böğürtlengözlü oğlum benim

18 Ocak, 2008

UZUN BİR YAZI İLE GELDİM...

Bu gün biraz işlerim ve ortam rahatladı, bende fırsat bu fırsattır dedim , attım kendimi buraya. 2007 nin son günü yazmışım en son, bide altına seneye görüşürüz demişim ama neredeyse öbür sene olmuş. 2007 işlerini az çok toparladım, 2008 e devir yapana kadar yani sanırım buda haftaya olur biraz daha rahatım ama sonra 1 Ocak tan bu yana birikmiş evrakları işleyip toparlayacağım. Artık kağıt görmekten midem bulandı, bide eve gidince Tolga nın pınçık pınçık yolduğu kağıtları görünce tepem iyice atıyor.
Neyse , son 18 günde çok çok hayatta bir değişiklik yok, aynı tas aynı hamam devam hayatımıza. Varsın olmasın, böyle gitsin hayat yeterki sağlıklı olalım. Çalışmaya devam ediyorum dememden anlayacağınız üzere , yılbaşı ikramiyesi arkadaşınıza vurmadı :) Bırak amorti bile yok zaten yeni yıldan yeni yıla alırım senede 1 bilet ondada verdiğimiz parayı bile kurtaramadık :)

Eskiden Tolga yı uyuttuktan sonra açardım bilgisayarı , yada televizyonu otururdum uzun uzun, şimdi ise artık neredeyse Tolga dan önce uyuyorum desem yalan olmaz, yaşlanıyormuyum ne, kafam kalkmıyor yataktan, sabahlarıda hep geç kalıyorum uyku yüzünden işe. O 10-15 dakikalık fazla uyku ne tatlı geliyor anlatamam.

