böğürtlengözlü oğlum benim

14 Şubat, 2008

BİZDEN HABERLER...


* Her ne kadar saat geç olsada olsuunn, ben yinede tüm sevenlerin SEVGÜLÜLER GÜNÜNÜ kutlarım. Kocam şehirdışında bu gece, ve hafta sonuna kadar, ama olsun sabah allı güllü bir mesaj attı telefona hemen arkasındanda aradı. İlerleme var yani :) Banada bu geceyi güççük sevgilim oğluşumla geçirmek nasip olacak.
Pasta yapıyorum bende, napalım bizde hafta sonu kutlarız . Ağzımızın tadıyla yemek nasip olsunda, Allah tüm yolculuk yapan kişileri kazadan beladan korusun, sağ salim evlerine sevdiklerine gelmeyi nasip etsin. Bazen yanımdayken bir damla suda boğazsım bile gelen kocayı bööyyle uzun haftalık tura çıkınca kıymete bindiriyorum :) Pasta yapıyorum dedimya, hani şöyle güzel pasta börek bloglarında gördüğüm "aşk kuşları" pastası var görmüşsünüzdür, ondan yapıcıym kısmetse ama 2 aşk kuşunun önüne birde minik kuş konduruciym bakalım neye benzeyecek. Özenerek yapıyorum, dün gece pandispanyayı yaptım , çok şükürki bu sefer kabartmayı becerdim. Bu akşamda dal görüntüsü vermek için çubuk krekerlerin çikolataya batırılıp kurutulması işini yapıcam.
* Yeni okul dönemi herkese hayırlı uğurlu olsun. Tüm yavrulara Allah zihin açıklığı, analarınada sabırlar versin inşallah. Öğretmenimiz yarıyıl ödevi olarak bir kitap almamızı istedi. İçinde kısa metinler, altlarında metinlerle ilgili 4-5 soru, şiirler,tekerlemeler,bulmaca , bilmece ve çeşitli uygulamalar olan bir kitap. Kitaptaki şiirleri bakmadan deftere yazın, ayrıca metinlerinde sorularını deftere cevaplayın ve o defteri tatil dönüşü bana teslim edeceksiniz demiş. Kitap 100 sayfalık bu arada ama dediğim gibi yarısı sadece bulmaca,bilmece v.s. var. Ben ödev kağıdını heral yanlış okudumki tüm kitabın yapılacağını sandım :) Tolgaya ise ite kaka ancak yarısındaki metinleri cevaplandırtıp,şiirleri yazdırabildim ama kalan tüm uygulamaları yaptırttım. Kitabın yarısını bitiremedik diyede oğlandan çok ben gerildim. Adamın umrunda değil, hadi hadi demekten dilimde tüy bitti. Bir akşam nasılsa fazla zorlanmadan oturdu masaya derse ama o gecede eline kalem battı ve biraz çizdirdi. Tam küçük parmağının avcuna birleşen yeri,üstelik sağ el yani kalem tutan el :) Çizildikten sonra konuşmalar aynen şöyle..
- Anneeeeee, (ağlamaya başlar) elim elim aahhh
- Dur oğlum korkma bak sadece çizilmiş,kan bile yok , bekle hemen batıcon basıp bantlayalım.
- Hayır anne, yarıldı elim,2 ye ayrıldı hüüüüüüü
- Yok bişey oğlum bekle..( 2 ayak bir pabuçta misali hemen pamuk bulunur, batıcona batırılır.)
- Acıyo anne,acıyo anne acıyo anne ( ...ç yırtılırcasına bağrılıp tepişilerek söylenirki anne dahada panik olsun)
- Hay Allahım üf be oğlum kırk yılın başı şöyle oturduk derse, ayyy batıconuda döktüm halıya
Batıcon parmağa basılır, oğlan koltuğa oturtulur, bir yandan parmağa üflenir, bir yandan gülünsemi ağlansamı bilinemez.
Oğlan ;
- Anneee (hala içini çekerek hem ağlar hem konuşur) hemse sağ elimin palmağı, altık kıvılamayacağım palmağımı, hiç kalem tutamayacağım,yazı yazamayacağım. (r lar l şeklinde söylenebildiği için böyle yazdım :)
- Yok oğlum saçmalama, bak bişeycik yok, kan bile akmadı, kıvır bakayım parmağını, ben şimdi oraya bide çocuk bantı yapıştırırım , geçer.
- Hayıl anne, geçmiycek.
- Oğlum bana güvenmiyormusun, yarına bişeyin kalmıycak.
- Güveniyolum anne , sana her konuda güveniyolum ama ya kullanamazsam. (Uydurukçu yazı yazmak istemiyorum demiyoda, parmağındaki kedi şeyi kadar yarayı bahane ediyor.)
O akşam bir daha derse oturtmıycamı sandı ama yanıldı, parmağın yarıldıysa gözün ve dilin sağlam deyip kitap okuttum biraz. Bir daha sağ elimi kullanamayacağım, küçük parmağımı kıvıramayacağım diyen sıpam, bilgisayar oynarken mausu öyle bir kavrıyorduki, gülsemmi ağlasammı bilemedim. Allahım bu yaz kısmetse sünnet yapıcaz ama inanın tasası tuttu beni derinden, ufacık çizikte kendini böyle perişan eden sünnet olunca ne edecek bakalım bizlere..
Pazartesi sabahı öğretmenimizi aradım , dedim valla zar zor kitabın yarısınındaki şiirleri ve metinleri yaptırdım, bir kitap okutabildim, kitapta kalan bilmece,uygulama v.s. yaptık ama metin ve şiirleri yapamadık. Ben ders yaptıramıyorum belki siz söylerseniz daha iyi yapar dedim. Kadın demezmi ben zaten 57 sayfa yapın demiştim, Tolga fazlasını yapmış :) Haydiii, dedim o zaman sakın oğlan duymasın canıma okur benim :)
* Bu arada hani daha önce bahsetmiştim, okulda bir öğretmenle ağız tartışması yaptık diye, işte o öğretmen hanım sınıfa girip oğlumu ayağa kaldırıp beni öğretmene şikayet etmiş. Oğlum bunu bana daha yeni söyledi . Öğretmenin sana bişey dedimi dedim, hayır anne tek kelime söylemedi dedi. Geçen açtığım telefonda öğretmenimizden , basit bir konunun ta kendisine taşındığı için özür diledim. Hiç zararı yok dedi ve güldü, demekki fazla kayile alınacak bir hanım değil okulda. Ama uyuz oldum, bir lokma çocuğu ayağa kaldırıp beni şikayet etmesine.
* Yeni öğretim yılı, Tolgaya şimdiden tatilli geldi. Salı günü öğretmeni izinliymiş, okula gitmedi, bugünde toplantı varmış yarım gün okula gittiler pek bir mutlu kendisi.
* Kilolarıma kilo kattım yine. Geçenlerde halam geldi ve parafinli korse aldığını söyledi kafama taktım şimdi, alsammı acaba, kullananınız varsa düşüncelerini söylerse sevinirim.
* 15 tatilin 2. haftası annem baktı oğlana. Bende orada yattım. Banada süper geldi anne tatili. Ama şuan annem, Dudu, Ozi ve Zeyno hastalar, grip oldular ama ağır. En üzüldüğümde Dudu ve Zeyno. Dudum ilaç içemediği için sürünüyor çocuk. Kaç gündür atamadı üzerinden.
Aslında daha yazacaklarım vardı sanki ama unuttum bak şimdi. Neyse zaten büroda kalabalıklaşmaya başladı, bir nescafe yapıp kendime yazımıda burada keseyim...

