böğürtlengözlü oğlum benim

25 Temmuz, 2007

KISA KISA...

* Tolgişim iki haftadır ananesinin yanında yazlıkta tatil yapıyor,dolayısıyla bende işden çıkıp Kumlaya gidiyor sabahları yine işe dönüyorum. Geçen hafta Mehmet turda olduğundan otobüslerle gidip geldim,sevgili Büyükşehir Belediyemiz minübüs ve büyük otobüs sistemini kaldırıp o kadar yoğun olan Gemlik ve Gemlik ten Kumla istikametine kıç kadar Belediye otobüsü koymuş, buda yetmemiş o otobüslere saat koymuş. Kendisini saygıyla anıyor, geçen senede minübüsleri kullandığım halde 45 dk. da ulaştığım yazlığımıza sayesinde 1,5 saatte ulaştığımı belirtiyorum.


* Geçen hafta babalarına balığa çıkmak için salça olan Zeynep ve Tolga amaçlarına ulaşıp babalarıyla balığa çıktılar. Bir saat sonra çocukları getiririz diyen 2 koca baba (eniştem ve kocam) balığın bol olması nedeniyle balık tutma sevdasına kapılıp çocukları unutunca,(üzerlerindeki incecik tişörtleri çıkarıp çocuklara giydirmişler üşümesinler diye ) zavallı ama bundanda kendileine ders çıkarıp bir daha kesinlikle balığa çıkan şahıslara salça olmayan yavrular, o gece babalarına sıkıldık biz bizi kıyıya götürün demekten korkup, havanın saat 9 da kararmasıyla kendilerine gelen şaşkın babaları tarafından kıyıya gelmişlerdir.


Sonuç : Tolga gelince acayip üşümüş, ve 2 gündür ateşli yatmaktadır. Dün ananesi tarafından doktora götürülen Tolgaya , boğaz enfeksiyonu teşhisi konmuş, yine antibiyoik dayatılmıştır.


Yapılacak iş : En kısa zamanda Tolga kendi doktoruna götürülecek,boğazlarının sık şiştiği söylenecektir. Akşam ananesiyle yaptığım bu muhabbeti duyan Tolga yaygarayı basıp banane ben bademciklerimi vermem diye ağlamıştır.



* Az önce telefonla nasılsın,iyimisin demek için aradığım kaynana kişisi yine sinirlerimi bozmuştur. Dün sevgili koca tarafından Tolganın hasta olduğunu öğrenen kişi bana şimdi telefonda ;

- Aman ha ilaçları aksatılmasın, sakın bu sıcakta sokağa çıkarılmasın deyip benim şalterleri attırmış bulunmaktatdır. Ben yine aman saygısızlık etmiyeyim şimdi diyerek tamam deyip konuyu kapamışımdır. Şimdi bu olayda söyleyeceği lafları içine atan ben, bari blog komşularıma derdimi söyleyeyimde rahatlayayım. Demek isteyipte diyemediklerim şunlardır arkadaşlarım;
1) Ben bu çocuğun annesiyim,ilacının saati aman kaçmasın diyerek sabah kadar uyumadan işe geldiğim günleri biliyorum, ilaç düzenini,saatini senden çok iyi takip edebilirim.
2) Hadi beni anne yerine koymuyosun,hadi diyosunki sen bütün gün iştesin,pekiii benim çocuğuma bakıcımı bakıyor, kaldıki o bile baksa emin ol ,emin olmadığım kimseye bırakamam çocuğumu. 3 çocuk büyütmüş annem, 3 çocuk büyütmüş ananem, 1 çocuk büyütmüş teyzem ve yine bir çocuk büyütmüş ablam bakıyor Tolgaya, tabiki ilaç saatini kaçırmazlar ve tabiki senin kadar onlarında kafası çalışıyor,bu sıcakta ateşli çocuğu sokağa çıkarmazlar.
Off off neyse kapattım bu konuyu.

