21 Ekim, 2007
15 Ekim, 2007

Tüm blog dostlarının geçmiş bayramını kutlarım, herkesin sevdikleri ile geçireceği nice bayramlar dilerim.
Bayramdan önce elim deyipte bayram kutlamasında bulunamadım. Arife günü işe çağırdılar beni, aslında yapacak hiç bir iş yoktu yani sadece iş olsun diye geldim. Ne kadar yarım günde olsa benim işden çıkıp o tarfikte alışverişimide yaptıktan sonra eve gelişim saat 3 ü buldu. Tolga yıda dedesi okuldan aldıktan sonra traşa götürmüş , arkamdan Tolga da eve geldi. Aslında evde yapacağım çok çok iş yoktu , çünkü her seferinde diyorumki arife gününe iş bırakmayacağım ve o gün sadece sabahtan şöyle bir evimi toparlayıp akşamı erken bir saatte yatıp bayram günü daha zinde uyanacağım. Ama nerdeee .. Önce Tolga traştan geldiği gibi onu banyoya soktum, beyefendi kendisi yıkandı ve ben kapıda onun yıkanmasını izlerken kendimden geçtim. Be velet dünkü bebem benim , tek elimizle tutup, diğer elimizle su dökerek yıkadığım bebem, ne zaman büyüdün, ne zaman kendi kendini yıkayabilecek vakte geldin diye hem güldüm hem duygulandım. O tabi bilmiyo duşa kabin arkasında azıcık bir aralıkta kendisini gözetleyen anasını, bir ara annneee diye seslendi. Noldu dedim. Sırtımı liflermisin deyince öldüm bittim. Oturmuş küçücük banyo sandelyesine , her yeri köpük içinde , aldım elime lifi o küçücük omuzlarını ve sırtını lifledim büyük bir mutlulukla :)
Banyodan çıkınca giydirdim oğluşu mis gibi, sadece 2 sayfa ödevi olduğunu duyunca otur dedim istediğin gibi dinlenmene bak. Bende yine evi bir elden geçirdim, bir gece önce sardığım etli yaprak dolmaları aklıma gelince daha bir mutlu oldum ki zaten bu bayram pek öyle yemek yapmaya niyetim yoktu. İlk gece genelde kayınvalidemlerde yiyoruz, ee bu sene İstanbuldan teyzemde geldi ananemin dedemsiz ilk bayramı olduğu için, buda demekki ikinci gecede annemde veya ananemde toplaşacağız, o zaman o kadar emeğe ve ziyanlığa ne gerek var. Yinede tatlısız bayram olmaz diyerek sadece köstebek pasta yaptım. Çok seviyoruz biz köstebeği. Aslında kendimde meraklıyım yaş pasta yapmaya ama onun kremasının tadı daha bir başka oluyor. Sonra akşamüstü ütülerime giriştim, ilk işim okuldan gelince Tolganın okul giysilerini yıkamak olmuştu ve yine ütüde ilk işim okul eşyalarını ütülemek oldu ki iyiki öyle yapmışım bir daha elim deyipte ütü yapamadım. Arife gecesi babası Tolgaya söz verdi seni yarın camiye götürücem bayram namazı kılıcaz diye. Canım oğluşda zaten pek bi meraklı namaza, taa geçen yıl kurban bayramındada babası söz vermişti bayram namazı için ama sabahı kalkıp havayı çok soğuk görünce kıyıpta kaldıramamıştık. Bu sene baktım kendi kurmuş saatini. Sabah olunca saati çaldı babasıyla ikisinin, ben uyanığım ama yerimden kalkıp onların o güzel muhabbetini bölmedi. Kalktılar, banyoya girip abdest aldılar, giyinip namaza gittiler. Onlar gidince hemen bende kalktım, balkonlarımın kapısını açtım , akşamdan yıkanıp makinede bekleyen çamaşırlarımı astım balkona, çay suyunu koydum ateşe, yataklarımızı topladım, balkona kilim yayıp, sırtıma bir hırka aldım ve balkonda sandalyeme oturup camilerden gelen hocaların seslerini dinledim. İçimi bir huzur, bir hüzün kapladı, ağladım. Eskiden babam camiden döndükten sonra annemin bizi zar zor yataktan kaldırdığı , hep beraber kahvaltıya oyurduğumuz günler geldi gözümün önüne. Sonra giyinip babamın anamın elini öpüp bayramlaştıktan sonra , ananemlere gidip dedemin elini öpmemiz. Şimdide ben çay suyumu koydum ocağa , kahvaltımı hazırladım ve oğlumla kocamı bekliyorum balkonumda. Seneler ne çabuk geçiyor.Oğlumuza, annemle babamın (eşiminde) bizlere yaşattığı bayram heyecanlarını elimden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Tabi o zaman başkaydı biz giyinip evdekilerle bayramlaştıktan sonra , ablam,kardeşim , ben , ve birkaç arkadaşımız el ele tutuşup ananemin köyündede çıkardık bayram gezmelerine. Oğlum bunu yaşayamıyor bu devirde biraz zor tabi onu cadde üstü evimizde salıpta bayramlaştırmak. Zaten öyle eski tanıdıklıkta kalmadı kime gidecek.
