme çarpan spıder men telsiz aldım. Yalnız telsizi almaz olaydım :) Anlatıcam birazdan..Oradan bizim işyerine gidip biraz dinlendim, 1 kahve içtim, sonra pazarın içinden meyva ve sebzelerimi alarak eve yürüdüm. Eve gelip üstümdeki " hanımefendi" kıyafetini çıkarıp, yeniden " bizim evin hizmetçisi" kıyafetlerime bürünerek, klima montajı sırasında batan salon ve balkona el attım. O arada Tolga da geldi. Hazır süpürgeler, kovalar , bezler ortadayken tüm evi sildim süpürdüm. O arada koca anlayışlı çıktıda, bir paket hazır çorba ve kıymalı yumurta eşliğinde bize sofra hazırlayıp, benim işim bitince yemeğe oturttu. Tolga koca gece elime telsizi verip , brek brek beni konuşturdu, bide telsizden çıkan cızırtılı ses resmen beynimi oydu. Cumartesi geceleri takıntımız haline gelen gece 00:00 civarı başlayan Fox Tv deki " Anında Görüntü" programını izledik. Süper yetenekli gençler ya. Resmen programın adındaki gibi anında hazır cevaplarla doğaçlama yapıyorlar, tavsiye ederim, izlemiyorsanız deneyin, çok güldürücü ve eğlenceli bir program. Bu haftaki konuğuda sanırım Alem FM de " Nihatla sivrisinek " programını sunan Nihattı. Eşim o programı radyodan çok dinliyor. Yazın Kumla ya gidip gelirken sürekli banada dinletti, çok güzel komik bir program. Programa sürekli cep telefonlarından mesaj çekiyorsunuz, o okuyor ve verdiği konu üzerine gelen mesajlar için yorumlar yapıyor. Bir keresinde yolda dinlerken bizde mesaj atmıştıkta bizimkinide okumuştu, bizde dinlemiştik:) Geçen 2 gece önceside eşim turdan aradı beni. Biliyormusun ne oldu dedi. Nihatla sivrisinek programında soru sorup hediyeler dağıtıyorlarmış. Bir soruda Fıat markanın yeni çıkardığı otomobil modelini sormuşlar. Ödülüde 4 tekerlekmiş :) Benim kocada hemen mesaj çekmiş ve ilk giden onun mesajı olmuş. Ama yazarken 1 harf hatalı yazmış :) Nihat, programdan ;
- Evet önce gelen Mehmet Beyin mesajı oldu ama Mehmet Bey çok üzgünüm harf hatası var falan deyip hediyeyi bir sonraki mesajı yollayana vermiş :)
Cumartesi gecesi yatmamız 2 yi buldu, sabah saat 9 sıralarında ;
- Brek brek , anne duyuyomusun, kalk karnım acıktı sesleriyle uyandım :) Benim sıpam, telsizin birini açıp başucuma bırakmış, diğeriylede kendi odasından konuşuyor :) O uyku ile bir bağırdım kendisine :) Hafta içi babası o saatte zor kaldırıyorda , babannesine bırakıyor ,manyak pazar pazar, üstelik cumartesi gecesi oda gece 1 de yattığı halde sabahın 9 unda hortlamış. Hemen gel çabuk deyip, aramıza sokup uyuttuk bunu yine :) Hemen hemen 11:00 a kadar uyumuşuz yine hepimiz.
