böğürtlengözlü oğlum benim

29 Mayıs, 2007

GELDİM BEN...

Uzun zamandır yazamadım bloğuma,okuyamadım sizleri , özledim buraları. Üstelik ben geçen 1 haftayı evde ve yalnız geçirmeme rağmen bilgisayarın düğmesine bile dokunamadım. Hayret edilecek birşey ama gerçek. Sebebi ise boğazlarımı feci halde saran pis enfeksiyon. Çocukluğumda oldummu böyle hatırlamıyorum amma kendimi bildim bileli böyle bişey görmedim ben. Anacım ağzımdaki tükürüğü yutamadım afedersiniz.
Geçen Cuma gecesi , taa 18 Mayıs gecesinden bahsediyorum. Anlattığım üzere o gece 7 çocuk ve 7 kadınlı misafirlerim gelecekti. Eve giderken bir kaç gündür hafif hafif yanan boğazlarım başladı şiddetlenmeye,üstelik etlerimde başladı ağrımaya. Neyse o gece harala gürele geçirdik misafirleri, gece çok geç saatte yatmama rağmen sabah sürünerekde olsa işyerime geldim. Boğaz ağrım ve kırgınlığım artmıştı,maksadım sabah paralarını alıp işçıkışı yapılacak olan işçileri uğurladıktan sonra eve hemen gelmekti ama nerdee. Hemen hemen saat 2 oldu ben çıkana kadar, adım adım yürüyerek,bide 19 Mayıs sebebiyle zar zor nöbetçi eczane buldum. Boğazım çok feci , güzel bir antibiyotik dedim. Genelde boğaz ağrısı için agumentin içerim ben ama eczacıya sorayım dedim. Oda bana ismini bilmediğim ama güçlü olduğunu söylediği 1000 mg lık başka bir antibiyotik verdi. Pipirikli ben yolda giderken reçetesini okuyayım dedim,reçetede üst solunum yolları haricinde her türlü hastalığa iyi geldiği yazdığını görünce onca yürüdüğüm yolu geri dönüp eczacıya tekrar sordum. (İlk alırken bana ilacı veren bayan biraz tereddütlü verdi,yanındaki beye sordu , onunda başı kalabalıktı duymadı, bende pipiriklendim doğal olarak).Eczanedeki çalışanların hepsi bu antibiyotiğin aynı agumentin özelliğinde olduğunu iyi geleceğini söyleyince eve gittim ilaca hemen başladım. O gün canım annecim bana tavuksuyu çorbası yaptı,Mehmet gelene kadarda beni bekledi. Bu arada ananemde bir gece öncesi rahatsızlanmış evinde , dayım onuda bana getirdi. Bir kanepede o bir kanepede ben yattık.
Cumartesi gecesi ve pazar gecesi ateşim çıktı ama aldığım ateş düşürücüyle hemen düştü neyseki. Pazartesiye kadar içtim ilacımı , 2 günlük elimde ilaç kalmasına rağmen bende hiçbir değişiklik olmadığı için Pazartesi sağlık ocağına gittim. Doktor hanım boğazıma daha uzaktan bakıp , ufff çok kötü olmuş deyip oda başka bir antibiyotik yazdı. Üstelik kullandığım ilacı gösterdim. Onu bırak bunu iç dedi. İyi dedik, doktor ya kendileri. Gerçi verdiği hap evde olan bir haptı ve aklımda kaldığı kadarı ile onu eşime dişçi , diş iltihabı için vermişti ama boğazımı görerek verdiği üstelik kendisininde kötü durumda olduğunu görerek verdiği için o ilaca başladım ben bu sefer. Bu arada ananemin halsizliği devam edince Pazar gecesi bir hastaneye götürelim demişler,bize göre evde bakımsız kaldı,inat etti anneme gelmedi ve heralde yemeklerini doğru dürüst yemedi,üzgüntüde olunca vücudu dirençsiz kaldı dedik. Hastaneye serum verirler diyerek gitmişler Pazar gecesi ama ananemde sarılık çıkmış. Yapılan tahliller sonucu safra kesesinde oluşan taş, vücutta sarılığa çevirmiş. 