07 Şubat, 2008

HOŞ GELECEKSİN ONUR BEBEK....


Canım benim, ilk doğduğun günü hatırlıyorum dün gibi.Halbuki o zaman bende daha 5 yaşındaydım. Şimdi benim 7 yaşındaki oğlumu hala bebek gibi sıkıştırıp , mıncıklayarak öptüğümü düşünürsek , ben sen doğduğunda dahada bebekmişim. Ama hatırlıyorum işte.

Annemin seni dünyaya getirdiği geceden aklımda kalan bir sahne, evde annemin herhalde sancısı vardı,salondaydı babamla. Bende onların odasında yatıyordum. Babannemler gelmişti üst kattan. Sonrası kopuk. Ama beni herhalde ananemlere bırakıp, hastaneye gitmiş olacaklarki , senin doğduğunun haberini orada aldım ben. Teyzemle ananemin bahçesinde asma altında oturduğumuzu, babamın oraya gelip bize dönüp , gülümseyerek ;

- Kız oldu :)

demesi, dün gibi gözümün önünde. Kusura bakma anacım ama 2 çocuk ve 5 sene aradan sonra sen muhtemelen babacığımızın erkek çocuk hevesi ile dünyaya gelmene karar verildi. Ama kız geldin, iyikide öyle geldin :)

Babamın haberinden sonra , köyde kapı kapı dolaşıp ablamla , kız kardeşimiz olduğunu söylemiştik komşulara. Ne sürpriz aslında, o zaman ultrason yok, taa doğduğunda biliniyor kızmı erkekmi. Tabii telefonda herkesde olmayınca haberi kapı kapı dolaşarak veriyorsun.

