böğürtlengözlü oğlum benim

01 Şubat, 2008

MAZİDE KALDI ...


Hani diyoruzya bazen, şimdiki çocuklar çok şanslı diye. Bizim zamanımızda yoktu böyle oyuncaklar,ayrı odalar, çikolatalar,şekerler,bonbonlar.... Doğru , yoktu tüm bunlar zamanımızda , ama bizim zamanımızda oyun vardı, sokak vardı, arkadaşlık vardı, ananeler,babanneler ve bağlı bahçeli evler vardı.

Ananemin şimdi mahalle diye bilinen ama hala köy havası kokan semtte evi vardı. 2 katlı ,alt katı oturma odası ve mutfak, üst katı 1 tane misafir salonu , 2 yatak odası olan. Tuvaleti dışarıdaydıda ne korkardık gece tuvaletimiz gelirse diye :) Yarıyıl,yaz tatili,bayram tatili,yılbaşı,kar , yağmur , çamur , her türlü tatilde mutlak surette ananeme atardık kendimizi. Gece annemle babam eve dönecekleri zaman , ablamla hemen üst kattaki yatak odasına çıkar, uyuyor numarası yapardık , eve gitmeyelim diye. Sonra bu evin bir bahçesi vardıki sormayın. Bahçe içinde koca bir incir ağacı, ağacın altında havuz ve kenarlarında çiçekler, ağacın altına kurulmuş bir minderlik. Bu köşeye çiçek bahçesi derdik. Sonra , evin mutfak camının önünde kocaman bir asma. Yine altında taştan çevrelenmiş ufak bir çiçek bahçesi, burada ekili akşam sefaları, asmanın altında yine çok güzel bir minderlik, yemek masası, asma dibine ekilmiş ve yazın kıpkırmızı güller veren gül ağacımız vardı. Bahçeden arkaya doğru yürüdükçe solda vişne ve yine gül ağaçları , sağda depo ve ahır dediğimiz bölüm. Ahırda tavuklar ve horozlar. Bahçenin arkasına doğru devam ettikçe, önceleri dedemin yönetiminde sonrada babamın işlettiği dokuma fabrikamız vardı. Tezgahlar vardı içinde, büküm makinaları bide devere dediğimiz, hani şu muhabbet kuşu yuvalarında olurya silindir, içine girip dönüp dururlar, onlara benzerdi bu deverede. Ben korkardım hep bu makinalardan. Oramı buramı kaptırıcam diye. Az çalışmadık o fabrikada, bobinler bitince makinaları durdurur, yenileriyle değiştirirdik. Çok zevkliydi çookk.

Arka bahçe , yanyana bitişik diğer 3 evin arka bahçeleriyle bitişikti , oralardada koca koca ağaçlar vardı. Yan komşuların hindileri, ördekleri,tavukları,hepsi bir aradaydı. Hindileri ;

- Kabarama kabarama kel fatma, annen güzel sen çirkin ,diyerek geçip karşılarına kızdırırdık. Tüm tüylerini kabartıp , glu glu glu diye bağrışıp dururlardı :)

Ön bahçede bahsettiğim havuza (yuvarlak , kenarları betonla çevrili yaklaşık 60-70 cm derinlikte) kimler düşmediki :) Biz alışıktık düşmezdik, gelen kaç tane misafir çocuğu havuzun kenarına çıkıp yürüyeyim derken düştü :) Bu havuza yeraltından gelen yaklaşık kolum kalınlığında gürül gürül , yazın buz gibi, kışında ılıcacık su akardı. Bir ara teyzemin nişanı için İstanbuldan gelen misafirler (o arada İstanbulda büyük su sıkıntısı yaşanıyor) havuza akan suyu görünce koşa koşa önce oraya gidip, suyu kapatmak için vana aradılar ve bulamayınca çok üzüldüler. Boşa akıyor su biz buna hasretiz diye :)