* Büromuzun 2 yan tarafında bulunan büro (daha önce patronumun yeni kurduğu şirket,kardeşim dudunun bir süre çalıştığı firma buradan taşındı) boşalınca bizdeki proje kısmı oraya taşındı. Şu an her yer her yerde,büroda tek benim masam ve ben varım,bide 2 tane usta, boya badana yapıyorlar. Bir Allahın kuluda bana demiyorki, kızım ne işin var boş büroda , git evine demiyor,üstelik yarında makinalarla yerler temizlenecek ve bu arada badanada devam edecek :( Hayır bırak boyada tuttu, akşama buradan nağralar atarak çıkmazsam iyidir. :)

* Kumlada binamızın bitişiğinde bir pansiyon var, senelerdir işletiliyor,zaten sahibide aynı yerde yaşıyor yaz kış. Bu pansiyonun 3 tanede ördeği var, geçen yaz dan beri kumsalda dolaşıyorlar,hatta denize giriyorlar ve çocukların sevgilisi durumundalar. Geçen lerde bize misafir gelen bir bayan ;
- Aaaa ne güzel kimin ördekleri bu diye sorar ,
benim akıllı Tolgişim hemen soruya atlayarak cevabı yapıştırır
- Eee pansumanın ördekleri.... :)
Pansiyon diyecek aklı sıra :)

* Akşamları kurulan pazara çıkıyoruz arada. Güzel şeyler satılıyor, annem çocuklara size Çığlık maskesi (Çığlık filmindeki gibi) alıcam diye söz vermiş. (Ne anane ama) Yine pazara gittiğimiz bir gece çocuklar maskeyi görünce aldırdılar hemen, tabi kalan son maskeyi, beraber kavga etmeden takacaksınız diye anlaşarak aldık. Takma sırası Tolgaya geldiğinde , maskeyi takınca karşısına ufak bir oğlan çocuğu geçip buna bakıp bakıp gülüyodu, o sırada tezgahtaki giysilere takılan ben en son çocuğun çığlık atarak annesinin eteğine yapıştığını gördüm. Meğer bizim maskeli Tolga çocuğu kovalamış; ee napayım gülüyodu, gülünç bir maske değilki bu korkulması gerekiyor diyede cevap verdi.

* Aynı maskeyi Kandil gecesi takıp, sahilde oturan apartman komşularının önündeki çiçekliklerin arkasına saklanıp arada bunlara gözüküp, hatta işaret parmağımla gören kişiye geell işareti yapıp yeniden çiçekliklerin arkasına saklarak korkutma planı yapan ben, aman mazallah yaşlı başlı insanlar bide korkutup başıma iş almayayım diyerek bu haince plandan vazgeçtim. Şimdi onlara , size böyle böyle yapacaktım dediğimde , iyiki yapmamışsın diyorlar.
Ama dün gece İstanbuldan gelen teyzem WC ye girdiği sırada kapının arkasına maskeyi takıp saklanan ablam Ozi , teyzem Wc den çıktığı anda önüne atlayınca , teyzem aynen korkudan zıplayıp Wc ye geri girmiş bulunmaktadır.

* Az önce Sevgili renkler in bloğunu okurken benimde aklıma eskilerde kalmış bir olay geldi.
Şimdi ben evimize yakın olan U.Ü. Meslek Yüksek okulunda okurkenki zamanlardı. Benim 2. öğretim olduğu için okula akşamları gidiyordum, okuldan çıkıncada eve yürüyerek geliyordum.10 dk bile sürmüyordu. Rahmetli babacım akşamları eve gelir yemeğini yer,sonra ananemlerin ordaki kahveye giderdi, bazen annemde babamla birlikte köye gider oda ananemlerde otururdu. Tabi böyle gecelerde bize bayram gibi gelirdi. Ohh evde 3 kız kardeş kalmışız, balkona çıkar sevgili Ozimle yakardık sigaraları muhabbet ederdik. Bir gece ben okuldan çıkınca arkadaşlarla muhabbete dalıp eve geç kaldım, tabi 3,5 ata ata evin yolunu tuttum. (Annem azıcık geç kalalım meraktan cam kapı köşelerinde kaldığı için o sinirini eve gelince bizden çıkarırdı. O zamanlar cep telefonlarıda yok arayamıyorlar)