Pazar günü yoğun tempo geçti, kahvaltı et, sofrayı topla, Tolganın ödevini yaptır, derken saat 16:00 oldu. Babası ve Tolga biraz dışarı çıktılar, bende o arada yemeği yaptım, kurabiye hamuru yoğurdum. Bunlar gelince yemek yedik, Tolganın proje ödevi dediği ; Atatürk albümü ile uğraşıp onu güzelce yaptık. Tolga ve babası bilgisayarda oynarken bende , yılbaşı pastası işine kalktım, önce pandispanlayalar pişirdim, 4 adet pandispanya yaptım. Sonra Tolgayı çağırarak yaptığım kurabiye hamurunu renklerdirdik gıda boyası ile , kurabiye kalıpları ile kesip, onları pişirdik. Tolga efendiyi zar zor uyuttuktan sonra ben, pişen kurabiyelerin üzerlerini çikolata eritip süsledim, ardından pandispanyaların aralarına krema sürerek 4 katlı bir yılbaşı pastası yapıp, üzerini Pastaland dan aldığım pasta süsleri ile süsledim. Yaklaşık saat sabaha karşı 4 gibi bir sandalyenin tepesinden , kurabiye ve pastamın resmini çekiyordum :)
Tolganın hırkası ve süeterini yıkamıştım, onları ütüledim, hazırladım, çantasını,beslenmesini,kıyafetlerinide hazırlayıp yerime yattımki saat 5 i gösteriyordu :) Yatakta yokluğumdan istifade yayım yayım yayılan koca birde üstüne yayılmanın vermiş olduğu rahatlıkla horul horul horlayınca benimde uykum kaçtı, kendimi Tolga nın yatağına attım. O velette alıştı yalnız yatmaya bir yayılmış, azıcık kendime yer açıp kıvrıldım bir köşeye, kıvrıldığım yerdede uyumuşum, ama Tolga beni çok itekleyince saat 6 civarı yeniden tüm horultulara rağmen yatağıma geçip uyudum. Tam derin dalmışken çalan saatimin gıcık sesi ile uyandım. 5 dk. daha erteleye erteleye saatimi son çaldığında bir baktımki 08:45 olmuş. Oysa 15 dk önce büroda olmam gereken saatte ben daha yataktaydım, hemen fırlayıp apar topar yarım saat içinde büroya geldim. Bugün kimse yok büroda, bende biraz evrak işledim, işim bitince de herkesin yeni yılını buradan kutlamak istedim. Birazdanda öğle yemeğimi yerim temizlik yapar akşamüstü 4-5 gibi çıkarım bürodan. Akşama Dudu çağırdı bizi oturmaya, bir aksilik çıkmazsa yeni yıla annemler, ablamlar hep beraber Dudular da giricez. Bu arada kayınvalidemlerinde gönlü olsun, yalnız kalmasınlar diye akşamada onlarda yemeğimizi yiyicez, oradan geçeriz Dudulara. Bakalım pastamıda beğeneceklermi. Teknoloji özürlü ben, çektiğim resimleri bilgisayara atamadım. Neyse koca o işleri halledince koyarım bende resmi.
Hepinizin yeni yılını kutlar, sevdiklerinizle geçireceğiniz nice yıllar dilerim. Yazımıda gıcık bir espri ile bitireyim bari ... " SENEYE GÖRÜŞÜRÜÜÜZZZZ" :)