Su kavgaları yapardık yazın, dayım başlatırdı hep kavgayı, havuzdan koca koca kovalarla su alıp önüne kim geçerse atıverirdi kafadan aşağıya :) Yine böyle bir kavgada akıllı Ozi tuvalete kaçıp saklanmış, kapı deliğindende bizi seyredip sırıtıp duruyormuş ıslak ıslak görünce. Ama ufak bir ayrıntıyı kaçırmış ki, tuvaletin tavanı ve kapısının üstü arası aralık :) Dayım daha akıllı çaktırmadan bir kova suyu o aralıktan bir boşalttı, Ozinin tuvaletten çıkmasını hiç unutmuyorum. Sırılsıklamdı :)

Çocukluğuma dair tüm hatırladıklarım bu evde geçirdiğim zamanlar, oynadığımız oyunlar. Tabi öyle süslü , püslü oyuncaklarımız olmadığından , bizim oyunlarımız çok süslü püslüydü. Bu oyunlardan birini şurada yazmıştım. O yazıdada bahsettiğim , ananemlerin evinin 3 yanında ananesi oturan, ahiretliğim,kardeşi ve benim kardeşim (ablam , hepimizin ablası olduğundan büyüklük yapıp bizim oyunlarımıza katılmazdı :) öyle oyunlar kurardıkki resmen film gibi olurdu. Akşamüstleri kurduğumuz bir oyun yoksa , ahiretliğimin ananesinin evinin kapısının önündeki çeşme kenarına oturur, çekirdek çıtlar, gelenle geçenle muhabbet ederdik. Teyzeside cama çıkar bize oradan eşlik ederdi. Taa akşam ezanı okununca evlere dağılışırdık . Ezandan sonra sokakta olmamıza kızarlardı. Eve gelir , havuzun çeşmesinde güzelce sabunla ellerimizi ayaklarımızı yıkardık. Resmen çamur gibi sular akardı ama olsun, kirlenmek güzeldi. Asma altına soframız kurulurdu hemen, babamla dedemde gelirdi zaten o saatte. Hep beraber güle oynaya tatlı tatlı yerdik yemeklerimizi. O zamanlar diyet derdide yok, zaten koca gün at gibi sokaklarda, bahçelerde koşturmaktan et tutmazdı vücudumuz. Yemekten sonra küçük tüpte çay demlenir, gece yarılarına kadar minderlikte asma altında serin serin esen rüzgarla , bazen gelen misafirlerle çaylar içilir, muhabbetler edilirdi. Ateş böcekleri vardı hatırladığım birsürü,etrafı aydınlatırlardı minik minik yanıp sönen ışıklarıyla, özellikle vişne ağacı altında çok görürdüm.Birde cırcır böcekleri vardı, koca gece cır cır öterlerdi. Şimdi oğluma söylesem , anne o ne ki der... Bunları yazarken yine kendime hak veriyorum, insan böyle bir yerde uyuma numarası yapıp anneleriyle eve gitmek istermi ? Bizim evimizde başka mahallede , ara sokaktaydı, oradada arkadaşlarım vardı ama ananemin evi gibi olmadı hiç bir zaman.

Kışlarıda ayrı bir güzel geçerdi o zaman. Yanan sobalı odada yatardık ablam,teyzem ve ben. Cam önünde boydan boya bir minderlik vardı. 2 tanede karşılıklı çek yat tarzı yatak. Ben teyzemle yatardım geceleri. Teyze anne yarısı derler ya , oda bizim annemiz gibiydi. Geç evlendiği içinde tüm çocukluğumuzda yanımızdaydı. Arada o anneme gelirdi , hafta içi. Bir Cuma gecesiydi, o hafta içi teyzem yine bizde kalmıştı, babam onu ananeme götürecek biz annemle evde kalacaktık. O zamanlar ablamda ananemin yanında kalıyordu. Daha önce okuduğunuz yazımda bahsetmiştim, ilkokulu ve ortaokulu ablam, ananemin yanındaki okulda okudu ve orada kaldı. Neyse, teyzem babamla gidecekken ben bir ağlama kopardım, nasıl bağırarak ağlıyorum (sanırım o zamanlar 6-7 yaşındayım ama öyle bir yer etmişki beynime , dün gibi gözümün önüne geliyor) teyze gitmmeee yada bende geleyim diye. Annemin kucağında merdivenlerdeyiz, teyzemde babamla önümüzde iniyoruz merdivenlerden. O arada babam arkaya dönüp, sadece bana elini kaldırarak sus bakayım dedi. Ve babamın elinin kalktığı tek an budur benim hayatımda , belkide ondan bu kadar yer etti beynimde. Allah yerinde huzur içinde yatırsın babamı, asla bize ne bağırdı ne vurdu. Babamın elini görünce ben yine bir coştum, bide korkudan altıma işedim :) Ben iyice coşuncada teyzem başladı ağlamaya, dövcenizmi çocuğu diye ( hehe , sanki bi ton sopa attılar bana gibi) ben ağlıyorum, teyzem ağlıyor. Tamam gelmiyorum ben dedi teyzem ve geri eve çıkmıştık hep beraber :)