Neyse camiden geldikten sonra daha kapıda bayramlaştık kocam ve oğlumla. Az sonra hazır olan soframıza oturup, bayram planımızı yaptık. Zaten belli, önce kayınvalidemler, oradan babam, annem, babannem, sonra rahmetli dedem, oradanda ananem ve tekrar kayınvalidemlerde yemek.Planımızı aynende uyguladık. Babama gittiğimizde mezarın sulanıp çiçek ekildiğini yanbi bizden önce ziyarete gelen olduğunu gördük. Mezarlığa giderken daha yolda Mehmetle konuşurken , Mehmet Yalova tarafından gelirken babam için fidan alacağını başucuna dikeceğini söyledi, bende ona dur bi şu yağmurlar başlasında öyle al, çünkü daha önce diktiğimiz kurumuştur pek tutmamıştı zaten bu kuraklıktata kesin kurumuştur dedim. Mezarın başıda bir baktımki o küçücük diktiğimiz selvi fidanı neredeyse boyum kadar olmuş, o kadar mutlu oldumki bu sıcaklarda nasıl kurumadıda yeşerdi , büyüdü diye. Hem ağladım, hem yasinimi okudum, hem mezarını , selviyi, suladım hemde hemde çok çok konuştum babacığımla. Zaten Bayram sabahı onu görüyordumki rüyamda telefon sesine uyanmıştım ve babam rüyamda çok mutluydu hep gülüyordu bişeylere. Dedim ki Mehmete babam bizi bekliyor, gidicez diyede çok mutlu , rüyamda güldü hep bana :( Anneme gidince bizden önce ablam ve Duduların mezara babama gittiğini öğrendim, onlar genelde bizden ya daha geç bi saatte yada ertesi gün giderdi ama o gün erkenden gitmişler. Hatta büyük ihtimalle onlar ordan çıkmış biz girmişiz .Çiçekleride ablam ekmiş. Demekki babam onun için gülüyormuş rüyamda hepimiz aynı zamanlarda gidip onu gördüğümüz için. Ben babamın başucuna gittiğim her an onun bizi gördüğüne inanıyorum, ve hep onunla konuşuyorum,biliyorumki aynı zamandada beni duyuyor, içimi sonsuz bir huzur kaplıyor orada , onun yanında, tıpki yaşarkende yanımızda olmasının verdiği huzur gibi. Ama her seferindede ağlıyorum, ama biliyorumki artık o benim ağlamalarıma kızmıyor , çünkü artık gerçekten ben onu çok çok özledim. Yerinde huzurla yat babam, seni çok seviyorum.