26 Aralık, 2007

UZUN ARA VE BİRİKEN LAFLAR....

Az önce sizlerin bloglarına misafir oldum, bayağıdır pek bakmadığım için bloglara eski okumadığım yazılarınızıda okudum. Bendede birikti laflar, başlayayım bir yerden ;

- Tolgişin diş tedavisine devam etmekteyiz. Bayramdan önceki Cumartesi gidip 2 yeni dişi daha oydurup içine ilaç koydurduk. Bu hafta sonuda gidip geçici dolgularını koyduracağız. Ama ben yine evden çıkarken hazırlamış olmama rağmen fotoğraf makinasını unuttum, hiç yapmam aslında ama cebimide evde unutunca oğlumu dişçi koltuğunda görüntüleyemedim. Bir türlü alışamadım şu fotoğraf makinası taşımaya, gerçi kendim biraz teknoloji özürlü olduğum için makinaya çeksemde bilgisayara aktaramıyorum :)

- Evde hepimizin ağzı yara oldu. Diş etlerimizde aft yarası gibi yara çıktı ve acı veriyor. Hadi ben, dişime kaçan eti çıkarmak için kürdanla ve dilimle çok oynadım ve orayı yara yaptım dedim ama aynı anda Tolga ve kocanın neden yara oldu bilemedim. Evimizde X marka hazır su kullanıyoruz .Bayramdan önce söylediğim sudan ilk içen Ozi oldu ve suyu ağzına alması ile tükürmesi bir oldu.Bana , bardağın iyi yıkanmamış heralde yumurta kokuyor dedi. Başka bardak almasını söyledim ama baktıkki oda kokuyor. Sonra anladıkki kokan bardak değil su.Hemen yeniden arayıp şikayetimi söyledim.Sevgili müşteri temsilcisi hanım bana anlamsız cevaplar verdi. Yok bazen bu tür şikayetler oluyormuş, nakliye sırasında gıdalar ile nakliye yapılırsa genelde böyle olurmuş. Ne alaka siz sadece su firmasısınız, yumurtalar ile nasıl nakliye yapıyorsunuz dedim, bıdı bıdı bişeyler dedi ve hemen yeni suyunuzu gönderiyorum hanfendi dedi. Kapıya yeni suyu getiren arkadaş , şikayetiniz varmış deyince bir kezde ona anlattım. Bakabilirmiyim dedi, bir bardak suyu ona verdim, kokladı ve bu yumurta değil dinlenmemiş su kokusu dedi. Hee yani tazelikten kokuyor böyle dedim, ukala ukala evet dedi. O zaman şimdiye kadar hep bayat su içirmişsiniz bize dedim. Bide artistlik yapıp karşımda kokulu suyu içti. Bende yeni gelen damacanayı içeri alıp, eski suyunuzu size vermiyorum , parası ne ise bu yeniyi satın alıyorum , sizide bu su ile şikayet edicem dedi. Ama gecesi olayı eşime anlatıp sudan verince baktıkki suda koku kalmamıştı ama tadında bir ağırlık vardı. Yeni aldığımız su içimize sinmediği için birde marketten gidip 10 lt.lik daha su alınca evimizde 50 lt.lik hazır su oldu :)
Şimdi ben acaba diyorum, 10 litrelik su bitince yeni aldığımız sudan içtik mecburen ve ağzımız ondanmı yara oldu ? Protefix diye bir jel var, Tolganın ağzındaki aft için doktoru vermişti, ondan sürüyorum 2 gecedir biraz düzeldim gibi, ama onunda tadı çok ağır bişey.

- Benim rejim işi patladı resmen. Bayramda homini gırtlak yedim. Ulen vermeye gelince kaplumbağa hızıyla giden kilolar , almaya gelince jet hızıyla geliyor.Bıraktım zaten diyetisyene gitmeyi. Gidip napıcam, boyumu posumu göstermeyemi gidecem, azıcık toparlayalım şu kiloları ondan sonra giderim, kadının gözü önünde tartılıp kilo veremediğimi görünce gaza gelip ertesi haftaya kilo vermeye çalışıyorum . Evde rejim işi pek olmuyor, çalışınca insanın yemek saatleri düzenli oluyor. Bayram tatilinde elimde sürekli birşeyler oldu evde.Verdiğim 5 kilonun 2 sini geri aldım afiyetle.

- Tolga beni ders konusunda hala çok üzüyor. Bayramın 2. günü, bak artık 3 gündür tatil yapıyorsun, yarında biraz derslerine başlayalım dediğimde bile yani taa ertesi gün için ders hakkında konuştuğumda bile bana , suratına değişik ifadeler vererek tepki gösteriyor.
Geçen hafta Salı günü okuluna gidip öğretmeni ile birebir konuştum. Sınıfta en iyiler arasında olduğunu, gerek ders gerek davranışlar konusunda hiçbir şikayetinin olmadığını söyledi. O zaman ben size şikayet edeyim dedim ve evdeki durumları anlatıp öğretmenden rica ettim. Lütfen sizde evde annelerinizi üzmeden ders sorumluluğunuzu yerine getirin diye söyleyin sizi dinliyorlar dedim. Davranış konusunda saygılı olacağından, arkadaşları ile uyumlu olacağından adım gibi emindim zaten, umarımda hep böyle gider. Ders konusunda beni her ne kadar çıldırtsada okumayı söktüğünü biliyorum ama ders yapma alışkanlığını kazanması lazım.Bildiğine inanıyor , zaten verilen dersleri yapabiliyor ama bu bir sorumluluk ve alışkanlık haline gelmeli, Tolga için ise şu anda ders yapmak eziyet gibi tabi aynı şekilde bu eziyeti banada yaşatıyor. Geçen akşam saat 12:30 da zar zor bitirdi ödevini ki ödev dediğim 2 sayfa okuma (oda 4 er cümlelik şiir şeklinde 4 şiir) ve onları bakmadan yazma. Bende sinirlendim , bu akşam herşeyini çantana kendin toplayacaksın, unuttuğun şeylerde sorumluluk senin dedim.Söylene söylene toplanıp yattı bu ama az önce babannesinden ağlayarak beni aradı. Neden onun kalemkutusuna silgi koymamışım diye :) Akşam dediklerimi hatırla dedim ama nerde ağlamaktan hatırlayacak. Off off daha küçük , düzelir diye moral vermeye çalışıyorum bende kendime.