Kış tatillerindede ananemde olurduk hep, sıcacık soba üzerinde kızarttığımız ekmeğin üzerine sürdüğümüz yağ eriyince ,offf yemede yanında yat. Tavuklardan her sabah yumurtaları toplardı ananem, bir güzel yerdik taze taze. O zaman kuş gribide yok, rafadan severdim ben hep. Sonra hele bir kar varsa, sıkı sıkı giyinir, yine bizim gibi tatillerini ananelerinde geçirmeye gelen ahiretliklerle buluşur , kızaklarımızıda alır, doğru arka bahçede bulunan bir bayıra. Deli gibi koca gün hiiçç üşümeden kayar, kardan adam yapar, kartopu oynardık. Bir gün yine aretim bayırdan kayarken kızağın yönünü doğrultamayınca karların arasında bulunan bir çamur birikintisinin içine girip, bembeyaz kar görüntüsünde, kapkara çamurlanarak çıkmıştıda ne gülmüştük. Anneside kızmıştoı ona o kadar karın içinde nasıl buldun o çamuru diye :)

Bir sene , 15 gün ara tatilin sonlarına doğru bir kar yağışı başladı. Önce 3 gün tatili uzattılar, sonra 1 gün falan diye diye hemen hemen 2 hafta daha tatil yapmıştık. Arka tarafta kartopu oynarken, evden bize doğru gelen teyzemi görünce hep havalara uçardık. Bellki haberlerde yine kar yağışı yüzünden okulların açılmayacağını söylemişler, oda bize müjde vermeye geliyordu.

Oyunumuz bitip soba yanan eve girdiğimizde resmen ağlardım. El ve ayak parmaklarım soğuktan öyle bir uyuşurduki, sıcağa girince sızım sızım sızlardı. Annem ve teyzem ayak parmaklarımızı ova ova geçirirdi sızıntıyı. Bir gün Dudu, evde camdan dışarı bakarken, ne yapmak istedi anlamadık ama cama hafifçe kafa attı ve kafa attığı cam öyle bir donmuşki, tam kafasını vurduğu yerden başlayarak aşağı doğru çaat diye çatladı cam :) Aynı komik çizgi filmlerdeki gibi.Dedem söylene söylene camcı getirip değiştirdi camı , ama ne gülmüştük.

Yaz sıcağındada çok bunaldığımızda, ahiretliklerin ördeklerinin yüzdüğü büyük ama 15 cm kadar derinlikte olan havuzlarını önce boşaltıp, arkadan pırıl pırıl temizleyip sonra tekrar temiz su ile doldurtup içine atardık kendimizi :) Dayısı ;

- Manyakmısınız kızım siz, ördek havuzunda yüzülürmü,kaçıklar sizi der, bizimle dalga geçerdi.

Onların evleride çok güzeldi. Mutfakları oturdukları odadan ayrı yerdeydi, Dışarı çıkıp yürülerdi mutfağa gitmek için ve mutfakları yaklaşık bir salon büyüklüğündeydi. Mutfağın karşısında bir oda ve odanın önünde betondan bir boşluk vardı. Orada evcilik oynardık hep. Bazen bahçenin başka bir yerinde ayrı ev düzeni kurup komşuculuk oynardık. Ahiretliğiminde ananesi ve teyzesinin üzerimizde çok hakkı vardır, Allah razı olsun.