Sen derlerya, tekne kazıntısı , aynen öyleydin :) Seni hiç kıskanmadım. Tam tersi hep anneme yardımcı oldum. Ablam ananemde kalıyordu o zaman. Ama senin doğumunla artık oda sık sık evimize gelmeye başladı. Ablamla yattığımız divanın üstüne salıncak kurmuşlardı , senin için. Yaramaz bir bebektin açıkçası. Gecenin bir vakti salıncakta oturur, bize doğru bakardın. Bizde salıncağa ayağımızla o uykulu halimizle itip, yat çabuk uyu derdik. hemencecik gömülürdün salıncağa :) Seni ayağımda salladığımı çok hatırlıyorum. Ben , benim değer verdiğim şeye başkaları tarafından çok sevilip beğenilmesini kıskanmam, tam tersi hoşuma gider, çünkü o benimdir ve benim olan herkes tarafından beğenilip seviliyordur. Herhalde o zamanda böyle düşünüyormuşum. Çünkü aslında sen benim üzerime geldin aileye, ve aramızda 5 yaş olunca herkesin gözbebeğiydin, ama dedimya sonuçta benim kardeşimdin, sana herkesden yakın olan bendim gibi düşündüğüm için seni asla başkalarından kıskanmadım.

Biraz büyüyüp , ayaklanınca başladın yaramazlıklarınada :) Alemdin sen alem. En çok yaramazlığı üst katta oturan babanneme ve o zaman bekar olup, ünüversitede okuyan halama yapardın :) Balkondan aşağı ne bulursan atardın mesela. Bunuda genelde babannemde yapardın. Sokakta oynayan çocuklar bıkmıştı senin attıklarını toplayıp getirmekten :) Babannem car car söylenirdi ;

- Yapma be çocuym, ne istersin onlardanda atıverirsin aşağı :)

Halamın şampuanlarını sıkardın mesela aşağı, hele bide sokakta su birikintisi varsa inadına oraya sıkardınki arkadan köpük köpüğe giderdi kapının önü :)

Banannem halamın dağınıklığına kızar ve sen onun eşyalarını attığında ;

- Ohh , halanda ortada bırakmasın demi derdi :)

Kızın kaç tane lensini atıp kaybettin , tarakları,tokaları...

O sana kızıncada ;

- Eee napıym , sende ortada bırakma derdin :)

Bir gün babanneme , senin sevmediğin bir komşusu gelmiş. Sende onun ayakkabılarına su doldurup doğru eve gelmişsin. Annem , anladım aslında suratından belliydi bir haşaratlık yaptığı ama sorduğumda söylemezdi zaten, neyse nasılsa bir süre sonra çıkacak yaptığın yaramazlık demiş. Dediği gibide az sonra üst kattan bir çığlık, arkadan babannemin sesi ;

- Ahh be çocuym, e be çocuym....

Annem zor fırladım diyor yukarı, kadıncağız ayağını ayakkabıya geçirip, ayakkabıdan sular fışkırınca basmış çığlığı :)

Babannemle , rahmetli dedem kavga ederlerdi, halamda Dudu ya akıl vermiş, sen onlar kavga ederken kitle kapıyı üzerlerinden , in aşağı demiş.

Dudu dururmu , annem diyor ;

Bir gün yine geldi bu eve babannesinden, suratı bir tuhaf, birazdan çıkar nasılsa yaptığı demiş annemde oturmuş.

Derken yukarıdan , takk takk sesler duyulmuş. Az sonra babannemle , dedemin sesi;

- ................ kurtar bizi, kitlemiş bizi bu eve. Annem gülerek gidip açmış kapıyı. Akşam halama anlattıklarında , halamda ;

- Duducum yanlış yapmışsın, kapıyı kitleyip anahtarıda yandaki arsaya atacaktın, o zaman böyle çabuk çıkamazlardı demiş , tabii şakasına.

Ama senmisin diyen, aynı planı halama evde yalnızken uygulamış bu sefer :)

Halamı kitleyip anahtarıda bahçeye fırlatmış :)

Bir günde hiç unutmuyorum, balkon demirlerinin arasından kafayı çıkarmış sokağa doğru şarkı söylüyorsun. Ama şarkı , şarkı değil. Sadece bağırarak, aaeeee, oooeeeaaa diye bir tarafını yırtıyorsun. Bütün milletde evin önüne toplanıp, senin kafanı oraya sokup çıkaramadığını düşünüp, ahhhh yavrumm, vahhh yavrum diyerek anneme sesleniyorlarmış.