- Geçen gece annemlerde, Tolga ve ablam benim diyerek çok sevdiği (yeğenim) Zeyno (aralarında 2 yaş var) dövmeli vurmalı ağlamalı bir kavga ettiler.Ama biz resmen altımıza işedik gülerken kavgalarına. Ben mutfakta olduğumdan görmedim olayın başlangıcını, ikisinin ağlama sesi ile salona girdiğimde , ablam Ozi aralarına girmiş bunları ayırıyor bir yandanda gülüyordu. Annem ve Dudu kopmuş zaten konuşamıyorlardı bile. Allahım bu veletlerin kavgaları bile çok komik oluyor. Aklıma geldikçe gülüyorum ve hala Tolga bana bu konu hakkında gülmeni ve konuşmanı istemiyorum diyor ve benim daha çok gülesim geliyor :)
Olay şudur ;
Tolga elindeki küçük pet şişeden su içmek isterken ağzını tutturamaz ve suyu üstüne döker. Kavga etsekte beraberiz şeklinde , birlikte kıç kıça oturan Zeynep bu olaya gülünce ,Tolgada ne gülüyon beee deyip suyu Zeynebin üzerine döker ve kendisi kahkahalarla güler. Bayramlık alınan ve çok şık olan etek ve çorabı ıslanan Zeynep, senmisin bana su döküp üstüne gülen diyerek hem ağlar hem Tolganın omuzuna bir patlatıp birde üstüne cimcikler.Ablasından yediği dayağa gurur yapan ama asla bayanlara el kalkmaz diye düşünen canım saygılı oğluşum Tolga ,
mutfağa zıkkımlanmak için giden babası ve eniştelerinin yanına ıslak ıslak giderek hem ağlar hemde ellerini 2 yana açarak
- Offfff offfff , benim hiç gülmeye hakkım yokmu , güldüm diye abamdan dayak yedim der
ve herkesi kopartır :) ...

Bu aralar öyle komik laflar ediyorki maşallah, söylediği laflara gülesim geliyor ama kesinlikle dudaklarımı kemirerek gülmemeye çalışıyorum karşısında.Formunda çok şükür kendileri, formunda derken aslında grip bir yandan, salya sümük gidiyor ama çok şükür neşesi yerinde.
Bu arada grip deyince aklıma geldi. Aslında ilaç tavsiyelerini sevmem ama bir ilaç tavsiyesinde bulunucam ha birde bitki çayı. Ben Tolga grip olduğunda Peditus veya Sudafed içirirdim. Geçen yaz griple başlayan boğaz enfeksiyonu olunca doktor Aferin Şurubu yazmıştı. Şu an her grip başlangıcında ondan veriyorum ve maşallah çok faydasını gördüm. Doktora sorun mutlaka belli bir yaş sınırı var çünkü, sanırım 6 yaş üstü çocuklarda grip ve soğukalgınlığı için kullanılıyor. Birde kendim bronşit olduğumda aktardan almıştım Okaliptus çayı. Süper balgam söktürücü, bayramda Tolgadada sabahları bir balgamlı öksürük vardı. Şurubunun yanında 1 kezde bu çaydan verdim maşallah 1 kerette söktü attı balgamı ki Tolga her çocuk gibi çıkarmayı pek beceremesede lavaboda kendi attı...

- Kısmetse Haziran ayı sonu gibi tekrar teyze oluyorum. Ve inanın çok heyecanlıyım. 7 sene aradan (Tolgadan) sonra ailemize yine bir bebek kokusu gelecek hayırlısıyla.Canım kardeşim Dudum, anne oluyor. Bana göre daha kendi bizim çocuğumuz gibi , 5 yaş fark var aramızda ama anne olacak hayırlısıyla. Şimdiden planlarım var bakalım. Bloglardan gördüğüm ve çok beğendiğim süslü bebek şekerleri ve kurabiyeleri falan hazırlamak istiyorum. Daha erken ama haftasonu Bursada olan Pastaland a gidip bir bakıcam bakalım neler var neler yok diye. Bursa lı pasta yapmayı severlere tavsiyemdir. Pastaland müthiş bir yer, ben bir kaç kez gittim ve kendimi kaybettim.