3 gün hastanede yatmışlar ve bana söylemedi kimse. Annemi arıyorum evinden, cevap vermeyince cebinden arayıp nerdesin diyorum,oda bana evdeyim,duymadım,telefonun fişi çıkmış gibi bahaneler uydurdu bende inandım. Benim hastalık perşembeye kadar geçmeyince bende doğru hastaneye gittim. Orada kan tahlili yaptılar ve normalde 0-5 arası olması gereken bir değer bende 109 çıktı. Doktora bu ne dedim çok yüksek, enfeksiyon işte dedi,o sağlık ocağının verdiği ilaç için alakasız ilaç vermişler,eczanenin verdiğini bitir sonra benim yazdığımı iç dedi. Dediğini yaptım ve çok şükür Cumartesi günü dimdik ayağa kalktım. Yazık belki en başında hastaneye gitseydim bukadar sürünmeyecektim. Ananemin hastanede yattığını çıktıktan sonra söylediler. Safra kesiseindeki taşın alınması gerekiyormuş,alınmassa allah korusun siros,kansere çevirebilirmiş. Şimdi ameliyat için tahliller yapılıyor ama anestesi uzmanı kalpte sorun görmüş ve ameliyata onay vermemiş.Önce kardiyolağa git demiş. Töbe yarabbi nedir bu kalp hastalığından çektiğimiz.
Cumartesi günü birde psikiyatri doktoruma muayenehanesine gittim, derdimi tasamı anlattım. Bana geçen sefere göre anlattıklarıma göre iyiye gittiğimi, ama yinede tam düzelme olmadığını söyledi. Çünkü konuşurken yine beni ağlama krizi tuttu. İlaçlarıma (beni gece uyutan) 10 gün aynı şekilde devam etmemi,10 gün sonrada bir 10 gün kadar sadece geceleri içip sonra kesmemi istedi. Kestikten sonra durumumu ona bildirmemi istedi. Doktor iyi birisi verdiği ilaçlarda iyi geldi kabul ediyorum ama beklediğim gibi bir terapi olmadı. Belkide psikolog ve psikiyatristin farkı budur. Psikiyatrist sadece beni dinledi,anlattıklarıma göre soru sorup sadece dinledi ve ilaç yazdı, oysaki ben benim anlattıklarıma karşılık beni rahatlatmasını , yol göstermesini,akıl vermesini bekliyordum. Sanırım bunu yapanlarda psikologlar, yani bu doktor beni kesmedi :)
Tolgacım iyi çok şükür bu aralar. Geçen hafta ben hasta olunca onunla sürekli babası ilgilendi, ben pek yaklaşmadım yanına,öpemedim bile kuzumu onada bulaştırmayayım diye. Ama haftasonu acısını çıkardım.Geçen hafta geceleri yemekte evde olduğumuzdan Tolga gayet efendi usluydu, ama dün gece babannede yapabileceği tüm şımarıklıkları yaptı. Neyse en azından artık şunu biliyorumki evde kurallara uyuyor,babanne ve ananede resmen şımarıyor.
Bu arada kendileri tam bir sokak çocuğu oldu. Geçen hafta okuldan gelince babası bekledi hep sokakta, oda kapıda oynadı, cumartesi günüde ben indim onunla birlikte aşağı, yine suratına bir top yemesine rağmen baktım geçen seferki gibi pek ağlamadı. Müsameresi için dikilen takım elbisesini okula teslim ettik nihayet, şimdi hepimiz sabırsızlıkla o geceyi bekliyoruz.
Okul meselesinede karar verdik, bahsettiğim yakınımızdaki devlet okuluna başlayacak, birde aldığım duyumlara göre yeni bir öğretmen başlayacakmış o okula ve pek iyi olduğu söyleniyor. Şimdi onunaraştırmasına girdik. Gerçi sınıf mevcutları kalabalık ama iyi eğitimli bir okul. Bizim eve yakın başka bir okul daha var, oradada 20-25 kişilik sınıflarmış ama eğitimini halam kendi çocuklarını öğretmen olup o okulda okuttuğu halde beğenmiyor. Hadi bir soru daha siz tecrübeli annelere
- Eğitimi iyi ama sınıf mevcudu kalabalıkmı?
- Eğitimi bilmiyorum ama sınıf mevcudu az olanmı ?