Dedemide ziyaret edip onunda başında yasin okudum bu bayram. Hatırlıyormusunuz benim bu panik rahatsızlığım dedemin ölüm gecesinde ilk patlağını vermişti. Ben o zamandan beri dedemin mezarının başından bile geçemedim ki onun mezarı cadde üstünde ve en öndedir yani ananeme her gidiş dönüşte hep önünden geçtik ama itiraf edeyim ben kafamı bile çevirip bakamadım yettığı yere. Neden bilmiyorum, onu öyle çok seviyorumki aslında ama elimde olmayan sebeplerden dolayı bir başka bakıyorum onun ölümüne. Babamda hissettiğim o acıyı , o duyguları dedemde hissedemedim, bunu söylemeye çok utanıyorum ama sanki hastalığımın sebebi onun ölümü, cenazenin evde bekletilmesi,koca gece yanıbaşında oturmamız gibi geliyor. Ben babamın cenazesine hiç bakmadım özellikle dedimki hep o gülen babamın kalmasını istiyorum hafızamda. Hatta onu en son yoğun bakım odasında o makinalara bağlı, ateşler içinde yanarken zar zor açabildiği o gözleriyle geliyor aklımada keşke o haliylede görmeseydim diyorum, babam benim o tombik haliyle kalsaydı hep gözümün önünde. İşte ben dedem için çok utanarak ve üzülerek bu duyguları hissederken birden artık bu duyguyu yenmem gerektiğini hissettim ve Mehmete kapısında dur ben içeri giricem dedim. O arada yağmur yağmaya başladı, Mehmet Tolgayı arabada yalnız bırakamadığı için gelmedi, ben elime bir bidon su doldurdum çeşmeden ve dedemin başucuna kadar gidip mezarını suladım, yağan yağmur altında yasinimide okuyup, onunlada başladım konuşmaya. Ondan beslediğim duygular için özür diledim, sık sık ziyaretine geleceğimi söyledim, bayramını kutladım ve çok güzel bir huzurla mezarlıktan ayrıldım. Sanırım benim için bir yüktü bu, dedeme o şekilde hissetmeme mezarına gidememem, açıp bir dua okuyamamam, onun için 7 gece okunan,40 ında 52 sinde okunan dualara mevlürlere katılamamam. Ama sonunda yendim bu duyguyu, sanmayınki dedemi sevmiyorum, aksine heleki babamdan sonra ben onu hem dede hem baba yerine koydum ve ona bir başka bağlıydım. Ama bu hastalık beni böyle korkar yaptı bazı şeylerden. Kadir gecesi 4 rekat namaz kıldım ve o gece pek çok dua ettim , dualarım arasında Allahım şu içimdeki huzursuzluğu sök al lütfen içimden oldu çünkü son zamanlarda içimde yine çok daralmalar başlamıştı. İnanınki şu an özellikle dedeme yaptığım o ziyeretten sonrada o kadar huzur içindeyimki Allahım umarım bozmaz bu huzurumu.
Sanırım Bayram programımı anlatırken derin konulara daldım ben, umarım size huzurumu anlatırken sizlerin içini karartmamışımdır, ama bu sayfa öyle bir yerki benim için, yeni gönderi tuşuna basıp ilk cümlemi yazdıktan sonra dökülüveriyor içimdekiler. Hem benim bu sayfamdan evde ve ailemde kimsenin haberi yok yani çoğu özelimi sadece sizlerle paylaşıyorum, bazen diyorum kardeşime ablama falan vereyim adresimi ama yapamıyorum , üzüldüğümde buraya yazdıklarımı okutup onlarında üzülmesini istemiyorum belkide, belkide daha ileride veririm onlara daresimi. Sizler benim yüzünü görmediğim, sesini duymadığım sırdaşlarımsınız. Öpüyorum hepinizi.
Neyse, bayram programı demiştik dimi, ilk gün böyle geçti, ikinci günde öğleden sonra ve gece 2:30 a kadar annemde geçti, pazzr günüde sabah erkenden 10:00 gibi bir gece öncesi ananesinde sızıp kalan Tolgayı almak ve teyzemleri terminale yolcu etmek için yine annemler gittik, teyzemleri 12 otobüsüne yetiştirdik, oradan evimize gelip Mehmet in metro marketten aldığı küçük bilgisayar masasını antreye koyduk , bilgisayarıda Tolganın odasından çıkarıp antreye aldık. Tolganın dolabını yerini değiştirdik, yorganlarımızı dolaptan çıkarttık, ben kışlıkları çıkarıp yazlık giysilerimi toparlayıp dolabımı kış konumuna geçirdim, Tolganın odasında kalan masayı çalışma masası haline getirip, ders kitaplarını falan yerleştirdim, babası odasındaki lambayı, salondaki perdenin kornişini tamir etti, sonra yemeğimizi yedik, baktıkki saat daha 16:00 civarı, bacanağını aradı Mehmet (ablam Ozinin eşi) hadi gelin çayımızı burda beraber içelim diye , sağolsun onlarda kırmadı bizi geldiler ve saat 24:00 a kadar oturduk bizde. Onlar gidincede ben arkalarından biraz evi toparladım, Tolganın çantasını, beslenmesini hazırladım, okul kıyafetlerini ilk gün yıkayıp, ütülediğim ve askıya astığım için kendimle gurur duydum ve yatağıma yattım. Sabah saat 8:30 da iş arkadaşımın telefonuna kalktım , Burcu Hanım ben işe geldim kapıda kaldım hemen gelecekseniz bekliyeyim yoksa şantiyeye geçeyim deyince oha dedim, işde olmama gereken saatte ben yataktayım, yarım saat süreceğini söyledim arkadaşa ve apar topar hazırlanıp evden çıkarken, akşamdan oğlanın tüm eşyalarını hazırlamanın faydasına bir kez daha şahit olarak işime geldim. Geldim ki büroda kimse yok bende fırsat bu fırsattır diyerek oturup sayfama içimi dökeyim dedim. İyi ettim heralde, umarım okuyan caanım arkadaşlarımda he he çok iyi ettin diyebilmişlerdir.