Bir gün ananesi gelecek misafirlere poğaça yapmış fırına vermiş. Fırında hala piyasada olan şu davul fırınlardan. Bizde yine evcilik oyunu kurmuşuz, tas tabaklarımızla yayılmışız. Ahiret akıllısı artan oyuncaklarıda sepetiyle beraber fırının üzerine koymuş :) Sepet ve oyuncaklar plastik. Sepetten bişey almamız gerekti, ahiretliğim gitti sepeti getirmeye, sepeti bir kaldırayım dedi, bütün sepetin altı ve içindeki oyuncaklar , sıcaktan eriyip fırına yapışmış. Bu sepeti kaldırıyo, sepet uzuyor. Hemen ananesine bağırdık, kadıncağız geldi görüntüye bakınca bir kahkaha savurdu. Öyle zararlar verirdik ama sağolsunlar hiç kızmaz gülerlerdi.

Bir günde bando takımı kurup bandoculuk oynayalım dedik. Aretim bando takımları önündeki majör (öyle denirdi heralde). Bizlerde bandocuları. Ananesinin mutfağına girip tencerelerini ve kepçelerini aldık. Tencerelerin saplarına kalın ip bağlayıp, tencereleri ters çevirerek boynumuza asıp trampet yaptık, kepçeleride tokmak :) 2 tencere kapağınıda ahiretin kardeşinin eline verdik, 2 kapağın iç taraflarını birbirine vurarak , adını bilmiyorum ama zil diyelim biz o görevdeydi.Ahiretim elinde oklava önde majörlük yaparak, Dudu ve ben tencereler boynumuzda trampet çalarak, ahiretin kardeşide tencere kapaklarını birbirine vurarak tempo tuttuk. O zamanki tencerelerde tabi çelik değil şimdiki gibi, alümüyon. Biz kendimizi bahçe içinde dolaşarak nasıl kaptırmışız çalıyoruz. Bizim büyüklerde onlarda misafirlikte, bizim seslerimizi duyuyorlarmış ama ne bilsinler çıkan seslerin ahiretannemin tencerelerinden geldiğini :) Neyse bizim oyunumuz bitince tencereleri çıkardık boynumuzdan ve resmen şok olduk. Tencerelerin arkasına vura vura çökertmişiz :) Aha dedik ..oku yedik şimdi, gitti 2 tencere davul niyetine.Tabi mecbur ezile büzüle ananenin karşısına geçip gösterdik, tam hatırlamıyorum ama sanırım yine yaptığımıza gülmüşlerdi :)

Şimdi böyle anlatınca öyle kötü oldumki, kaç sene geçti aradan. O dinç ananelerimiz şimdi yanımızda küçücük kaldı. İnsanlar küçük doğar, büyür , yaşlanınca yine küçülürlermiş ya, aynen öyleler şimdi küçüldüler yanımızda. Aslında daha başka çoook şeyler var, hatta ben buraya bir horoz muhabbetimiz vardı onu yazmaya gelmiştim ama o başka sefer kalsın. İyi oldu bunları yazmam, eskiye döndüm bende bu arada, film gibi geldi gözümün önüne herşey.

Şimdi ahiretimin 1,5 yaşında kızı, benim 7 yaşında oğlum var. Ne çok isterdim çocuklarımızında orada büyümelerini. Aslında ananemde, onların ananeside yine aynı yerde oturuyorlar. Ama ananemin o eski evi yıkıldı, yerine yeni ev yapıldı, orada oturuyor. Diğer yanımızdaki komşular , arka bahçelerini aramıza beton duvar örerek kapattılar. Babam vefat edince dedem fabrikayı kapatıp, orayı kiraya verdi başkalarına. Komşular arayı kapatınca arka tarafta toprak diye birşey kalmadı, arka mahalleye giden yolda kapandı. İncir ağacı, asma altı, çiçek bahçesi hep betonlandı. Havuz ananemin yeni evinin altında kalıyor şimdi, ama orayada yerlere beton döküldü. Artık havuzdan serin serin su içemiyoruz , çünkü su kokmaya başladı. Hem zaten kolum kalınlığında akan su, neredeyse 1-2 parmağım kalınlınlığına düştü. Çocuklarımızı götürüyoruz ninelerin evine ama o zevk yokki gitmek istemiyorlar. Bizlerin koşturduğu caddelerde şimdi ben bile karşıdan karşıya geçerken korkuyorum çünkü yolun sonunu çevre yoluna bağladılar ve çok işlek bir cadde oldu. Bahçe dediğim gibi bahçelikten çıktı, beton yığınıoldu. Zaten veletler evdeki bilgisayarlarını , jetıxlerini bırakıp gitmek bile istemiyorlar.