Annem mutfaktan zor attım kendimi balkona diyor, bir bakmışki kapının önü insan dolu :)

Sen annemi görünce korkudan şarkı söylemeyi bırakıp, yavaşça soktuğun gibi çıkarmışsın kafanı demirden :) Millette ;

- Hay Allah bizde kafası sıkıştıda bağrıyo sandık demiş. Annemde yok yok sağolun ben onun sesini duyuyorum içerden, şarkı söylüyodu o , deyince millet dağılmış kapının önünden :)


Daha hangi birini anlatayım çocukluğundan :) Okul dönemin, problemli geçti yalnız, hevesli değildin okumaya. Hani ergenlik diyorlarya aslında o dönemdede yanlışların oldu, ben ve ablam ergenlik nasılmış neymiş bilmeden , problemsiz atlattığımız için senin yaptıkların mantıksız geliyordu bize. Çoğu haltını annemden saklayıp, üzerini örttük ablamla. Deli çocuktun, deli genç kızlık dönemi geçirdin ve maşallah hala deli bir karısın ve sanırım delide bir anne olacaksın :)

Senin yaptığın her hatayı , Oziyle örttük ve hep seni bağrımıza bastık, her olayın alemlikti. Ama hiç sana kızamadık, hep annemden sakladık ve hep seni anne şevkatiyle sardık sarmaladık. Babamı kaybettikten sonra annemin iyice arkadaşı, sırdaşı oldun. Hiç sanmazdım ki senin evlenip , evine kocana, yuvana bu denli sahip çıkacağını. Evlenmende çok ani oldu zaten. Bir anda bir arkadaşın vasıtasıyla tanıştın, başta bize ilk anlattığında, arkadaşımı kıramadım, çocukta benim hiç tipim değil dedin bize. Sonra mantıklı geldi sana oğlan, bizi ve eniştelerini tanıştırdın. Anneme anlattın, bizlerde tanıyıp oğlanı sevince anneminde hoşuna gitti. Sen nasıl deli kızsan, seçtiğin erkekte o kadar ağırbaşlı, uysaldı. Açıkçası olmaz, uyuşmazlar dedik ve senden çok oğlana yazık olur dedik Oziyle. Ama sen tamam deyince, hep beraber anneme hadi dedik, bu iş olacak. Aniden 1 sene içinde tanıştın, sözlendin,nişanlandın ve evlendin . Çok şükür anneme çok yakın ev buldun kendine, kocanada dedin , ben annemi bırakamam haberin olsun. O yavrucukta ses çıkarmadı sağolsun, anneme her gece geldiniz gittiniz.

Şimdi de anne olacaksın hayırlısı ile. 4,5 aylık oldun bile. Kız istedin hep bebeğini, benim gibi deli yetiştircem onu dedin. Ahada sana benzerse yandın sen dedik hep eşine. 1 delin vardı 2 delin olacak. Ne yalan söyleyeyim benimde hep içime kızın olacak gibi doğdu. Ama anneler hisseder derlerya hep kız istiyorum ama oğlum olacak gibi geliyor dedin. Kız olursa adı hazır , İzel koyucam dedin. İlk doktora gittikten sonra , ultrasonda gördüm, fa.su.lye kadar deyince bizim çocuklarda ona fa.su.lye demeye başladılar, sonra hepimiz fa.su.lye dedik ona. Tolga hep oğlan olur işallah dedi, meğer derdi varmış çocuğumun, Hatço ve Zeyno nun arasında 2 kıza 1 erkek hissediyormuş kendini. Zeynoda hep kız olur işallah dedi hepimiz dört gözle beklemeye başladık fas.u.lyeni. Tolga bir akşam bir resim çizmiş, üstünede;

- Fas.ul.ye ye yazmış. Postayla yolladık sana.

Ozide dururmu hemen fasulyenin ağzından bir mektup döşemiş, sende birer kalem koyup zarfa Tolgaya , Zeyno ya ve Hatçoya yolladın.

Tolga zarfı aldı eline posta kutusundan, zarfın üzerini heceleyerek okumaya başladı.

- Tol- ga da-yı-ma , aaaa anne bana mektup varrr.

- Ee oğlum kimden gelmiş oku bakayım;

- Fa-sul-ye ....-....- , aaa anne fa.su.lye yollamış bana, bak içindede bir şey var , aaaa bana kalemde yollamış yaşasın, hadi anne okusana ;

- Merhaba Tolga abicim ;

Bil bakalım ben kimim ? Sana biraz ipucu vereyim hadi. Kıyak olsun... Şimdilik böyle karanlık bir yerdeyim ama herşeyi duyuyorum. Annem ne yerse bende onu yiyorum malesef. Yemek seçme şansım yok yani.Annem nereye ben oraya kısacası şimdilik anneme bağlıyım ama en fazla 2 sene sonra ben nereye onlar oraya. Çok çektircem, tabi bu konuda büyüklerim olan sen ve ablalarımdan çok faydalanıcam.Şimdilik biraz ufağım bir fa.su.lye kadar olabilirim ama hergün biraz daha büyüyorum. Bu arada bana fa.su.lye demenize acayip bozuluyorum haberiniz olsun. Hergün bu karanlık yerde vücut geliştirme yapıyorum, pazularım bile oldu. Neyse geçelim bunları , kim olduğumu bildin dimi. FA.S.UL.YE.NiZ . Malesef bende kendime bunu diyorum. Ulen insanın ne olduğunu bilmemesi ne kötü.