Neyse ben tam evin köşesine yaklaşmışken, köşeden bir araba döndü , aynı babamın arabasından. Şoförün yanındada bir karartı daha var. Allah ben bir sevindirik oldum, ohh annem babamla köye gidiyor, şimdi yolda bana hesap soramaz, evede gidince ohh 3 kızkardeş muhabbet yapıcaz diye, araba bana yaklaştıkça ben son derece sevimli sırıtık halimle arabaya el sallıyorum, kenarada geçtim bekliyorum. Arabadanda bana el sallıyan karartılar görüyorum yalnız,onlar salladıkça ben dahada coşup sırıtıyorum. Araba bana bayağı bir yaklaşıp , içindeki lambasını yakınca ben bir dumur oluyorumki sormayın. Arabanın içi adam dolu ve hepsi bana sırıtarak el sallıyorlar. Ben öyle bir korkuyorumki , hemen olay yerinden topuk oluyor ve eve atıyorum kendimi. Olayı anneme anlatıncada hem geç kaldığım hemde salak salak salladığım el için fırçayı yiyiyorum :)

* Tolgaya bir okul daha buldum :) Komşumun dediği gibi, eskiden bizim semti alan ama benim beğenmediğim okul bu sene hakkaten bizi o okula almıyormuş. Bizim semti alan okulu internetten araştırdım bende, ilk dikkatimi çeken sınıf mevcutları oldu. 20 kişilik sınıflar, birde sistem nasıl anlamadım ama her sınıf için (1.2.3.4.5.ç6.7.8.) inci sınıflar için ayrı ayrı birer tane öğretmen resmi koyup hakkında bilgi vermişler. Yani acaba 1. sınıf tekmi ? Tek ise zaten 20 kişilik sınıf, oda dolmuştur, ee biz napcaz şimdik ?

* Bu yaz sezonu açılınca evimle hiç ilgilenemiyorum.Akşamları yazlığa gidip gelince eve uğrayamıyorum. Cumartesi gecesi oy atmak için Bursaya döndük, geldiğimizde gece saat birdi, hemen yatıştık, ertesi günde oyumuzu kullanıp, (malesef oyumuz yerini bulmadı) tekrar kumlaya döndük, sanırım yaz sezonu bitip evimize dönünce beni muhteşem temizlik günleri bekliyor, üstelik birde bu sene badana işi çıkartıcaz bakalım. Yaz bitmese olur mu?

İşte böyle bir yazı oldu buda, kısa kısa anlattım yaptıklarımı...

13 Temmuz, 2007

MERHABALAR YENİDEN

Uzun bir aradan sonra döndüm ben yine buralara. Arada baktım,okudum sizleri,yorum bıraktım bazı arkadaşlarıma. Gelelim neden uzun ara verdim, nerelerdeydim,neler yaptım kısa kısa anlatmaya. (Ben kısa kısa diyorum ama, başladımmı parmaklarım benden hükümsüzce basıveriyor tuşlara, ve eminimki yine uzun olacak yazım, şimdiden affola.)



Son yazımı yazdığım gün, eşim turdan telefon açtı. Dediki bir tatil var, (Onun alışveriş yaptığı bazı yerler başka yerlerden aldıkları toptan mala karşılık hediye tatil kuponu kazanıyorlarmış, kendileri gidemeyincede bu kuponları satıyorlarmış) ayın 1 i ile 5 i arasında Antalya / Belekte bir tatil köyünde , alayımmı, iznini ayarlarmısın ? Hemen şirketin tatil programına baktım, ben iki haftalık izin planımın bir haftasını okulların başlayacağı ilk haftaya almıştımki Tolgayı okulun ilk haftası ben götürüp , bekleyip eve getireyim diye, diğer hafta benim boştu ama diğer arkadaşların tatilde olduğu döneme denk getirmiycektim. Programa bir baktım o hafta boş.Hemen eşime tel. açıp al bileti dedim anasını satayım, 7 senedir evliyiz , eşşek gibi çalış, bi dünya kapris çek, tatil matil yapama, alda bikezde biz görelim oraları...Az sonra telefon açtı, biletleri aldım , işlerini ayarla, 30 haziran günü sabahtan yola çıkalımki, bende Eskişehirdeki işimi halladeyim oradan geçeriz. Mümkün değil 30 haziran gecesi halamın oğlunun sünnet düğünü var , gündüzden yola çıkamayız, düğünü yapar gece çıkarız dedim. Mırın kırın etti ama buda boru değil yani benim halam, 1. kuşak akrabam. Neyse bu arada benim kuzenim olan halamın oğlu, benim oğlandan 2 yaş büyük ve aralarında müthiş bir dostluk var :)