Öpüyorumm ben sizi....
09 Ekim, 2007
HER ŞEYİN HAYIRLISI...
Biliyormusunuz ? Biz daha yeni iyileştik sayılır. Sanırım son yazımda biraz erken davranıp ateşi düştü demişim. 1 günü ateşsiz geçirdikten sonra ertesi gün yine bir ateş bastıki sormayın. 39,5 derecelere çıktı, doğru tekrar gece 2:30 da doktorumuza, Allahtan o gecede nöbetçi oydu . Hemen kan tahlili yaptı, kanda fazla Lökosit çıkmadı ama boğazlarda hafif kızarıklık vardı ve Pazar günü öğleye kadar ateş düşmezse antibiyotiğe başlıycaz dedi. Bu arada ishalimiz tam 10 gün sürdü ve yavaş yavaş günde 1-2 lere düşerek kayboldu. Aslında hala bağırsaklar düzelmedi sayılır. Kolay değil günde 15-20 kerelere yakın tuvalete çıktı oğlum. Birde şişen dişetleri bunun üzerine eklenince yemektende kesildik ve 1 haftayı sadece su ve çorbalarla geçirebildik. Allahıma çokşükürki geçici hastalık bunlar. Geldi ve geçti, iyiyiz şimdi. Yaklaşık 2 kilo veren Tolga tığ gibi delikanlı oldu :)
Okulundan 1 hafta uzak kaldı tabi dolayısıyla. Tekrar adapte olmakta zorlanmadı gibi gözüksede gelin bana sorun. Akşamları hadi oğlum yemeğini yede ders yapalım dediğimde yemeğin sonlarına doğru ağlamaya başladı bir kaç gece. Neymiş efendim ders yapacakmış. Oflaya puflaya yapıyoruz dersleri, tabi banada gelen geliyor. Şimdilik sadece 3 ses öğrendik. e - l - a -
işte bunları birleştirip falan okumaya çalışıyoruz. Ama sanırım biraz ezbere yapıyor bakalım nasıl düzelecek bu durum ? Akşam ona her zamanki gibi 8-8:30 a kadar müsade ettim, sonra derslerini yapıcaz dedim. Tamam dedi. Vakit dolunca hadi kalk artık bilg. başından dedim, onada itirazsız tamam dedi. Bende mutfağa geçtim. Oda derse oturdu sandım, ama nerdeee..
İçeri girdimki yatmış 2.80 koltuğa bide bana ;
- Anne telefonunu verirmisin, oyun oynuycam demezmi.
Tabi dedim oğlum vereyim sen oyna ben dersini yapayım. Baktım önce güldü sonra hemen kalktı derse oturdu .
Zor iş bu ilkokul 1. Allah annelere , babalara sabır, evlatlarada zihin açıklığı versin.
2 kez iftarda misafir ağırladım bu sene. Misafir dediğim, 1 gece annem,ananem, Ozi ve Dudular. Diğer bir gecede kayınvalidemler ve Mehmetin Bursada okuyan yeğeni. Çok yorucu oluyor ama çokda büyük keyif alıyorum, hazırlanırken, sofrayı kurarken v.s. Zaten taaa gece herkes evine gidince yorulduğumu hissediyorum.