Mektubun başında herşeyi duyuyorum dedim ya. Zeyno ablamla senin bir su kavganız vardı , ananemde bayramda. Abi çok güldüm halinize, Allahda sizi güldürsün.Karnıma ağrı girdi gülmekten.Ne komiktiniz.Zeyno ablamında eli ağırmış ona göre davranmak lazım.Birde Hatço abla varmış.Henüz duymadık sesini ama üçünüz iyi girersiniz birbirinize. Şimdilik meydanda olmadığım için problem yok ama sanırım doğunca kafayı iyi kollamak lazım. Ne olur ne olmaz.

Neyse yoruldum artık,bakalım mektubu yazdıkta nasıl postalıcaz bunu. Hadi bakalım kendine iyi bak, bana yine yaz, bende sana yazarım.Derslerine çok çalış tamammı, bide ota boka ağlamayın lütfen kafamı şişiriyorsunuz. Bende sizin kafanızı şişiririm ona göre. Öptüm abicim benim byyy...


Tolga bi sevindi bi sevindi, kardeşinden gelen mektuba. Neyse biz f.asu.lye derken, geçende senden gelen telefonla hepimiz çığlığı bastık. OĞLUM oluyor deyince inan nasıl gözlerim sulandı. OĞLUm veya KIZIM , hiç farketmez , önemli olan bebeğimizin hayırlısı ile doğması. Önemli olan benim bebeğimin, hayırlısı ile anne olması. İzel bebek, yada fa.su.lye değil artık bebeğimiz. ONUR bebek geliyor ailemize. Hoş geliyor, biz onu dört gözle bekliyoruz çoluk çombalak. Tolga abisi yehuuu 2 kıza 2 erkek oluyoruz diye seviniyor, Zeyno ablası başta biraz üzülsede şimdi yeterki eli ayağı düzgün olsun, sağlıklı olsun diyor. Sen başta , oğlan olursa Onur istiyorum adını dedinya, biz şimdiden koyduk bile adını. Onur bebek. Gel bakalım bebeğimin bebeği. Beni bir kez daha teyze yap bakalım. Eee bizim sülale de , babanın sülaleside biraz kalabalık , geldiğine sevincenmi, ahada nereye geldim bilmem diyecekmisin bilmiyorum ama ben teyzen olarak seni şimdiden çok seviyorum....

01 Şubat, 2008

MAZİDE KALDI ...


Hani diyoruzya bazen, şimdiki çocuklar çok şanslı diye. Bizim zamanımızda yoktu böyle oyuncaklar,ayrı odalar, çikolatalar,şekerler,bonbonlar.... Doğru , yoktu tüm bunlar zamanımızda , ama bizim zamanımızda oyun vardı, sokak vardı, arkadaşlık vardı, ananeler,babanneler ve bağlı bahçeli evler vardı.

Ananemin şimdi mahalle diye bilinen ama hala köy havası kokan semtte evi vardı. 2 katlı ,alt katı oturma odası ve mutfak, üst katı 1 tane misafir salonu , 2 yatak odası olan. Tuvaleti dışarıdaydıda ne korkardık gece tuvaletimiz gelirse diye :) Yarıyıl,yaz tatili,bayram tatili,yılbaşı,kar , yağmur , çamur , her türlü tatilde mutlak surette ananeme atardık kendimizi. Gece annemle babam eve dönecekleri zaman , ablamla hemen üst kattaki yatak odasına çıkar, uyuyor numarası yapardık , eve gitmeyelim diye. Sonra bu evin bir bahçesi vardıki sormayın. Bahçe içinde koca bir incir ağacı, ağacın altında havuz ve kenarlarında çiçekler, ağacın altına kurulmuş bir minderlik. Bu köşeye çiçek bahçesi derdik. Sonra , evin mutfak camının önünde kocaman bir asma. Yine altında taştan çevrelenmiş ufak bir çiçek bahçesi, burada ekili akşam sefaları, asmanın altında yine çok güzel bir minderlik, yemek masası, asma dibine ekilmiş ve yazın kıpkırmızı güller veren gül ağacımız vardı. Bahçeden arkaya doğru yürüdükçe solda vişne ve yine gül ağaçları , sağda depo ve ahır dediğimiz bölüm. Ahırda tavuklar ve horozlar. Bahçenin arkasına doğru devam ettikçe, önceleri dedemin yönetiminde sonrada babamın işlettiği dokuma fabrikamız vardı. Tezgahlar vardı içinde, büküm makinaları bide devere dediğimiz, hani şu muhabbet kuşu yuvalarında olurya silindir, içine girip dönüp dururlar, onlara benzerdi bu deverede. Ben korkardım hep bu makinalardan. Oramı buramı kaptırıcam diye. Az çalışmadık o fabrikada, bobinler bitince makinaları durdurur, yenileriyle değiştirirdik. Çok zevkliydi çookk.