Dediğim gibi o günler mazide kaldı....

8 Yorum:

  • Kız börtlek, sabah sabah ağlattın ya beni. Anneannemin mis kokulu gözlemeleriyle yapılan kahvaltıları, akşama kadar it gibi, toprakla, çamurla oynamalarımızı, sonra da ineklerin su içtiği yalakta yıkandık diye yediğimiz fırçaları hatırladım şimdi. Ne güzel günlerdi onlar. Şimdiki çocuklar gerçekten şanslı mı şanssız mı karar veremiyorum. Bu arada ahiretine de çok güldüm yahu.:)

    Blogger [ fiкяiмiи iиcє güℓü ] adlı yazara göre, saat: 02 Şubat, 2008 10:23  

  • Ay Fikrişim o ahiretim varya alemdir alem. Hala ne zaman canım sıkılsa ararım onu,söylediği her laf beni kopartır gülmekten. Hani insanın can arkadaşları vardırya, uzun süre aramasan görüşmesen bile yine hiç bir şey olmamış gibi kaldığın yerden muhabbetine başlarsın sorgusuz sualsiz, işte oda öyle birisi.
    Dün onu anlatıp çok anınca akşam bir arıym dedim ama gezenti hatun yoktu evde :)
    Açıkçası bende daha karar veremedim ama sanırım biz daha şanslı versiyonduk yaa..

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 02 Şubat, 2008 11:05  

  • Bu yazı ile beni öyle yerlere götürdün ki anlatamam, ahha ahh eski günler :)

    Blogger Gamzeli adlı yazara göre, saat: 03 Şubat, 2008 12:40  

  • Ya benimde içim bir tuhaf oldu, tüm anlattıkların gözümde canlandı.
    Bando takımı olayını bizde yapardık :) Ama biz evden tencere kaçıramıyorduk, başka şeyler buluyorduk davul yapmak için :) Bende hep önde majör olmak isterdima am boyum kısa diye beni yapmazlardı :)

    Blogger Mutluveumutlu adlı yazara göre, saat: 05 Şubat, 2008 10:44  

  • Gamzeli, sanırım biz tam geçiş kuşağıyız, bize göre annelerimizin büyüdüğü ortamda daha bir komşuluk , daha bir açık hava bol gıda :) büyümüşler. Biz yine şanslıyız o günleri azda olsa gördük ama çocuklarımız tam bir apartman çocuğu durumunda.Zaten afacanlar enerjilerini atamadıkları için sürekli hareket halinde, biz gündüzleri öyle bir koştururdukki hiperaktiflik bir olay sözkonusu olamazdı zaten akşamları :)

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 06 Şubat, 2008 17:16  

  • Mutlucukum ; valla annemin evinde olsam mümkün değil bende kaçıramazdım ama ananeler daha bir yumuşak olunca torunları üzerinde kaçırmayı bırak tencereleri kullanılamaz hale getirmemize bile kızmamışlardı :)
    Amann , majör dediğin elinde oklava sallayıp duruyordu, asıl zevk kendinden geçercesine tencereye vurmak :) Daha eğlenceliydi :)

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 06 Şubat, 2008 17:18  

  • zaten duygusaldim..daha bi duygulandim...
    cok tesekkür ederim ayrica yorumuna..inan güc verdin bana ....saol tekrar :)

    Blogger ---OPTiO--- adlı yazara göre, saat: 06 Şubat, 2008 19:20  

  • Optio cum hoşgeldin.Mutlu oldum ziyaretinle.
    Gerçekten inandığım duygularımı yorum olarak bıraktım sana. İnanmasam Anemonun sayfasında okuduğumda belkide Allah şifa versin deyip geçerdim.
    Neyse, kız duygulan diye yazmadım ben bak içindeki oyunlarımız çok komik :)

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 07 Şubat, 2008 09:22  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]



<< Ana Sayfa