Hani bahsediyordumya size komşumdan. Hani aralarında bir yaş farkla 2 çocuğu olan.Çocukları Tolgayla arkadaş olan ve aynı apartmanda oturduğum, size genelde ona kızdığım zamanlarda bahsettiğim komşum. Şimdi çok zor durumda. Evet ben ona kızıyordum, genelde çocuklarını bana yollardı, hoş benim oğlum onlarla anlaşıyordu ama çocuk işte bazen gürültülerini kafam kaldırmıyordu. Ama bu komşum nedense hep yollar çocuklarını ama birkezde arayıp siz bize gelin yada Tolgayı yolla demezdi. Tolga arada çıktığında ise yarım saate kalmaz onlarla küstüm der geri gelirdi eve. Bizdede küserlerdi bol bol ama ben bi şekilde araya girip düzeltir ve oyunlarına devam ettirirdim. Neyse kızgınlık başka , komşuluk başkadır. Arkadaşım şu an zor durumda ve benim elimden sadece dua edip onu hergün aramaktan başka birşey gelmiyor. Akşam Kadir Gecesiydi ettiğim her duada onlarında adı geçti hep. Arkadaşım İnegöllü, genelde yazlarını annesininm yanında geçirir. Şimdi oğlan okula başladığı için gidemiyorlardı İnegöle. 2 hafta önce Pazar günü gitmişler, eşi iş için İstanbuldaymış , sonra orada kalması gerekirken dönmüş bunların yanına. Arkadaşım neden geldin hayırdır demiş. Oda bilmiyorum çok canım sıkıldı , başım çok ağrıyor hiç hayatta böyle baş ağrısı çekmemiştim demiş. Sonra bilmiyorum neden (bunların bahçeleri falan var. ) ağaçtan düşmüş. Aradı benim arkadaşım ağlayarak geçen hafta Pazartesi günü, durumu anlattı annenlere söyle Fetih süresini okusunlar ne olur yarın yine ameliyata girecek dedi. Üzüldüm çok üzüldüm, Allahım onu çocuklarına bağışlasın dedim hep. Ameliyat günü aradım , çıktı çok şükür yoğun bakımda dedi. Bir kaç gün sonra aradım tekrar, enfeksiyon kapmış ameliyatta hala yoğun bakımda dedi. Atlatır dedim, ama içim yandı. 2 gün önce tekrar aradım, Reanimasyon bölümüne almışlar dedi , şu an makinalara bağlı yaşıyor dedi. Allahım çoluğuna çocuğuna bağışla dedim hep. Dün gece yine aradım, doktorlar bize bugün ümit verdi demiş, yakınlarından bez istemişler, hayata dönme tepkileri vermeye başlamış. İşallah Allahım hem daha çok genç. Doktorlar 5 tane zor ameliyat atlattı , böbrek ve karaciğerinden çok hasar görmüş, öyle çabuk toparlanmasını beklemeyin, bu bile çok büyük başarı, direnç diyormuş. Allahım şifasını verir işallah. Arkadaşıma telefonda hep dedimki bak işallah eşin iyi olacak, ve deki bundada vardır bir hayır. Neden biliyormusunuz öyle dedim. Geçen yıl apartmanın yöneticiliğini arkadaşımın eşi yapmıştı. Maddi durumu çok sıkışık olduğundan apartmanın aidatını borcuna kapamış. Sonra bu ortaya çıktı doğal olarak ve apartmanda yer yerinden oynadı. Çocuk senetler imzaladı ve apartmana olan borcunu taksitlere yaydı. Sanırım daha borcu kapatamadı. Geçtiğimiz yaz arkadaşım bu konu yüzünden tartışmış eşiyle. Zaten İnegölde koca yaz kalmasının sebebide buymuş. Apartman sakinleri parayı sorup duruyorlarmış, buda eşine borcu kapat öyle gelicem eve gibilerinden konuşmuş. Okullar açılınca mecbur döndü evine. Neyse aslında borç dediğim, kişi başına 100 YTL düşmüştü o zaman o açığı kapatmak için. Yani kimsenin öyle derinden bütçesi sarsılmadı aslında.Arkadaşım bu para olayını kafasına çok takıp panik atak geçirmişti, hatta şu an gittiğim doktoruda bana o tavsiye etmişti.
Her şeyde vardır bir hayır dememin sebebide buydu işte, yani belkide Allah tekrar birbirlerinin kıymetini bilsinler diye, hayatta paradan çok önemli olan sağlık olduğunu görsünler diye böyle bir sınama yaptı. Evet acı,çok yıprandılar ama dilerim Allahtan eşi kendisini toparlar ve yine çoluk çocuğunun başına sağ salim gelir.Ve biliyormusunuz akşam ben böyle dualar ederken ne duydum. Daha doğrusu Mehmet duymuş ve çok üzülmüş. Eğer doğru ise, yani yanlış anlamamışsa , böyle konuşan herkeside akşam ettiğim dualarla Allaha havale ettim. Bir takım kendisini bilmez insanlar , borcu kapatmadığı için Allahın ona verdiği ceza gibi laflar söylemişler. Ayıp dedim ya, adamın her şeyi geç minicik iki yavrusu var. Allah onlara bağışlasın , ayıp yani.
İşte böyle , lütfen sizde dua edin, Allah yavrularına bağışlasın deyin benim adıma. Para pul hepsi çözümü olan şeyler aslında, önemli olan sağlık.