Arka bahçe , yanyana bitişik diğer 3 evin arka bahçeleriyle bitişikti , oralardada koca koca ağaçlar vardı. Yan komşuların hindileri, ördekleri,tavukları,hepsi bir aradaydı. Hindileri ;

- Kabarama kabarama kel fatma, annen güzel sen çirkin ,diyerek geçip karşılarına kızdırırdık. Tüm tüylerini kabartıp , glu glu glu diye bağrışıp dururlardı :)

Ön bahçede bahsettiğim havuza (yuvarlak , kenarları betonla çevrili yaklaşık 60-70 cm derinlikte) kimler düşmediki :) Biz alışıktık düşmezdik, gelen kaç tane misafir çocuğu havuzun kenarına çıkıp yürüyeyim derken düştü :) Bu havuza yeraltından gelen yaklaşık kolum kalınlığında gürül gürül , yazın buz gibi, kışında ılıcacık su akardı. Bir ara teyzemin nişanı için İstanbuldan gelen misafirler (o arada İstanbulda büyük su sıkıntısı yaşanıyor) havuza akan suyu görünce koşa koşa önce oraya gidip, suyu kapatmak için vana aradılar ve bulamayınca çok üzüldüler. Boşa akıyor su biz buna hasretiz diye :)

Su kavgaları yapardık yazın, dayım başlatırdı hep kavgayı, havuzdan koca koca kovalarla su alıp önüne kim geçerse atıverirdi kafadan aşağıya :) Yine böyle bir kavgada akıllı Ozi tuvalete kaçıp saklanmış, kapı deliğindende bizi seyredip sırıtıp duruyormuş ıslak ıslak görünce. Ama ufak bir ayrıntıyı kaçırmış ki, tuvaletin tavanı ve kapısının üstü arası aralık :) Dayım daha akıllı çaktırmadan bir kova suyu o aralıktan bir boşalttı, Ozinin tuvaletten çıkmasını hiç unutmuyorum. Sırılsıklamdı :)

Çocukluğuma dair tüm hatırladıklarım bu evde geçirdiğim zamanlar, oynadığımız oyunlar. Tabi öyle süslü , püslü oyuncaklarımız olmadığından , bizim oyunlarımız çok süslü püslüydü. Bu oyunlardan birini şurada yazmıştım. O yazıdada bahsettiğim , ananemlerin evinin 3 yanında ananesi oturan, ahiretliğim,kardeşi ve benim kardeşim (ablam , hepimizin ablası olduğundan büyüklük yapıp bizim oyunlarımıza katılmazdı :) öyle oyunlar kurardıkki resmen film gibi olurdu. Akşamüstleri kurduğumuz bir oyun yoksa , ahiretliğimin ananesinin evinin kapısının önündeki çeşme kenarına oturur, çekirdek çıtlar, gelenle geçenle muhabbet ederdik. Teyzeside cama çıkar bize oradan eşlik ederdi. Taa akşam ezanı okununca evlere dağılışırdık . Ezandan sonra sokakta olmamıza kızarlardı. Eve gelir , havuzun çeşmesinde güzelce sabunla ellerimizi ayaklarımızı yıkardık. Resmen çamur gibi sular akardı ama olsun, kirlenmek güzeldi. Asma altına soframız kurulurdu hemen, babamla dedemde gelirdi zaten o saatte. Hep beraber güle oynaya tatlı tatlı yerdik yemeklerimizi. O zamanlar diyet derdide yok, zaten koca gün at gibi sokaklarda, bahçelerde koşturmaktan et tutmazdı vücudumuz. Yemekten sonra küçük tüpte çay demlenir, gece yarılarına kadar minderlikte asma altında serin serin esen rüzgarla , bazen gelen misafirlerle çaylar içilir, muhabbetler edilirdi. Ateş böcekleri vardı hatırladığım birsürü,etrafı aydınlatırlardı minik minik yanıp sönen ışıklarıyla, özellikle vişne ağacı altında çok görürdüm.Birde cırcır böcekleri vardı, koca gece cır cır öterlerdi. Şimdi oğluma söylesem , anne o ne ki der... Bunları yazarken yine kendime hak veriyorum, insan böyle bir yerde uyuma numarası yapıp anneleriyle eve gitmek istermi ? Bizim evimizde başka mahallede , ara sokaktaydı, oradada arkadaşlarım vardı ama ananemin evi gibi olmadı hiç bir zaman.