Ve son söz. Sevgili Mutfak Camı Burcu sobelemiş beni en kızdığım 5 şey hakkında. Aslında çok sakin gözüksemde öyle küçük detaylar varki bazen beni kızdıran. Bir toparlayıp bu sobeyide öyle yazmak istiyorum. Burcu yada teşekkür ediyorum sobesi için. En kısa zamanda cevaplamak üzere diyorum ve yazımıda burada bitiriyorum....

25 Aralık, 2007

GEÇMİŞ BAYRAM

Bir bayram daha geçirdik çok şükür sağlıkla. Aramızdan ayrılanlar oldu,aramıza yeni katılanlar ve hayırlısı ile katılacaklar ...Eski adetimizi bozmak istemedi ananem, her ne kadar canyoldaşı eşi , bizlerin dedesi bu yıl olmasada aramızda. Aklıma hemen geçenyıl Kurban bayramı sonrası yazdığım şu yazı geldi aklıma. Dedemimn göreceği son Kurban Bayramı olacağını hissetmiş gibi hepimizi o sabah yanında görmek istemesi, 6 senedir klasik Kurban Bayramı geleneğine uymayıp gitmememize rağmen geçen sene hadi dedemizi kırmayalım diyerek hep beraber onun evinin bahçesinde toplanışımızı okudum. Önce babam olmadı aramızda , sonra dede, ama dediğim gibi hayat aramızda ayrılanlara rağmen devam etti bu bayramda ve ediyor ...
Ananem, gelenek bozulmasın bu bayramda bizim bahçede toplanalım , keselim kurbanlarımızı deyince , üstelik Dudu nun eşi , küçük eniştemizin ben kesim işini yaparım (kurbanlıkları her sene dedem keserdi.) , yüzmede yardım eden olursa kasap beklemeyelim demesiyle , bayram sabahı cümbür cemaat ananemin bahçesinde toplaştık. Maşallah küçük enişte (kardeşimin eşi) yaman çıktı ve usta kasapları aratmayacak şekilde, usülüne uygun , kurbanlıklara acı çektirmeden tekbirler eşliğinde 1 keretti kesti kurbanları. Ananem,annem,dayım ve Oziler için toplam 4 adet kesti. Bunun üzerine , hamileliğin verdiği psikolojik dalgalanmalar yüzünden her an ota boka ağlayan canım Dudum ;
- Ulen bu gün koyun kesen yarın beni keser, bugün bu 4 koyun kurban etti, akşama hızını alamayıp uykusunda kalkar beni keser meser neme lazım, anneee ben sana gelicem yatmaya deyince hepimiz koptuk :)
Çocuklardan Zeyno koyunlar ile arasında kurduğu duygusal bağ müğnasebetiyle kesim sırasında ananemin evinde oturup TV seyretti. Tolgiş ise erkeğim ben edalarıyla babası ve enişteleri ile birlikte her daim naklen yayın yaptı.
Ananemin Zeynoyu teselli etmek için söylediği hepimizce bilinen sözler ise Zeynoyu tesellimi etti yoksa Yusuf Yusuf mu etti bilemiycem.
- Üzülme yavrum, Allah bu koyunları kesiceksiniz demeseydi, şimdi babalarınızı kurban edecektik. (Allah tan Tolgiş yoktu odada :)
İlk gün ama duygulanarak, ama gülerek , birde akşamüstü kayınvalidemleri bayram ziyareti ve hep beraber yemek yeme faslı ile geçip gitti.2. günde kendi anneme, babanneme ve ananeme yaptığımız ziyaretlerle geçti.3. ve 4. gün evde pijama,terlik,televizyon ve ders şeklinde takıldık.4. gün Memolinin saat 1 de hadi Uludağa çıkalım demesine itiraz ederek evde oturmayı yeğledim.Tabi erkeklere hava hoş. Hadi desem, kendi giyinecek,içine içliğini dışına kalın kıyafetini en fazla balkondan mangalı alıp geçip oturacak direksiyon başına sonra dırdır senin yüzünden geç kaldık demelere başlıyacak. Oysaki evde daha kahvaltıyı yeni bitirmişiz, masa toplanacak, Tolga en kalınından giydirilecek, yanımıza en kalınından yine kıyafetler konulacak, kendin hazırlanacaksın, yanımıza alınacak klasik eşyaları tamamalayacaksın saat olacak 2:30 , yoldan pişirmelik bişeyler al,dağa çık olacak saat 4:00, ee bir 2 kartopu oyna, ellerin donsun akşam ayazı çıksın, Tolga donuna kadar ıslansın, gir arabanın arkasına tepişe tepişe Tolgiye getirdiğin yedek kıyafetlerle üstünü değiştir, zaten bu arada hava kararsın , araba kenarında kocan mangal yakıp pişirsin sende yine araba içinde Tolgiş ile beraber tepişe tepişe karnını doyurmaya çalış , sonra eve dön, yerleş , uyu ertesi gün işe gel. Olmaz dedim , çıkacağımız gün bir gece öncesinden adam akıllı hazırlanıp ertesi gün erkenden yola çıkar,çıktığımıza değdiririz deyip evde oturmayı bayıla bayıla tercih ettim, üstelik Tolga efendinin yumurtası bir tarafına dayandığı için son ana kalan derslerini yapmamız lazımdı.Saat akşamüstü 7 gibi ekmek almaya gitmek için kapıyı açmak isteyen koca , kapının hala kilitli olduğunu söyleyince güldük, resmen ilk defa koca gün kapının kilidini bile açmadan evde oturmuşuz.
Yinede anlamadan geçti gitti bayram. Geçmişte olsa herkesin bayramını kutlarım en içteninden :)