* Sevgili Figen sobelemişti beni uzun zaman önce ama elim değipte yazamadım Konumuz sevdiğimiz kokular.
* En başta bende her anne gibi, bebek kokusuna bayılırım. İçine çek çek doyamazsın o süt kokusuna. Bebeklerin kıyafetine bile siner ya o koku, eşyalarını koklardım ben oğlumun onu koklayamadığım zamanlarda. Sabun tozuyla yıkardık eşyalarını, o sabun kokusununda etkisi var sanırdım, büyüse bile yinede sabun tozuyla yıkadm kıyafetlerini ama o koku başka bir kokuydu. Offf özledim ben şimdi bebek kokusunu, bende başka çocuk yapmaya niyet yok onun için tüm özlemimi kardeşime bağladım. Hadi Dudu bebek yap banada koklayayım yeğenimi bol bol...
* Tolganın çoraplarını çıkardıktan sonra ayaklarının o ekşi kokusu :) Gıdığının kokusu, yıkandıktan sonra o misler gibi kokusu, kısacası oğlumun pis temiz her türlü kokusu :)
* Evimi dip bucak temizledikten sonra (özellikle halı ve perdeler yıkanmışsa) dışarıdan eve girdiğimde kokan temizlik kokusu.
* Yıkadığım çamaşır kokusu. (Çamaşır makinamın yumuşatıcı gözü bozuk olduğundan yumuşatıcıyı almıyordu. Çok bilmiş bazı şahıslar orayı yıkamadığımdan tıkanmış olduğunu söyleyip durdular. Sanki yıkamıyoruz biz bilmiyoruz orasının ara ara yıkanması temizlenmesi gerektiğini. Bayağı bir süre makinaya tamirci getiremedi benim koca kişisi. Neyse geçenlerde tamirci gelmiş , meğerse her deterjan kapağının açılmasını sağlayan teller varmış ve benim yumuşatıcı gözüne bağlı olan tel kopmuş. Tamir etmiş şimdi problem yok.) Özlemişim bende o mis gibi yumuşatıcı kokusunu, tamir edildikten sonra yıkadığım ilk posta çamaşırları kokladım hep :)
* Çimenler biçildikten sonra ortaya çıkan o mis gibi çayır çimen kokusu. (Özellikle çalıştığım yerdeki çimenleri sık sık biçerler ve ben bayılırım o kokuya.
* Pazar sabahları kahvaltı için yaptığım (ekmek makinamla) pişmiş ekmek kokusu ile güne başlamak. Evi saran o mis gibi kokuyla uyanmak.
* Parfüm konusunda illaki kullandığım tek bir koku yoktur benim. O an burnuma hangisi güzel gelirse onu alırım. Yeşil Cecile parfümün kokusunu severim mesela. Bide parfüm kokusunda öyle ağır değilde daha çok çiçek,vanilya gibi hafif tür kokuları severim.
İşte üzerime düşen bu sobe konusunuda yazdım iyi kötü. Bu konuda Figen in dediği gibi sanırım sobelenmeyen yok. Eğerki varsa bende onları sobeledim gitti :)
Okulundan 1 hafta uzak kaldı tabi dolayısıyla. Tekrar adapte olmakta zorlanmadı gibi gözüksede gelin bana sorun. Akşamları hadi oğlum yemeğini yede ders yapalım dediğimde yemeğin sonlarına doğru ağlamaya başladı bir kaç gece. Neymiş efendim ders yapacakmış. Oflaya puflaya yapıyoruz dersleri, tabi banada gelen geliyor. Şimdilik sadece 3 ses öğrendik. e - l - a -
işte bunları birleştirip falan okumaya çalışıyoruz. Ama sanırım biraz ezbere yapıyor bakalım nasıl düzelecek bu durum ? Akşam ona her zamanki gibi 8-8:30 a kadar müsade ettim, sonra derslerini yapıcaz dedim. Tamam dedi. Vakit dolunca hadi kalk artık bilg. başından dedim, onada itirazsız tamam dedi. Bende mutfağa geçtim. Oda derse oturdu sandım, ama nerdeee..
İçeri girdimki yatmış 2.80 koltuğa bide bana ;
- Anne telefonunu verirmisin, oyun oynuycam demezmi.
Tabi dedim oğlum vereyim sen oyna ben dersini yapayım. Baktım önce güldü sonra hemen kalktı derse oturdu .
Zor iş bu ilkokul 1. Allah annelere , babalara sabır, evlatlarada zihin açıklığı versin.