İşte böyle, geçen hafta her ne kadar hasta olup bir şey anlamasamda evde kalmakta iyi gelmedi değil yani. İnadına her sabah en geç 10 da kalktım , çünkü içtiğim ve beni gözümü açmadan uyutan o ilaçlara rağmen geceleri boğaz ağrımdan uyuyamadım. Kalktım , sabahları Aliyeyi seyrettim, arkasından Asuman bilmem ne kişisinin sunduğu Kim haklı programını seyrettim. Geçen hafta anne ve babası çok küçükken ayrılan ve babannenin büyütüğü bir kızdı konuk. Anne sözde başka şehre çalışmaya gitmiş, sonra geldiği halde kızını yanına almayıp 15 günde bir kızını görmeye gitmiş,sonra başka biriyle evlenip ondan çocuğu olmuş,kızını yanına almamış. Bide öyle rahat anlatıyorki bunları sırıta sırıta. Baba deseniz ayrı bir terane ...
Neyse geçen hafta yinede iyi geldi,kendimi toparladım , Pazartesi günüde işe geldim ve hala masamı toparlamaya çalışıyorum.
İşte böyleee, hadi kalın sağlıcakla .....

18 Mayıs, 2007

OKUL DAVASI

Ne çabukda geçmiş bir hafta.Sözde bu hafta içi Mehmet evde olmadığı için geceleri otururum bilg. başına diyordum ama nerdeee. Geçen hafta Cuma gecesi Tolganın öksürük iyice şiddetlendi,üstüne burnuda tıkanınca tam olduk. Biz Tolganın her hastalığında genelde babasıyla tartışırız. Çok bilmiş beyefendi her gribal enfeksiyonda sebep arar ve genelde sebep ben olurum. Bu seferde çocuğa dondurma yedirmişim. Yahu yedirdiğim dondurma yaklaşık 15 dk.dan fazla bekledi dışarıda, Tolga erimiş dondurma yedi ama anlatamadım. Bu havada çocuğa yedirilirmiymiş. Hava sıcaklığı yediği gün 30 u geçikti. Neyse sevgili ilaçlarımın sayesinde hiç sesimi çıkarmadım, nasılsa anlamayacak. Gerçi dondurma yediği için olmuş olabilir , alışık değilki bünye , yazın bile sakınıyor dondurma yemesini . Ama dondurmada balgamlı öksürük yapmaz ki. Tolga burnunu pek temizletmez, sterımara karşı gıcıklığı var bebekliğinden beri. Hiç sıktırmıyor, o burnundakileri atamadığı için öksürüğe çevirdi bana göre. Amann neyse işte çok şükür verdiğim ilaçla attı öksürüğü şimdi. Cuma gecesi hiç uyuyamayınca sabahta uyanamadım doğal olarak ve işe gelmedim. Süper bir şey 2 gün üstüste tatil yapmak. Cumartesi sabahı işi arayıp gelemeyeceğimi söyleyince Tolga ağlamaya başladı :) Ananesine gidecekmiş o. Yani benim evde olmam memnun etmedi oğlanı. Bende babasıyla yolladım onu ananeye ve evi toparladım,yemek yaptım, sonra bende anneme gittim, biraz orda oturup akşamüstü Tolganın okuldan arkadaşları ve velileriyle bir çay bahçesinde buluşup muhabbet ettik. Çocuklarda bahçede güzel oynadılar. Bursanın çarşı içinde hanları meşhurdur,o hanlardan birinde bir velimizin işyeri varmış, orda toplandık,çocuklarda çimenlerde yuvarlandılar. Tolga efendi gayet güzel geçirdi gününü , ben yediğim fırça ile kaldım :)
Pazar günü güzel oğlum okulda yaptığı güzel bir hediyeyle ve koca bir buket çiçekle kutladı günümü. Arkadan yine koca buket çiçeklerle ananeye,babanneye , sonrada benim anane ve babanneme gittik.Oradanda Metro markete gidip, saksı ve çiçek tohumu aldık. Eve gelip Tolgayla çiçeklerimizi ekip balkona yerleştirdik.
Çarşamba sabahı Mehmet tura çıkınca annem bana geldi,gece uykum çok ağır olduğu için bu aralar bırakmıyorlar beni evde yalnız.
Ev temizliğini genelde ben kendim yaparım,ama ipin ucu da çok kaçarsa bir Rabia ablamız var onu çağırırım. Dünde çağırdık, annemle birlilkte evi bir temizlemişler ki pamuk gibi olmuş ev.Rabi abla Allah razı olsun, bana geldimi temizlemedik yer bırakmaz, dünde salon duvarlarını silmeden,tencerelerimi cifleyip parlatmaya kadar temizlemiş evi. İşten gittiğimde daha yeni çıkıyodu kapıdan sağolsun. Ama ne oldu bir anda şiddetli çıkan bir lodosun arkasından yağmur yağdı. Zaten ben ne zaman cam silsem kesin o gün yaz ortasıda olsa yağmur yağar :)
Bu akşamda misafirlerim var benim. Hemde çocuklu :( Tam 7 tane, en büyük yaş 8 , en ufak yaş 1 grubundan çocuklar . 7 tanede kadın olacağız :) Akşam tatlı mamaları yaptım, tuzlu kısmına geçemedim, sağolsun annem halldecek onlarıda bu akşam. Cuma akşamı olduğu ve Mehmetin turda olduğu gece olmasını tercih ettim ki gece misafirler gittikten sonra annem,Ozi,Zeynep bende kalırlar büyük ihtimal, rahat rahat sabahlarız artık.Yarın yağmur yağmazsada ananeme gidicez, çocuklar bahçede oynasınlar diye.
Gelelim sıkıntı yaptığım okul meselesine.Pazar gecesi yine evde bunun tartışması vardı. Seneye Tolga artık ilkokula başlayacak ve benim için bu çok önemli. İnsanın okul hayatına adım attığı ilkokul hatta ilk senesi önemli. Herkesin olduğu gibi bizimde önümüzde 3 seçenek var.
1) Özel okul
2) Pilot okul
3) Devlet okulu.