11 Aralık, 2007

CESUR BÖĞÜRTLEN ...


Ohoo,oydu buydu derken yine epey zaman olmuş yazmayalı,ama yazmadığım demek, blog dünyasından ayrı kaldım demek anlamına gelmiyor. Genelde sizleri okudum,bazen yorumlar bile bıraktım, hepten kopmadım yane. Zaten sanırım kopamıyorumda, bir elim hep burada,zaman oluyorsa yazıyor,olmuyorsa sadece okuyor ve yorum bırakıyorum. Aslında geçenlerde oturdum bilgisayar başına, sayfamıda açtım, o bana baktı ben ona ve bir şey yazamadan kapattım. Aslında sadece başlamak benim için önemli olan sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor şu an olduğu gibi.
Bir bayram daha yaklaşıyor, eşimin bayram üstü işleri çok yoğun olduğu için geçen Cumartesi onunla Bayram sabahı görüşmek üzere vedalaştık. Hayır , şehir dışında değil kendisi, Bursa da ama hem bedenen, hem kafaca çok yoruluyor bayram üstü ve genelde asabiyeti katlanıyor. Bulaşmaya gelmez diyerek ev içinde bir arada olduğumuz zamanlarda bile, Tolga ve ben ayrı o ayrı takılıyor evde :) Yalnız 3 günlüğüne çıktı şehir dışına Pazartesi günü ve Tolgi ile yalnız takılıyoruz evde. Eskiden bende bir uykusuzluk durumu mevcut olduğundan Tolgi yi uyuttuktan sonra kalkar, internette takılır, genelde bloğuma yazar ve sabaha karşı 3-4 gibi yatar uyurdum. Yada ev temizliği işlerimi yapardım. Ama şimdi , Tolgi ile yatağa girdiğimiz an ondan önce ben uyuyorum, saat max. 12 ye kadar dayanabiliyorum, böyle olduğu halde yinede sabah sürünerek kalkıyorum. Yani ne iş ne güç ne internet hiç bişey kalmadı bende. Monoton sıradan bir hayattır gidiyor, bana kalan tek hafta sonları ise ev içindeki genel ihtiyaçları yapıyorum. Aslında böylesi bir yaşam beni dahada yoruyor , çünkü bu sefer yapacağım işler kafamda hep dönüp dolaşıyor, yapıp kurtulsam daha iyi. Böyle şeyleri kafaya takmayacağım deyip duruyorum, ama yinede olmuyor işte. Geçenlerde bir üzücü haber daha aldım, insan büyüdükçe olaylardan dahada etkileniyor. İş yerinde yan komşumuzun eşi (kendisini tanıyorum, eşinin yanına geldiğinde illaki yanıma uğrar saatlerce muhabbet ederdik.) göğüs kanseri teşhisi konmuş ve kemoterapiye başlamış. Her ne kadar ateş düştüğü yeri yaksada yinede aşırı üzüldüm, bir gece rüyamda tamamen onunla uğraştım. 2 çocuğu var, biri daha yeni ilkokula başladı, Allahım evlatlarına bağışlar işallah kendisini. Ne sinsi, ne nemrut bir hastalık şu, Allahım evlerden uzak olsun, Allah hastalara şifa versin inşallah..
Geçen Cumartesi diyetisyende tartıldığım kilo 78 idi, yani ağır ağırda olsa başladığımdan beri 5 kilo verdim ve artık dışarıdan biriside bunu farkedebiliyor. Diyetisyen kontrolünden çıkınca Tolgi ile beraber ablama gittik. Annem,ananem,halam ve Dududa geldi. Akşamdan sağolsun Ozi bizi salmadı, kocalarıda çağırıp orada yemek yedik, gayet güzel bir gündü. Gece Tolgi ağlaya ağlaya izni koparıp koçunda kaldı. Tolgi, ablama yani teyzesine " KOÇUM" diye hitap ediyor. Ozi Tolgiyi küçükken hep koçum benim diye sevdi ve şimdi kendi adı Koç kaldı :)Hatta güzel anılarda çıktı ortaya . Mesela ;
Zeyno anasınıfıda gittiği sene babası iş için Fransaya gidince annem onlarda kaldı o süre içinde. Annemin Tolgiye baktığı hafta bende ablamlarda kaldım. Zeynep anaokulunda öğretmenine ;
- Bize kardeşim ( Tolgaya öyle diyor) geldi kalmaya demiş.
Zeynebin kardeşi olmadığını bilen öğretmeni ;
- Hımm öylemi, peki senin kardeşim annene ne diye hitap ediyor. demiş
Zeynep de ;
- Kardeşim anneme Koçum diyor deyince öğretmen bir ana afallamış :) Sonra toparlayıp peki sen kardeşinin annesine ne diyorsun demiş.