Tabi ben şirketteki müdürle ve patronla konuşup izin tarihimi belirttim. Ondan sonra bide çıkacağım tarih ay sonu olduğundan oturup harıl harıl ay sonu evraklarını,ssk v.s. belgelerini tamamladım ve o ara bloglara hiç bakamadım. İlk defa uzak bir şehire tatile gideceğimizden yanıma ne alıp almayacağım konusunda tereddütlü olan ben ilk aklıma gelen (gerçekten kalbim çok saf , nedeni sonra belirtilecek) Sağlık karnelerimizi çantaya attım :) Sonra belli deniz eşyaları, ve kıyafetlerde ne varsa attım bavula (Tabi bavul içindeki kıyafetlerin yarısı bile kullanılmadan geri geldi.) Bu arada en çok işe yarayan bavulda bir köşeye koyduğum,elektrikli kahve makinam (hani şu basit olanlardan) 2 fincan ve tabağı,türk kahvesi ve şeker :) Malum biz çocuklu insanız öyle geceyarılarına kadar dışarda olamadık ve geceleri tavuk gibi 9 da odamıza çekildiğimizde birer türk kahvesi içip günün yorgunluğunu attık.



Cumartesi gecesi giyinip kuşanıp düğüne gittik, ama bavullarımız ve eşyalarımızı önceden arabaya yerleştirdik. 10:30 gibi halamdan müsade isteyip önce eve geldik,üst baş değişimi yaptık ardından yola koyulduk. Saat gece 2 :30 da Afyonda Özdilek tesislerinin karşısında İkbal tesislerine arabayı parkettik.Arabamız Transporter olduğundan arkası yayla gibi, Mehmet arkaya uyku tulumlarını serdi, bir ara yolda uyuyan Tolga gözünü açtı etrafına pek bakınamadan arkada uykuya yattı, Mehmetle bende yola çıkmadan evden kaynatıp termosa doldurduğumuz sıcak suyla bir nescafe içip sabah saat 6 ya kadar yani 3 saat kadar uyuduk. Sabah uyandığımızda babasıTolgayı arkadan alıp öne yanıma getirirken Tolga gözünü açtı ve açtığı gibi karşımızda duran Özdileğe boş boş baktı. Durumu anlayan ben oğluşa , ah oğlum akşam yolda sen uyuduktan sonra sorun oldu Bursaya geri dönmek zorunda kaldık, Özdileğin karşısındada uyuduk dedim. Önce bir duraklayıp gözlerini fal taşı gibi açan Tolga yine beni şok edecek bir söz söyledi. Heee anne şaka yapma bi kere Bursada olsak Özdilek yolun öbür tarafında olurdu :) Daha sonra yolumuza devam ederken Antalyaya yaklaştığımızda hava kapandı ve yağmur başladı :) Otele giriş saatimizden bayağı bir önce Beleke vardığımızdan Mehmet bizi Manavgata götürdü gezmeye ama arabadan inmek ne mümkün, bardaktan boşalırcasına yağıyor yağmur, arabadan bile inemedik. Tabii Tolgiş yine başladı ağlamaya,neden yağmur yağıyor , nasıl denize giricez diye söylendi. Ne yalan söyliym benimde içim gitti, bide tatil belli olduğunda enişteme dedimki ;

- Mehmete söyleyemiyorum bana şomağızlı der diye ama bide Antalyanın yağmuru meşhurdur biz gittiğimizdede bir yağarsa falan diye gülüştük.