2 kez iftarda misafir ağırladım bu sene. Misafir dediğim, 1 gece annem,ananem, Ozi ve Dudular. Diğer bir gecede kayınvalidemler ve Mehmetin Bursada okuyan yeğeni. Çok yorucu oluyor ama çokda büyük keyif alıyorum, hazırlanırken, sofrayı kurarken v.s. Zaten taaa gece herkes evine gidince yorulduğumu hissediyorum.
Hani bahsediyordumya size komşumdan. Hani aralarında bir yaş farkla 2 çocuğu olan.Çocukları Tolgayla arkadaş olan ve aynı apartmanda oturduğum, size genelde ona kızdığım zamanlarda bahsettiğim komşum. Şimdi çok zor durumda. Evet ben ona kızıyordum, genelde çocuklarını bana yollardı, hoş benim oğlum onlarla anlaşıyordu ama çocuk işte bazen gürültülerini kafam kaldırmıyordu. Ama bu komşum nedense hep yollar çocuklarını ama birkezde arayıp siz bize gelin yada Tolgayı yolla demezdi. Tolga arada çıktığında ise yarım saate kalmaz onlarla küstüm der geri gelirdi eve. Bizdede küserlerdi bol bol ama ben bi şekilde araya girip düzeltir ve oyunlarına devam ettirirdim. Neyse kızgınlık başka , komşuluk başkadır. Arkadaşım şu an zor durumda ve benim elimden sadece dua edip onu hergün aramaktan başka birşey gelmiyor. Akşam Kadir Gecesiydi ettiğim her duada onlarında adı geçti hep. Arkadaşım İnegöllü, genelde yazlarını annesininm yanında geçirir. Şimdi oğlan okula başladığı için gidemiyorlardı İnegöle. 2 hafta önce Pazar günü gitmişler, eşi iş için İstanbuldaymış , sonra orada kalması gerekirken dönmüş bunların yanına. Arkadaşım neden geldin hayırdır demiş. Oda bilmiyorum çok canım sıkıldı , başım çok ağrıyor hiç hayatta böyle baş ağrısı çekmemiştim demiş. Sonra bilmiyorum neden (bunların bahçeleri falan var. ) ağaçtan düşmüş. Aradı benim arkadaşım ağlayarak geçen hafta Pazartesi günü, durumu anlattı annenlere söyle Fetih süresini okusunlar ne olur yarın yine ameliyata girecek dedi. Üzüldüm çok üzüldüm, Allahım onu çocuklarına bağışlasın dedim hep. Ameliyat günü aradım , çıktı çok şükür yoğun bakımda dedi. Bir kaç gün sonra aradım tekrar, enfeksiyon kapmış ameliyatta hala yoğun bakımda dedi. Atlatır dedim, ama içim yandı. 2 gün önce tekrar aradım, Reanimasyon bölümüne almışlar dedi , şu an makinalara bağlı yaşıyor dedi. Allahım çoluğuna çocuğuna bağışla dedim hep. Dün gece yine aradım, doktorlar bize bugün ümit verdi demiş, yakınlarından bez istemişler, hayata dönme tepkileri vermeye başlamış. İşallah Allahım hem daha çok genç. Doktorlar 5 tane zor ameliyat atlattı , böbrek ve karaciğerinden çok hasar görmüş, öyle çabuk toparlanmasını beklemeyin, bu bile çok büyük başarı, direnç diyormuş. Allahım şifasını verir işallah. Arkadaşıma telefonda hep dedimki bak işallah eşin iyi olacak, ve deki bundada vardır bir hayır. Neden biliyormusunuz öyle dedim. Geçen yıl apartmanın yöneticiliğini arkadaşımın eşi yapmıştı. Maddi durumu çok sıkışık olduğundan apartmanın aidatını borcuna kapamış. Sonra bu ortaya çıktı doğal olarak ve apartmanda yer yerinden oynadı. Çocuk senetler imzaladı ve apartmana olan borcunu taksitlere yaydı. Sanırım daha borcu kapatamadı. Geçtiğimiz yaz arkadaşım bu konu yüzünden tartışmış eşiyle. Zaten İnegölde koca yaz kalmasının sebebide buymuş. Apartman sakinleri parayı sorup duruyorlarmış, buda eşine borcu kapat öyle gelicem eve gibilerinden konuşmuş. Okullar açılınca mecbur döndü evine. Neyse aslında borç dediğim, kişi başına 100 YTL düşmüştü o zaman o açığı kapatmak için. Yani kimsenin öyle derinden bütçesi sarsılmadı aslında.Arkadaşım bu para olayını kafasına çok takıp panik atak geçirmişti, hatta şu an gittiğim doktoruda bana o tavsiye etmişti.