1. şıkkı hiç tartışmadan geçiyoruz çünkü maddi anlamda güvenemiyoruz.
2. şık benim istediğim bir şık. Pilot okulda sabah 9 akşamüstü 3 arası öğrenim veriyorlar. Benim derdim bu oğlan biz çalıştığımız için sabah mecbur kalkacak çünkü devlet okulları ilk 3 sene öğlenci yapıyor. Bari diyorum kalkmışken okula gitsin, çünkü eğer devlet okuluna giderse sabah kalkacak, babanneye gidecek, öğleye kadar orda ya TV seyredecek ya oyun oynayacak, babanne bunu poh pohlıycak, öğlende okula gidip akşama kadar okulda kalacak, akşam eve gelecekki doğal olarak uykusu gelmiş olacak ve erken bir saatte uyuyacak. Peki ne zaman ders çalışacak ?
Çevremizde pilot okul yok, en yakın olan gerçekten bayağı bir uzak ve ben servis olayından korkuyorum, üstelik adres tutmadığı için gerçekten çok yüksek rakamlar istiyorlar diye duydum. Zaten baba buna tamamen karşı. Benim istediğimde bu okul. Üstelik pilot eğitim veren okullarda eve ders vermiyorlar sadece tekrar ediliyor diye de duydumki esas bu sebepten istiyorum, çünkü anlattığım üzere sabah erken kalkınca ben eve gidene kadar çocuğun pili bitecek.
Tartışmamızın sonucu verilen karar, yakınımızda bulunan devlet okulu. Tamam bu okul Bursa da gerçekten isim yapmış başarılı bir okul. Benim derdim o okuldan değil anlattığım sebepten.
Peki o zaman diyorum, eve yarım gün birisini bulalım, sabah eve gelsin biz çıkmadan, Tolga uyuyabildiği kadar uyusun, uyanınca kahvaltısını ettirsin,okul vakti gelincede okula götürsün zaten yakın yerde okul. Olmazmış eve tanımadığı kişiyi sokmazmış.Dedim ,sen rahat çocuk büyüttün, ya biz başka şehirde olsaydık, ya annem ve annen olmasaydı, o zaman mecbur bulacaktık birisini. Ama ikna edemedim. Artık tura eskisi kadar çıkmıycakmış, Tolga uyanana kadar o beklermiş,uyanınca babanneye gidermiş, dedesi okula bırakırmış, akşamlarıda alırmış eve sokarmış. Uykuyu alıncada zaten geceleri geç yatıyormuş,ders çalışırmışız. O olmadığındada annem gelirmiş.Zaten Tolga en fazla 3-4 sene sonra kendi kendine bile kalırmış. Yada en olmadı ben işden ayrılıp onun yanında çalışırmışım,öğlende oğlanı okula bırakır sonra yanına gidermişim. (Aslında çok cazip bir fikir :))
İşte sonuç bu oldu şimdi. Okuldan öğretmen araştırıyoruz şimdi. Sanırım seneye çok programlı bir düzenimiz olması lazım. İş yeriyle konuşup iş çıkışlarımı bir saat öne çekmem lazımki Tolga okuldan çıkınca onu eve almak için. Çünkü okul çıkışı artık kesinlikle babanneye gitmesini istemiyorum. (Ufak bir dedikodu yapayım , hala Tolgaya tepsiyle önüne yemek getirip TV karşısında yediriyor üstelik genelde pillav, makarma, hamur işi tarzı şeyler. Diğer sebze yemeklerinden yemek istemiyormuş, yesinmişde ne yerse ,nasıl yerse yesinmiş. Hırrr..)
Neyse ,umarım hakkımızda hayırlısı olur. Çalışan, çocuğu okula giden anneler , lütfen akıl verin bana, neler yaptınız, nasıl programladınız hayatınızı. Yada yoksa benmi çok abartıyorum konuyu...