E buda aklıma gelince arabada, gülsemmi ağlasammı bilemedim. Yağmur tamamen kesilene kadar beklettim ben arabada, çünkü bir gece önce saçıma çekilen fön bozulmamıştı, ıslanırsam şimdi benim orman saçlarım elektrik çarpmış gibi havalanır, otele ilk girerken karizmayı sarsmayalım dedim :) Velhasıl kelam bir saat kadar Manavgatta gezdik sonra saatimiz gelince otelimizi bulup yerleştik. Orada olduğumuz 4 gün boyunca yaptıklarımız aynen şöyle;

Sabah en geç 9:30 kalktık,kahvaltı ettik,odaya döndük,Tolganın aceleci ısrarıyla apar topar hazırlanıp saat 11:00 gibi havuz kenarına gittik, denize sıfır olmasına rağmen hafif dalgalı olması ve Tolgaya havuzda tepemizde yüzmek daha cazip geldiğinden denize giremeyip havuz kenarında yer bulup öğlen 12:30 a kadar yüzmek,Tolgayı yüzdürmek, sonra öğle yemeği, yine Tolga beyin ısrarıyla alel acele yemek yemek ve malum havuz kenarındaki yerimize geri dönmek, akşam 19:30a kadar aralıksız Tolganın anne / baba tut beni,at beni,yakala beni,dur anne omuzuna tutunayım havuzu dolaşalım , anne iki havuz arasındaki köprünün ve tünelin (tünelede korku tüneli dedi) altından geçir beni, anne bana kola al ama buzlu olsun,dondurmada al v.s. komutlarıyla geçirdikten sonra odaya gidip duş almak , akşam yemeğine geçmek, saat en geç 21:00 gibi Tolganın anne / baba ben çok yoruldum uykum geldi direktifiyle odamıza dönme ve en geç 23:00 gibi uykuya dalmak. Tabi bu arada 24:00 a kadar açık büfe yemekleriyle domuz gibi yiyerek son zamanda verdiğim 3 kiloyu afiyetle 4 günde geri kazandım. Ve tabi koca gün güneşin altında olduğumdan zenci bir hatun oldum. Şimdi burda bana soruyorlar, bu kadar yanmanın sırrı ne bizede ver diye, diyorumki sırrı Tolga, alın onuda götürün yanınızda bak nasıl yakıyor sizi :)

Otelden perşembe günü ayrılınca, tatil bizi kesmeyip deniz kenarından Fethiyeye doğru yola koyulduk. Kemerde bir mola verip biraz yürüdük Tolgayla merkezinde. Fethiyeye girdiğimizde Sevgili http://asortikkrep.blogspot.com/ sayesinde o kadar tanıdık geldiki oralar. Ve yollarda sanki tanıyacakmışım gibi gözlerim onu aradı hep, buraya gelme gibi bir planımız başında olmadığından kendisine önceden haber verememiştim, oysa oralara gitmişken bir blog dostuyla tanışıp, onu yakından görmek isterdim , kısmet değilmiş, ama koca gün kulaklarını çınlattım kendisinin.