Her şeyde vardır bir hayır dememin sebebide buydu işte, yani belkide Allah tekrar birbirlerinin kıymetini bilsinler diye, hayatta paradan çok önemli olan sağlık olduğunu görsünler diye böyle bir sınama yaptı. Evet acı,çok yıprandılar ama dilerim Allahtan eşi kendisini toparlar ve yine çoluk çocuğunun başına sağ salim gelir.Ve biliyormusunuz akşam ben böyle dualar ederken ne duydum. Daha doğrusu Mehmet duymuş ve çok üzülmüş. Eğer doğru ise, yani yanlış anlamamışsa , böyle konuşan herkeside akşam ettiğim dualarla Allaha havale ettim. Bir takım kendisini bilmez insanlar , borcu kapatmadığı için Allahın ona verdiği ceza gibi laflar söylemişler. Ayıp dedim ya, adamın her şeyi geç minicik iki yavrusu var. Allah onlara bağışlasın , ayıp yani.
İşte böyle , lütfen sizde dua edin, Allah yavrularına bağışlasın deyin benim adıma. Para pul hepsi çözümü olan şeyler aslında, önemli olan sağlık.
* Sevgili Figen sobelemişti beni uzun zaman önce ama elim değipte yazamadım Konumuz sevdiğimiz kokular.
* En başta bende her anne gibi, bebek kokusuna bayılırım. İçine çek çek doyamazsın o süt kokusuna. Bebeklerin kıyafetine bile siner ya o koku, eşyalarını koklardım ben oğlumun onu koklayamadığım zamanlarda. Sabun tozuyla yıkardık eşyalarını, o sabun kokusununda etkisi var sanırdım, büyüse bile yinede sabun tozuyla yıkadm kıyafetlerini ama o koku başka bir kokuydu. Offf özledim ben şimdi bebek kokusunu, bende başka çocuk yapmaya niyet yok onun için tüm özlemimi kardeşime bağladım. Hadi Dudu bebek yap banada koklayayım yeğenimi bol bol...
* Tolganın çoraplarını çıkardıktan sonra ayaklarının o ekşi kokusu :) Gıdığının kokusu, yıkandıktan sonra o misler gibi kokusu, kısacası oğlumun pis temiz her türlü kokusu :)
* Evimi dip bucak temizledikten sonra (özellikle halı ve perdeler yıkanmışsa) dışarıdan eve girdiğimde kokan temizlik kokusu.
* Yıkadığım çamaşır kokusu. (Çamaşır makinamın yumuşatıcı gözü bozuk olduğundan yumuşatıcıyı almıyordu. Çok bilmiş bazı şahıslar orayı yıkamadığımdan tıkanmış olduğunu söyleyip durdular. Sanki yıkamıyoruz biz bilmiyoruz orasının ara ara yıkanması temizlenmesi gerektiğini. Bayağı bir süre makinaya tamirci getiremedi benim koca kişisi. Neyse geçenlerde tamirci gelmiş , meğerse her deterjan kapağının açılmasını sağlayan teller varmış ve benim yumuşatıcı gözüne bağlı olan tel kopmuş. Tamir etmiş şimdi problem yok.) Özlemişim bende o mis gibi yumuşatıcı kokusunu, tamir edildikten sonra yıkadığım ilk posta çamaşırları kokladım hep :)
* Çimenler biçildikten sonra ortaya çıkan o mis gibi çayır çimen kokusu. (Özellikle çalıştığım yerdeki çimenleri sık sık biçerler ve ben bayılırım o kokuya.
* Pazar sabahları kahvaltı için yaptığım (ekmek makinamla) pişmiş ekmek kokusu ile güne başlamak. Evi saran o mis gibi kokuyla uyanmak.
* Parfüm konusunda illaki kullandığım tek bir koku yoktur benim. O an burnuma hangisi güzel gelirse onu alırım. Yeşil Cecile parfümün kokusunu severim mesela. Bide parfüm kokusunda öyle ağır değilde daha çok çiçek,vanilya gibi hafif tür kokuları severim.
İşte üzerime düşen bu sobe konusunuda yazdım iyi kötü. Bu konuda Figen in dediği gibi sanırım sobelenmeyen yok. Eğerki varsa bende onları sobeledim gitti :)