Kışlarıda ayrı bir güzel geçerdi o zaman. Yanan sobalı odada yatardık ablam,teyzem ve ben. Cam önünde boydan boya bir minderlik vardı. 2 tanede karşılıklı çek yat tarzı yatak. Ben teyzemle yatardım geceleri. Teyze anne yarısı derler ya , oda bizim annemiz gibiydi. Geç evlendiği içinde tüm çocukluğumuzda yanımızdaydı. Arada o anneme gelirdi , hafta içi. Bir Cuma gecesiydi, o hafta içi teyzem yine bizde kalmıştı, babam onu ananeme götürecek biz annemle evde kalacaktık. O zamanlar ablamda ananemin yanında kalıyordu. Daha önce okuduğunuz yazımda bahsetmiştim, ilkokulu ve ortaokulu ablam, ananemin yanındaki okulda okudu ve orada kaldı. Neyse, teyzem babamla gidecekken ben bir ağlama kopardım, nasıl bağırarak ağlıyorum (sanırım o zamanlar 6-7 yaşındayım ama öyle bir yer etmişki beynime , dün gibi gözümün önüne geliyor) teyze gitmmeee yada bende geleyim diye. Annemin kucağında merdivenlerdeyiz, teyzemde babamla önümüzde iniyoruz merdivenlerden. O arada babam arkaya dönüp, sadece bana elini kaldırarak sus bakayım dedi. Ve babamın elinin kalktığı tek an budur benim hayatımda , belkide ondan bu kadar yer etti beynimde. Allah yerinde huzur içinde yatırsın babamı, asla bize ne bağırdı ne vurdu. Babamın elini görünce ben yine bir coştum, bide korkudan altıma işedim :) Ben iyice coşuncada teyzem başladı ağlamaya, dövcenizmi çocuğu diye ( hehe , sanki bi ton sopa attılar bana gibi) ben ağlıyorum, teyzem ağlıyor. Tamam gelmiyorum ben dedi teyzem ve geri eve çıkmıştık hep beraber :)

Kış tatillerindede ananemde olurduk hep, sıcacık soba üzerinde kızarttığımız ekmeğin üzerine sürdüğümüz yağ eriyince ,offf yemede yanında yat. Tavuklardan her sabah yumurtaları toplardı ananem, bir güzel yerdik taze taze. O zaman kuş gribide yok, rafadan severdim ben hep. Sonra hele bir kar varsa, sıkı sıkı giyinir, yine bizim gibi tatillerini ananelerinde geçirmeye gelen ahiretliklerle buluşur , kızaklarımızıda alır, doğru arka bahçede bulunan bir bayıra. Deli gibi koca gün hiiçç üşümeden kayar, kardan adam yapar, kartopu oynardık. Bir gün yine aretim bayırdan kayarken kızağın yönünü doğrultamayınca karların arasında bulunan bir çamur birikintisinin içine girip, bembeyaz kar görüntüsünde, kapkara çamurlanarak çıkmıştıda ne gülmüştük. Anneside kızmıştoı ona o kadar karın içinde nasıl buldun o çamuru diye :)

Bir sene , 15 gün ara tatilin sonlarına doğru bir kar yağışı başladı. Önce 3 gün tatili uzattılar, sonra 1 gün falan diye diye hemen hemen 2 hafta daha tatil yapmıştık. Arka tarafta kartopu oynarken, evden bize doğru gelen teyzemi görünce hep havalara uçardık. Bellki haberlerde yine kar yağışı yüzünden okulların açılmayacağını söylemişler, oda bize müjde vermeye geliyordu.

Oyunumuz bitip soba yanan eve girdiğimizde resmen ağlardım. El ve ayak parmaklarım soğuktan öyle bir uyuşurduki, sıcağa girince sızım sızım sızlardı. Annem ve teyzem ayak parmaklarımızı ova ova geçirirdi sızıntıyı. Bir gün Dudu, evde camdan dışarı bakarken, ne yapmak istedi anlamadık ama cama hafifçe kafa attı ve kafa attığı cam öyle bir donmuşki, tam kafasını vurduğu yerden başlayarak aşağı doğru çaat diye çatladı cam :) Aynı komik çizgi filmlerdeki gibi.Dedem söylene söylene camcı getirip değiştirdi camı , ama ne gülmüştük.

Yaz sıcağındada çok bunaldığımızda, ahiretliklerin ördeklerinin yüzdüğü büyük ama 15 cm kadar derinlikte olan havuzlarını önce boşaltıp, arkadan pırıl pırıl temizleyip sonra tekrar temiz su ile doldurtup içine atardık kendimizi :) Dayısı ;

- Manyakmısınız kızım siz, ördek havuzunda yüzülürmü,kaçıklar sizi der, bizimle dalga geçerdi.

Onların evleride çok güzeldi. Mutfakları oturdukları odadan ayrı yerdeydi, Dışarı çıkıp yürülerdi mutfağa gitmek için ve mutfakları yaklaşık bir salon büyüklüğündeydi. Mutfağın karşısında bir oda ve odanın önünde betondan bir boşluk vardı. Orada evcilik oynardık hep. Bazen bahçenin başka bir yerinde ayrı ev düzeni kurup komşuculuk oynardık. Ahiretliğiminde ananesi ve teyzesinin üzerimizde çok hakkı vardır, Allah razı olsun.