Eşim daha önceden gelip burda kaldığı için Ovacık geceleri daha serin olur, 2 gece orada konaklarız, gündüzleri Ölüdenize iner orada vakit geçiririz dedi. Daha önceden kaldığı oteli bulmak için geçirdiğimiz bir saat sonunda (dediğine göre onun kaldığı zamanlar oralarda sadece bir kaç otel varmış) kalacağımız oteli bulduk, yerleştik. Belekte kaldığımız tatil köyü gerçekten son derece hizmette sınır tanımayan bir otel olduğundan bizim gibi sosyeteleri burası pek açmasada :) havuzunun büyük ve kaydıraklı olması Tolga beyi çokdan kendinden geçirmişti. Neyse buraya yerleşip gecemizi geçirdik, sabah kahvaltıdan sonra kaydırağın açıldığını görünce hemen kendimizi Tolgayla havuza atıp bol bol kaydık. Bir önceki gece Mehmetle verdiğimiz karar sadece burda 1 gece geçirip, ertesi gün eşyalarımızla yola düşüp, Ölüdenizde akşamüstüne kadar yüzüp oradan artık Bursaya annemlerin yazlığına gidip 2 gecede orda kalmaktı.Öğleye kadar havuzda Tolgayla kaydıraktan kayıp, Allahtan öğle vaktinde kaydırağın sularını kapanınca Tolgayı zorlanmadan otelden çıkarıp yola koyulduk. Tolga Ölüdenizi çok beğendi dalga olmadığından. Havuz gibi dedi hep. Burada geçirdiğimiz yaklaşık 3 saatten sonra, Mehmet Tolgayla denizde yüzerken bende tam yağlanıp güneşin altına malak gibi yatmışken, Tolganın kulağım ağrıyor nağmeleriyle apar opar toplanıp, duşumuzu alıp,üstümüzü giyinip hastane arayışına geçtik.Fethiye Devlet Hastanesine doğru yola koyulmuşken Tolgam artık ağlamaya başladı çok ağrıyor diye. Hemen hastaneye koştuk, doktor kulağında iltihap olduğunu, birkaç gün denize girmemesini söyleyip 1 damla, bir ateş düşürücü ağrı kesici, bir üst solunum yolları ilacı ve bir antibiyotik yazdı karnemize. (Neden yola çıkarken aklıma ilk gelen sağlık karnesi olmasını açıkladım böylece) Doktora burdan teşekkürler, ben Bursada karneme en fazla 3 ilaç yazdırabiliyorken o bize en yararlı ilaçları yazdığı için. Hastanenin acil kapısı çıkışı karşısındaki eczaneden alalım dedik ilaçlarımızı. Eczanenin adını hatırlayamayacağım ama çalışanlarını asla unutmayacağım. İçeri girdik içerisi süper ferah ve 3 tane 1 i babaları sanırım güleryüzlü insan. Bir bayan dolaşıyor içeride ve soğuk bir şeyler ikram ediyor müşterilerine. Ben ve Tolga içmedik, gider ayak Tolganın boğazlarınıda şişirmeyelim diye. Eczanedeki babanın içine sinmedi olacakki gidip bize çokoprens alıp ikram etti. İlaçların üzerine öyle bir açıklama yazmışlarki bayıldık. Günde 3 kere 1 er ölçek içiriniz. Öyle 3 veya 2 çizik atıp bırakmamışlar kutuları, okunaklı güzelce asetatlı kalemle yazmışlar herşeyi. Burdan kendilerinede herşeyden çok güler yüzleri için teşekkürler...

Tolgacım daha ilacını içmeden eczaneden çıkınca keyfi yerine geldi, zaten sanırım bütün gün suların içinde olduğıundan öyle ateşide olmadı. Tolganın tatil boyunca tek derdi arkadaşsızlık oldu. Otelde olduğumuz ilk gece baktım apsuruk ne dediği anlaşılmayan sözler söylemeye, etrafta turist olduğundan sanırım , bizimkide aklı sıra İngilizce konuşuyormuş :)

Bir ara bir Türk Bolulu bir çocuk buldu ama çocuk bunu hiç sallamadı. Oğluşum bayağı bir koşturdu peşinden ama çocuk umursamadı. Otele Mehmet gibi bilet alarak gelen Kastamonulu bir arkadaşı ve ailesinin 2 tane biri 5 yaşında kız, diğeri 3,5 yaşında oğlan çocukları vardı. Canım oğlum baktı öbür çocuktan kendisine fayda yok, 3,5 yaşındaki çocuğa aklı sıra abilik yapıyormuş havalarıyla oynadı. Alliii gel abicim burda oynayalım, Aliii bak orası sıcak ayağın yanar dedi durdu hep.