11 Mayıs, 2007

ŞİMDİDEN ..


08 Mayıs, 2007

ORDAN ŞURDAN BURDAN

Bugün sakin geçecek günlerden biri. Eskiden çalışan sayımız az olduğundan büroda genelde yalnız kalırdım.Hatta ne yalan söyleyeyim,gireceğim ehliyet sınavına bile büroda çalışıp geçmiştim :) Personel sayısı artınca , burasıda boş kalmadı. Büroda çalışan tek bayan benim,burasıda öyle ahım şahım büyüklükte bir yer olmadığı için sıkılıyorum bazen, hani kafamı kaldırdığımda bir bayan olsa,bir iki yemek tarifi versek,biraz çoluk çocuktan konuşsak, sıkılmazdım bu kadar. Hoş eski işyerimde patronumun eşi bayandı ve karşılıklı otururduk ama hanfendi kibirli ve sonradan görme tipte olduğu için gözünün içine bakardım çıksa bir yerlerede rahat etsem diye. En azından erkekler kibar,her işine burunlarını sokmuyorlar,birşey isterken rica ediyorlar. Napayım bende çok sıkıldığımda burada yeni evlenen erkek arkadaş var,yemek konusuna meraklı , ona yemek tarifleri falan veriyorum :) Şimdi herkes şantiyelere dağıldı bende yalnız kaldım,işleyecek evrak falanda yok, bende şöyle bir yazayım dedim.
Aslında bloğuma resimler koyacaktım, Tolganın doğumgününde yaptığım pastayı,piknik resimlerimizden falan, ama resimler evdeki bilgisayarda kayıtlı ve Mehmet te evde olduğundan bu aralar bana düşmüyor bilgisayar. Baba oğul araba yarışı oynuyorlar. Gece içtiğim ilaç beni maksimum 11 de yatağa atıyor ve mışıl mışıl uyutuyor çok şükür. Ama evde işler kalıyor :)Neyse iyi olayımda işler yapılır nasılsa.
Geçen Cumartesi yarım gün çalıştığım için ve hava çok güzel olduğu için sabahtan tuttu beni sıkıntı, öğlen işden çıkınca Tolgayı nereye götürücem diye. Hava çok sıcak,dışarıda gezilmez. İşden çıkınca Tolga nın babasının yanına , işyerine gittiğini öğrenip bende oraya gittim. Oradan haftasonu kurtarıcımız Oziyi aradım. Apartmanlarının bahçesi var , bari dedim bahçede oynar çocuklar. Zeyno nunda Cumartesi resim kursu vardı 1 ile 3 arası. Tolga ile önce kursa gidip Zeyno yu aldık, oradan Oziye gittik, akşamüstü beş gibi bahçeye saldık çocukları , diğer çocuklarda geldiler , Tolgayı zar zor 8 gibi eve götürebildim. Eve gidince hidrellez gecesi geleneğini yerine getirmek için Tolganın eline bir tebeşir verip balkona dileğini çizmesini istedim. Oda bisiklet çizmiş :) Şu an onun kullanabileceği bisikleti var aslında ama yedek tekerlekle kullanıyor ve tekerlekleri babasının tüm ısrarlarına rağmen çıkarmaya cesaret edemiyor.Bende 3 katlı bir ev (sebebini anlatıcam), bir küçücük araba (bana göre) ve birde okul çizdim (okul konumuzda ayrı bir olay onuda anlatırım). Tabi bizde gül ağacı olmadığı için balkona yere çizdik ama sağolsun ablam Ozi bahçelerindeki güllerin altına bizim için çizmiş aynı şeyleri :)
Pazar günü , kepek ekmeği yaptım , canım Sinbo ekmek makinamla. Pazar sabahı evde tüten ekmek kokusuyla uyanmak süper enerji veriyor bana. Kahvaltımızı edince yine baba-oğul bisiklet kullanmaya gittiler dışarı. Bende geceleri uyuduğum için yapamadığım ütülere ve çamaşır yıkamaya giriştim. Yazın gözünü seveyim, 1 parti çamaşır yıkayıp asıyorum balkona, diğer parti çamaşır yıkandığında onlar kurumuş oluyor. Tabi ben ütüm bitince kuruyan çamaşırlarda ütü yapılması gerekenlere bakınca yaptığım ütüden fazla yine ütülenecek olduğunu görünce ,ütüyü fişden çekip bıraktım :) Akşamüstü hep beraber anneme gittik,çatıda mangal yakıp, açıkhavada yemeğimizi yedik. Annem artık ananemden evine döndü. Ananem sanırım biraz yalnız kalmak istediğinden anneme gelmedi. Şimdi evinde yalnız yaşamaya alışıyor. Pazar günü çok yalvardım gel artık anneme , bak oda yalnız diye ama , gelemem evden çıkarsam tekrar evime giremem deyip gelmedi.
Bu arada ilaçlar benim acayip iştahımı açtı :) Geçen gece yine hep beraber Ozilerdeydik. Ben o zaman daha ilaca başlamamıştım. Hepimiz tartıldık ben 78 çıkınca herkes benimle dalga geçti. Bende onlara ;
- Bakın bugün 21 Nisan kilom 78 yazın bunu bir yere, 21 Haziran da yine burda tartılıcam ve 68 kilo gösterecek tartı dedim. Halt ettim.
Bırakın 78 değil 88 çıkmaz umarım. Tatlıya düşkünlüğüm 2 kat arttı,napcaz bakalım.