Bir gün ananesi gelecek misafirlere poğaça yapmış fırına vermiş. Fırında hala piyasada olan şu davul fırınlardan. Bizde yine evcilik oyunu kurmuşuz, tas tabaklarımızla yayılmışız. Ahiret akıllısı artan oyuncaklarıda sepetiyle beraber fırının üzerine koymuş :) Sepet ve oyuncaklar plastik. Sepetten bişey almamız gerekti, ahiretliğim gitti sepeti getirmeye, sepeti bir kaldırayım dedi, bütün sepetin altı ve içindeki oyuncaklar , sıcaktan eriyip fırına yapışmış. Bu sepeti kaldırıyo, sepet uzuyor. Hemen ananesine bağırdık, kadıncağız geldi görüntüye bakınca bir kahkaha savurdu. Öyle zararlar verirdik ama sağolsunlar hiç kızmaz gülerlerdi.

Bir günde bando takımı kurup bandoculuk oynayalım dedik. Aretim bando takımları önündeki majör (öyle denirdi heralde). Bizlerde bandocuları. Ananesinin mutfağına girip tencerelerini ve kepçelerini aldık. Tencerelerin saplarına kalın ip bağlayıp, tencereleri ters çevirerek boynumuza asıp trampet yaptık, kepçeleride tokmak :) 2 tencere kapağınıda ahiretin kardeşinin eline verdik, 2 kapağın iç taraflarını birbirine vurarak , adını bilmiyorum ama zil diyelim biz o görevdeydi.Ahiretim elinde oklava önde majörlük yaparak, Dudu ve ben tencereler boynumuzda trampet çalarak, ahiretin kardeşide tencere kapaklarını birbirine vurarak tempo tuttuk. O zamanki tencerelerde tabi çelik değil şimdiki gibi, alümüyon. Biz kendimizi bahçe içinde dolaşarak nasıl kaptırmışız çalıyoruz. Bizim büyüklerde onlarda misafirlikte, bizim seslerimizi duyuyorlarmış ama ne bilsinler çıkan seslerin ahiretannemin tencerelerinden geldiğini :) Neyse bizim oyunumuz bitince tencereleri çıkardık boynumuzdan ve resmen şok olduk. Tencerelerin arkasına vura vura çökertmişiz :) Aha dedik ..oku yedik şimdi, gitti 2 tencere davul niyetine.Tabi mecbur ezile büzüle ananenin karşısına geçip gösterdik, tam hatırlamıyorum ama sanırım yine yaptığımıza gülmüşlerdi :)

Şimdi böyle anlatınca öyle kötü oldumki, kaç sene geçti aradan. O dinç ananelerimiz şimdi yanımızda küçücük kaldı. İnsanlar küçük doğar, büyür , yaşlanınca yine küçülürlermiş ya, aynen öyleler şimdi küçüldüler yanımızda. Aslında daha başka çoook şeyler var, hatta ben buraya bir horoz muhabbetimiz vardı onu yazmaya gelmiştim ama o başka sefer kalsın. İyi oldu bunları yazmam, eskiye döndüm bende bu arada, film gibi geldi gözümün önüne herşey.

Şimdi ahiretimin 1,5 yaşında kızı, benim 7 yaşında oğlum var. Ne çok isterdim çocuklarımızında orada büyümelerini. Aslında ananemde, onların ananeside yine aynı yerde oturuyorlar. Ama ananemin o eski evi yıkıldı, yerine yeni ev yapıldı, orada oturuyor. Diğer yanımızdaki komşular , arka bahçelerini aramıza beton duvar örerek kapattılar. Babam vefat edince dedem fabrikayı kapatıp, orayı kiraya verdi başkalarına. Komşular arayı kapatınca arka tarafta toprak diye birşey kalmadı, arka mahalleye giden yolda kapandı. İncir ağacı, asma altı, çiçek bahçesi hep betonlandı. Havuz ananemin yeni evinin altında kalıyor şimdi, ama orayada yerlere beton döküldü. Artık havuzdan serin serin su içemiyoruz , çünkü su kokmaya başladı. Hem zaten kolum kalınlığında akan su, neredeyse 1-2 parmağım kalınlınlığına düştü. Çocuklarımızı götürüyoruz ninelerin evine ama o zevk yokki gitmek istemiyorlar. Bizlerin koşturduğu caddelerde şimdi ben bile karşıdan karşıya geçerken korkuyorum çünkü yolun sonunu çevre yoluna bağladılar ve çok işlek bir cadde oldu. Bahçe dediğim gibi bahçelikten çıktı, beton yığınıoldu. Zaten veletler evdeki bilgisayarlarını , jetıxlerini bırakıp gitmek bile istemiyorlar.

Dediğim gibi o günler mazide kaldı....