Neyse eczanedende çıkınca karnımızı doyurup yola çıkalım dedik, Ovacık, Fethiye yolunda bir gözlemeciye girdik,orada gözlemelerimizi beklerken yanımızada bir aile oturdu , çocukları Tolga ile yaşıttı. Baktım Tolga yandan yandan kesiyor oğlanı :) Bir ara çocuk anne ve babasına Jetıx Tvdeki Pover Rengırs lardan bahsederken Tolga hemen atladı yan masaya :) Ben biliyorum onları şöyle şöyleler deyince biz koptuk Mehmetle, arkadaşsızlık oğlumun başına vurmuş olacakki atladı çocuğun üstüne:) Sonra aralarında bir muhabbetki sormayın. Birlikte sallandılar, bahçedeki tavukları kovaladılar falan filan. Sonra yola koyulduk, buraya gelirken Afyonda arabada yatmak Tolganın çok hoşuna gitmiş olacakki yine orada yatacağımızı sanıp Afyona kadar hiç uyumadı.Bizde ona Özdilekte bir çay içip yola devam edeceğimizi söylemedik,Tolgada uyumayınca sandıkki Özdilekte gezmek için uyumuyor :) Biz Afyona gelene kadar yolda hep tabelalardan kalan kilometreleri okudu. Özdileğin önüne park edip kemerlerimizi çıkarınca Tolga hemen toparlanıp hadi yatalım deyince koptuk yine biz. Oğlum yatmıycaz baban biraz dinlenince yola çıkıp ananene gidicez dediysekte ağlayarak burda yatalım arabada yatalım dedi hep. Neyse bunu oyuncaklara bindircem seni diyerek indirdik arabadan. Yola çıkarken annemlere o gecede Fethiyede kalacağımızı söyledim, yoksa biz yollardayken annem çok merak eder, dedik sürpriz olsun. Ama saat gece 2:30 olunca anneme İnegölde tel. açıp oraya geleceğimizi söyledim. Çok şaşırdı hani fethiyedeydiniz dedi hep. Gece Kumalaya varıp attık kendimizi hemen yatağa ve öylece uyumuşuz hepimiz. Aslında planımız Tolgayı orada bırakmaktı, Zeynoda gelmişti yazlığa ama kulağındaki iltihap yüzünden bu hafta Bursaya getirdik. İşe geldiğim gün biriken işlerim nedeniyle daha yeni toparlanabildiğim için ancak şimdi yazıyorum sayfama. Bu akşam kısmetse Kumlaya gidip oğlanıda artık bırakıcaz ananesine ve akşamları gidip gelicez biz oraya, yani yine başladı bizim maraton.Olsun Tolgam yazını güzel geçirsinde.

Bu arada biz hala yazdıramadık oğlanı okula. Bahsettiğim okul çıkan sıkı kanuna göre , bizim ikamet sadece sokak farkı nedeniyle oraya girmediğinden almıyor bizi okula. Araya giren o bahsettiğim kayınpederimin arkadaşı bize sıkmayın canınızı ben kesin halledicem dediği halde Mehmeti sadece Müdürün odasına sokup, Müdür Bey yardımcı olurmusunuz demiş :) Salak bizde biliirdik Müdürün odasına gimeyi. Tabi bizi almadı müdür. Bakalım şimdi yeni torpil bulma yolundayız.



İşte böyle geçti geçen yazımdan sonrası. Aslında tam detayları yazamasamda daha sonra resimlerle pekiştiricem yaşadıklarımı.



Not : Sanırım tatile gidişi,dönüşü,orda olan yorgunlukları falan atlatınca Pazartesi gecesi ben yine fenalaştım. Gerçekten bu sefer fena vurdu atak beni,hiç bişey yokken gece lavaboya kalktım, yatağıma geri dönüp yattığımda kulaklarımdan başlayarak ayaklarıma kadar yanmalar, özellikle hissettğim bonumda, kollarımda karıncalaşmalar,gözlerimde kararma ve kalbimde çarpıntı oldu. Kendimi doğru balkona attım, Kelime-i Şahadet getirmeye başladım ve dedim ölüm bu herhalde ölüyorum, gidip Mehmeti uyandıramadım. Elimi yüzümü yıkayıp balkona çıkınca yavaş yavaş açılmaya başladım. Sonra doktora tatilden önce gittiğimde ilacımı yazdırırken, bazı gecelerde Mehmetin olmadığında huzursuzluğum olursa geceleri içebileceğim bir sakinleştirici istemiştim, yazdığı ilaçtan yarım içtim,yatağıma girdim ve sonra uyumuşum. Şimdi yine tedirginliğim var, ilaç kullanırken böyle bişey olması normalmi bilmiyorum . Doktoru arıycam bakalım bugün.

Sonra görüşmek üzere.....