Madem ordan burdan karışık yazıyorum, şu hidrellez gecesi çizdiğim , 3 katlı ev meselesini anlatayım.
Şimdi, benim annemlerin evinin yanında 120 metrekarelik arsa var. Babama,amcama ve halama ait o arsa ve şuan boş duruyor. Birde babamın babasından, rahmetli dedemden kalan , bizim eskiden bağ dediğimiz , şimdi ise Bursa nın gözdesi olan semtten bir dairesi var babamın.Kirada şu an. Kardeşim Dudu ve ben kirada oturuyoruz. Benim Allah için ev sahibimden hiç bir şikayetim yok ama evim çok küçük ve artık bana evden daralmalar geldi geçen yazdan beri.Derler ya büyük evin derdi büyük olur diye , bana göre küçük evin derdi büyük oluyor, kafamı nereye kaldırsam eşya sinir birşey. Ev sahibimin ablası ve babası yukarı katımdaki 2 dairede yan yana oturuyor. Geçen yaz ablası kendi evinde çok büyük tadilat yaptı. Hazır onun evinde ustalar varken bende rica ettim, Tolganın odası aşırı küçük ve bu çocuk seneye okula gidecek dersleri olacak ve odasında gerekli masa,kütüphane gibi şeyleri koymaya yerim yok, odadaki balkonu içeri alalım dedim. Oda evsahibine söylerim dedi ama ses çıkmayınca ben tekrar sordum ve bana babaları artık çok yaşlı ve hasta olduğundan, vefat ettiğinde babalarının evinin benim ev sahibime kalacağını ve benim oturduğum evide erkek kardeşlerine verecekleri için tadilat yapmayı kabul etmediklerini söyleyince biz tutuştuk. Bana göre bu erkek kardeşleri ya kiramızı çok artırıp işinize gelirse diyecek yada evi satacak, seneyede oğlanı eve yakın bir okul var oraya yazdırmayı düşünüyorduk , bence ev sahibiyle görüşelim ona göre kendimize ev arayalım dedim Mehmete.Bir gece ev sahibimizle görüştük, bize duyduğumuzun doğru olduğunu, ama bizden çok memnun olduğunu söyledi. Kimin ölüp kimin kalacağı belli olmaz ama eğer dede önce ölürse , dedenin evini tadilata sokacağını, küçük odayı büyüteceğini ve bize bu evi kiraya vereceğini söyledi. Durum böyle olunca bizde şuan oturduğumuz eve hiç bir masraf yapamıyoruz,mesela yerlere minöflö döşetecektik , yapmıyoruz v.s. Bu arada Dudunun ev sahibide yıllık kira artışını 400 den 500 çıkarıcam işinize gelirse deyince annem planlara başladı.
Planı şu ; önce yan arsayı , halamın ve amcamın paylarını verip, bizim diğer kirada olan evini satıp, arsaya 3 katlı ev yaptırmak. Halamla konuştu, halacım sağolsun hiç ikiletmeden tamam dedi anneme , hatta eşi mimar şimdiden bize hesap kitap yapmaya başladı. Amcam İsviçrede olduğundan yazı bekliyoruz şimdi eğer oda sorun çıkarmazsa arsayı alıp inşaata başlıyoruz. Evede Satılık İlanı yapıştırıldı bile. Canım annem benim, bizi ev sahibi yapacak. Nur içinde yatsın babacığımında hep planlarındaydı, o evi satıp , tanıdık müteahhidin başlattığı inşaatlardan 2 tane daire alıp, birimizede kendi oturdukları daireyi vermek. Şimdi annem hayattayken, bizi bir araya toplayacak. İster kendiniz oturun,ister kiraya verin kendi kiranızı çıkarın diyor ama 3 damatta kendimiz gelip otururuz, kendi istediğimize göre yaparız , dayar döşeriz diyor.
Off işte böyle , işallah bir sorun çıkmazsa seneye bende şöyle geniş bir eve çıkmış olurum...