Zeynep ; Teyze diyorum deyince öğretmen işi toparlamış :)
Neyse Cumartesi gecesi Tolgiyi teyzesinde ve çok sevdiği abasında bırakıp eve geldik. Hani bazıları vardır, özellikle karı koca başbaşa geçirmek için çocuklarını bırakırlar büyüklerine ya hatta tatile bile başbaşa çıkıp, eşimle başbaşa bir tatil yaptık derler. Asla kınamıyorum, hatta bazen belkide özeniyorum onlara ama bu iş hiç bize göre değil.Tolgi ile taş çatlasın 7 yıldır 6-7 gece ayrı kalmışızdır, oda bir tanesi babamın vefat ettiği gece idi ve mecburen babannesinde kaldı ki onda bile babası yattı yanında. Öylede alıştığımız için herhalde koca gece Tolgi yi konuştuk, arada odasına bile daldığım oldu üstünü örtmek için. Allah kimseyi evladından ayırmasın. Bu aralar bide hiç ayrı kalmak istemiyorum geceleri oğlumdan. Deprem olacak deyip duruyorlarya , Allah korusun diyorum ve ne olacaksa yanımda olsun diye düşünüyorum. Off konuyu yine nerelere getirdim. Pazar sabahı erkenden Memolide işe gidince bende bir uyumuşum 1 de kalktım. Canım kahvaltı istemedi, yapmadım. Baktım hava karanlık, içimede bir miskinlik çöktü yine yatağa girdim uyurum diye ama oda olmadı.Saat 2 ye kadar debelendim, tamamen miskinlik yapma lüksümü kaybetmiş birisi olarak kalktım ve beni mutfak paklar diyerek yemek yapmaya girişti. Saat 4 gibi Tolgiş bey geldi babası ilede evimin neşesi geri geldi. Çok mutlu bir gece geçirmiş beyefendi, yatırdım yere bende onu her yerini sıka sıka öptüm, bebek gibi :) Aslında bebek gibi davranan biziz çocuğa sonra büyüdün artık diyerek ona kızıyoruz :) Teyzesine (koçuna) diyormuşki ; Anneme söyleyin, derslerimi buraya getirsin bu gecede sizde kalayım :) Tolga eve geldikten sonra rutin işlerimize döndük, yemek ye, banyo yap, otur derslere. Ders yaparken bir şeylerde atıştıran Tolgiş birden dişim diyerek bağırdı. Sanırım dişine bir şey kaçtı, iyikide kaçmış , ona yarın dişçiye gidelimde dolgu yapsın ona dedim. Okulun ilk açıldığı gün kendi dolgum için dişçiye gittiğimde, dişçi ablam oğlanında dişlerine bakmıştı, hatta yazımda bahsetmiştim ve acil olmasada yapılması gereken 3-4 dolgu var demişti. Pazar gecesi Tolgiş mırın kırın yapınca ona dolgunun nasıl yapıldığını, nasıl birşey olduğunu resim çizerek anlattım ve oda gitmeyi kabul etti.
Pazartesi günü dişçimizden randevu alıp akşam okul çıkışında gittik. İyiki bir gece önce dişi acımışta gitmişiz, öyle hızlı gelişmişki çürük neredeyse dişi kurtaramıyacakmış. Dişçi ablamızda, Tolgişe neler yapacağını, acı duymayacağını ama rahatsız olursa elini kaldırmasını ve hemen onunda temizleme işlemini (oyma işlemini) bırakacağını söyledi. Maşallah böğürtlenin hiç sesi çıkmadan sadece arada bacak atarak :) dişçinin işini kolaylaştırdı. Dişçide , şehir dışında yaşadıkları için göremediği ama burnunda tüten torununa benzetince benim oğluşu, oohh aralarında müthiş dostluk başladı oğlumla. Şimdi geçici dolgusunu koydu, Cuma gecesi tekrar gidicez ve bir dolgu daha yapacak, sonra acil olan bir dolgumuz daha kalacak ağzımızda. Çok şükür ilk dolgudada bir sorun falan çıkmayınca şimdi tamam Cuma gecesi geliriz yine dedi oğluşumda. İlk gece Tolgadan çok ben panik olunca resmini falan çekemedim kuzumun, ama Cuma gecesi çekerim işallah. Tabi eve gidince yedi kat sülalemize telefon açıp, Tolganın dişine dolgu yaptırdık ve çok cesur davrandı hiç bağırmadı diyerek havamızı bastık. Fatura gelince bakalım bizim havamızı kimler söndürecek :)