03 Mayıs, 2007

PANİK HALİM VE PİKNİK

* Tolga yı Çarşamba gecesi doktora götürmüştük ateşi devam edince, tabi tahmin ettiğim gibi boğaz enfeksiyonu ve bir kutu antibiyotik şurupla döndük eve. İlaca hemen başlamamıza rağmen Cumartesi sabahına kadar ateş devam etti. Hatta Cuma gecesi bayağı bir ateşlendiki ben şunu farkettim ne kadar doğru bilmiyorum ama Tolganın böyle ateşli hastalıklarında ateşi düşmeden bir gece önce normal seyirde giden ateşi dahada artıyor. Yani son gece ateşi yükseliyor ama ertesi gün çok şükür bidaha ateş falan bitip çocuğum düzeliyor. Neyseki çok şükür bunuda atlattık.
* Cumartesi günü ateşi düşen Tolga, ben işdeyken ananesine, halama gitmek istediğini , orada halamın oğlıu ile oynamak istediğini söyleyince , beni işden aradılar, biz halana gidiyoruz,öğlen işden çıkınca sende gel dediler. Hemen hemen 5 e kadar oturduk halamda , Tolgada , bende gayet iyiydik, akşamüstü eve geçerken annemde evine gitmeden bende kalan eşyalarını almak için bizimle geldi. Tam evin kapısında Tolga sokakta top oynayan arkadaşlarını görünce oda oynamak istedi. Annemi geçirirken bende Tolgayı alıp indirdim aşağıya.İnanın Tolga dan yaşça küçük çocuklar bile sokakta , ama bir tanesinin annesi yada babası başında değil. Ama ben onu sokakta bırakamadığım için bende indim , kapının önünde. Tolga bir köşede top oynayan çocukları seyrederken, çocuklara Tolga da oynasın sizinle dedim. Tamam ama yüzüne top gelmezmi dediler, Tolga da oynarım gelmez dedi ve kendini attı oyuna. Tabiki sonuç, dakka 1, gol 1 top Tolga nın suratına patladı. Çok ağladı, baktım dudağında çok hafif kan var, heralde ısırdı. Ağlama , oyunda olur böyle hadi devam et oyununa dedimsede susmadı. Eve çıkalımmı dedim. Tamam dedi ama benim yine karnıma ağrı saplandı.Eve girdik yavrucum koltukta hala ağlıyor, topun çarptığı yeri görmeme rağmen (top tamamen yanağa geldi,alnına bile çarpmadı) ben paniklemeye başladım, acaba başına bişey olmuşmudur diye. Niye ağlıyosun acınmı var diye sordum, hayır acımıyor ama ben hiç birşey beceremiyorum, bir top oynayamıyorum deyince içime sıcak sıcak bir şey öyle bir oturduki anlatamam. Bende ona bak canım herkes herşeyi bilemez, ama sende yüzebiliyosun, çok güzel resim yapıyosun, seneye okula gittiğinde 2şer 2şer ,10 ar 10 ar v.b. saymayı biliyosun, harfleri tanıyosun gibi şeyler söyleyerek biraz moralini düzeltmeye çalıştım. Ama ben bir faul nedir onu bilmiyorum deyince, dedim söz yarın piknikte baban sana herşeyi anlatacak, hadi istersen şimdi yine çıkalım sokağa , istersen gidip parkta oynayalım dedim ama Tolga çok durgunlaştı ve hayır ben jetıx seyredicem dedi. Bu hale üzülürken bide aklımda hala gelen topun etkisiyle acaba çocuğumda bişey varmıdır diye düşünürken, daha önce mailime gelen bir yazı vardı, Allah korusun bir beyin kanaması şüphesinde yapılacak ilk gözlemler diye;
1) Hastanın iki kolunu yukarı kaldırmasını isteyin
2) Gülümsetin
3) Bir cümle kurmasını isteyin (Bugün hava çok güzel gibi)
4) Dilini çıkarmasını isteyin
Eğer bunlardan 1 tanesini bile yapamıyorsa acilen hastaneye götürün,ilk 3 saat çok önmelidir diye bir yazı.
Bütün bunları Tolgaya her 10 dakilada bir yaptırmaya başladım, sorun yok yapıyor. Ama benim içim öyle bir haldeki tutup çocuğu kolundan götürücem neredeyse hastaneye. Bide Tolgaya terliklerini giy dedim , çocuk banyoya gitti, napıyosun orda dedim , ayyy şaşırdım terliklerimi giycektim deyince ben azdım ve hemen doktorunu aradım, kalbim güm güm çarpıyor bu arada.Doktora Tolganın oynarken yüzüne top geldiğini, ve yaptığı terlik muhabbetini anlattım. Oda bana Tolganın yaşını, yüzünde herhangi bir şeyin olup olmadığını, kendinden geçme, düşme bayılma , mide bulantısı , kusma olup olmadığını sordu. Hayır hiç öyle bişeyler olmadı deyince ben, doktor bana;
- Hanfendi lütfen sakin olun ve salın çocuğunuzu sokağa oynasın dedi.
Komik duruma düştüğümün farkındayım ama, bu yanıt beni kestimi, hayır. Konuştuğum doktor, Tolganın kendi doktoru dışarıda olduğu için başka bir doktordu, az çok kendisini tanıyorum ve bir kaç arkadaşımın çocuğunun doktoru olup, memnun olduklarını bilidğim halde yinede kendi doktorumuzu arayacaktımki Mehmet geldi. Olanları anlattım , zaten benim panik halimden anladı oda, bana saçmalama baksana çocukda hiç bi şey yok,(ama Tolga bu arada iyice açıldı ve neşesi yerine geldi) Benim yüzüme, kafama şimşek gibi toplar gelirdi, sakin ol olacak bunlar deyip yatıştırdı beni biraz ,tabi onun evde olmasıda beni rahatlattıysada ben yine koca gece, hatta 48 saat Tolgayı gözlemledim :)
* Pazar günkü piknik için bir gece önceden Tolga ile peynirli poğaça ve kap kep yaptık. Ana yemek işini okul halledecekti. Piknik saat 11 ile 5 arasında olmasına rağmen biz Tolga hazır yeni iyileşti okadar çok açık havada kalmasın diyerek saat 1:30 gibi piknik alanında olduk. Gittiğimiz yer Bursa - İzmir karayolu 50. km üzerinde Kuş Cenneti idi. Bursada yaşayıp , pikniği seven herkese şiddetle tavsiye ederim. Çok nezih bir ortam, dümdüz yeşillik alan, çocuk parkı, masalar var. Üstelik siz yemeğinizi yerken etrafınızda tavuskuşları geziniyor, yelpazelerini açarak. Çay servisi bile var, tüp çaydanlık,çay taşımanıza gerek yok yani yanınızda. Arkadaşlarını bir haftadır göremeyen Tolga alana girince çılgına döndü. Salıncaklarda sallandı, top oynadı babasıyla, babası ona faul,ofsayt gibi şeyleri öğretti :) Yemek muhabbeti bitince, müzik sistemi kurmuş bizim okul alana, bizim sevgili öğretmenimizde aldı eline mikrofonu , hadi bakalım yarışmalara başlıyoruz dedi. Önce babalara, sonra annelere, en sonda çocuklara yarışmalar yaptırdı. Halat çekme, sandalye kapma, çuval, balon patlatma, yoğurt yeme yarışları yaptık. Tolga yoğurt yeme yarışında birinci oldu :) Okulumuzu gerçekten bu sene çok sevdim ben, bu okul pikniğinide iyi düşünmüşler, çocuklardan çok anne ve babalara yaradı bu iş. Hepimiz çocuklaştık, sandalye yarışında , babalar sandalye kapalım derken sandalyeleri kırdılar, yerlerde yuvarlandılar falan filan.
* Pazartesi gecesi Tolga elinde başarı sertifikası ile geldi. Mon Ami pastel boyalarının yaptığı yarışmada , resmi jüri tarafından beğenilip belgeyi almaya hak kazanmış :) Bak dedim gördünmü , sen top oynayamayabilirsin ama sende çok güzel resim yapıyosun ve başarı belgesi almışsın. Çok hoşuna gitti. (Aslında resmi öyle çok güzel değildir ama, bence bütün çocuklara verdiler herhalde :)) Bide yine okuldan gelen yazıda ; Tolganın müsamerede giymesi için, siyah pantolon ve siyah ceket, kareli kısa kollu, renkli oduncu gömleği isteniyor. Hemen annemin komşusu terzi ablamıza gidip ölçülerimizi verdik siyah ceket ve pantolon için.
14 Hazirandada müsameremiz var ve oğlum anaokulundan mezun olacak,şimdiden merak içindeyim :)