03 Aralık, 2007

:))

YAŞANMIŞ GERÇEK OLAY
Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır arabaya. Adam arka tarafa biner.
Şöför.
- Eee hemşerim kimsin nereye gidersin ? der.
Yolcu:
- Ben Azrailim..Canını almaya geldim der.
Şöför , alaycı bir tavırla
- Sen mi Azrailsin der.Yav senin gibi Azrail olurmu hiç der.
Yolcu sakin bir tavırla;
- Sen daha önce Azrail gördünmü de tarif ediyorsun der. Ve ekler yolcu:
- İnanmadın bana öylemi der.
Şöför :
- İnanmadım tabii der.
Yolcu :
- O zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der.
Gerçekten de adamın dediği gibi Şöför 200 metre ilerde bir yolcu daha alır.Ama yolcu ön tarafa oturur.Olaylar bundan sonra daha da enteresanlaşır.
Şöför yanındakine ;
- Ee sen kimsin nereye gidersin der.
Öndeki ;
- Abi ben merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim adım felanca der.
Şöför ;
- Yav bu arkadaki adam bana Azrailim diyor görüyonmu bu herifi hem iyilik ediyoruz hemde dalga geçiyor zibidi der.
Öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur.
Öndeki ;
- Abi arkada kimse yokki.
Şöför hışımla arkaya bakar ve
- Körmüsün be adam arkada oturuyorya der.
Öndeki arkaya bir daha bakar ve
- Abi senin kafan iyimi yoksa dalga mı geçiyorsun der.
Bu sefer arkadaki söze girer.
- Gördünmü der öndeki beni ne duyabilir nede görebilir der şoföre.
Şöför bir anda dizlerinin bağı çözülür bet beniz atar.
Arkadaki Şöföre.
- Hadi der arabayı kenara çek 2 rekat namaz kıl canını alacam der.
Şöför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner arabadan.Sonra....sonra ne olmuş biliyormusunuz? Adamlar arabayı aldıkları gibi kaçmışlar...:))


Mailime gelmiş,hoşuma gitti , paylaşmak istedim. Sevgiler