31 Aralık günü son yazımı yazdıktan sonra , akşamüstü 4:00 gibi çıktım işyerinden, trafikte eve gidene kadar saat 5 oldu. Doğru Tolga nın okuluna gittim, çıkışta onu almaya. Beni görünce pek bi sevindirik oldu. O gün aldıkları yılbaşı hediyelerini vermişler birbirlerine onada arkadaşı kalemlik almış. Oyuncak bekleyen Tolga biraz hayalkırıklığı yaşamış :) Okuldan çıkıp eve geldik, üstünü başını değiştirdik, yolda gelirken bize yakın pastane vardı oradan büyük bir pasta kutusu alıp, yaptığım yılbaşı pastasını içine koyduk beraber, çantamıza yedek eşya, fotoğraf makinası koyup, hazırladıklarımızı kapının kenarına bıraktıktan sonra babanneye gittik. Orada hep beraber yemeğimizi yedik, biraz oturup gece 22:30 gibi Dudulara gittik. Annem, ananem, babannem, Oziler herkes oradaydı, biz gidince biraz oturduktan sonra tombala oynadık. Kartı 1 YTL :) Tolga ilk oyunda hiç bir şey yapamayınca biraz bozum oldu. İkinci turda ikinci çinko yaptı, yüzü biraz güldü :) Üçüncü turda baktım bilet almıyor. Hadi oğlum devam ediyoruz ver para dedim. Kazandığı paraları cebine sokup, ben oynamıyorum , para kazandım yeter , deyince ;
- Eferim benim tosunuma dedim, nerede bırakacağını şimdiden çok iyi biliyor.
Gerçektende biz oyundan kırılırken, kazanan ayaklara kalkıp göbek atarken , baktım bizim oğlan geçmiş öbür odaya dünya umurunda değil bilgisayar oynuyor. Şans oyunlarında , şansı olmayan anne ve baba şahsiyeti biz, kime çekti isek kaybettikçe oynadık :) Hemde altı üstü 2-3 YTL kazanan kalkıp göbek atınca , paranın gözü kör olsun dedik hep gülerek. Kimbilir bize şöyle hokkalı ikramiye falan vursa ne yaparız :)
O gece saat 03:30 gibi kalktık Dudulardan eve gelip , hatta Tolga eve gelemeden yolda uyudu. Bizde hemen yataklara..
Geçen hafta Tolga nın sınıf toplantısına gittim. Öğretmeni Tolga nın durumunu sorduğumda ;
- Tolga iyi öğrencim, fakat son zamanlarda biraz bozulma görüyorum, sanki o eski heyecanı , çalışkanlığı geçiyor gibi geliyor, bozulmaya meyilli dedi.
Üzüldüm bir yandan, aslında bir yandanda sevindim. Sevinmemin nedeni şu ; bende farkediyorum onun son zamanlardaki ders yapma şevkini. Gertçi hiç şöyle heyecanla yapmadı ödevini ama bir şekilde yapıyordu, son zamanlarda iyice boşladı, araya giren bol tatiller biraz gevşetti oğlanı. Gerçi sonuçta öyle böyle yapıyor ödevini ama artı bir çalışma yok. Mesela artık okuyabiliyor, okuduğu için öğretmenleri kitap veriyor bunlara, ama ödev bittikten sonra ki artık ödevlerde çok azaldı, öğretmenin tek önem verdiği artık bol bol okumaları. Ama bizimki zar zor anca ödevini yapıyor. Yani sevindiğim nokta aslında öğretmenin gerçekten çocuklarla ilgili olması, ve bu durumu onunda farketmesi, iyi veya kötü deyip geçmiyor, eskiye oranla tek tek bütün çocukları karşılaştırdı o gün ve anladığım kadarıylada bütün annelerle hemfikir.
Dün gece biraz üst kattaki arkadaşlarımı çağırabilirmiyim dedi, bende tamam çağır biraz oynayın dedim ve annelerini izin istemek için aradım. Tlefona oğlan çıktı, annesi rahatsızlanmış, babası ile doktora gitmişler, kardeşi ile bunada yengeleri gelmiş bakmaya. Tamam o zaman, sen ne yapıyorsun dedim. Dersimi yapıyorum dedi. Dersin bitince gel istersen oynayın biraz dedim. Arada 5 dk. geçmeden oğlan geldi. Ne çabuk bitti dersin deyince,
- Ben zaten dersimi bitirmiştim, dergilerime çalışıyodum dedi.
Anne , baba evde değil, oğlan tek başına okuyup derslerini bititriyor ve sonra dergilerine çalışıyor. Vallahi aferim, kendisinede dedim zaten. Biz daha çantayı bile açmadık, kaldıki ben hep Tolganın yanında oturuyorum dersini yaparken ve hep , hadi oğlum hadi canım diyerek 1 sayfayı bir saatte yaptırıyorum. Zaten ben yanında oturmassam adam açmıyor bile kitabın defterin yüzünü. Offf düzelirmi acep, canı sağolsun yapar diyorum hep ama yarı dönem geldi ve ben her yazımda bu ders olayından bahsettiğimi görünce içim daralıyor.
Bu arada bütün sülale dört gözle fasulyeyi (Dudunun bebeği) bekliyoruz. Kuzuyada fasulye adını taktık, anası taktı daha doğrusuda bizimde ağzımız alıştı, fasulye deyip duruyoruz. Çocuğum aramıza geldiğine pişman olacak valla, 7 senelik bebek özlemiyle aç kurt gibi 7 den 70 e herkesin ağzı sulanarak aç kurt gibi bekliyor onu yemek için :) Geçen gece Tolga suluboya ile bir resim yapmış, bir ev , ağaç falan çizmiş , boyamış. Bana , anne bunu postalıcam ananeme dedi. Olur dedim, hazırla ver bana içinede not yaz ben yarın postaneden yollayayım ananene. Sonra tekrar geldi yanıma,
- Anne, ananeme yollamaktan vazgeçtim, fasulyeye göndericem dedi.
İçinede , bu resim fasulyenindir notu yazmış. Evdede zarf olmayınca başka bir kağıdı koli bantı bulup yapıştırarak zarf gibi yapıp resmi içine koymuş. Ertesi günü postaneden attık Dudunun adresine. Dudu nun pek hoşuna gitmiş. Dururmu kendi, fasulyenin ağzından bir mektup yazıp, oda bize, Zeyno ya ve Hatçoya (İstanbuldaki teyzemin kızı) postalamış aynı mektuptan :) Henüz elimize gelmedi, bakalım neler yazmış fasulye , Tolga abisine :)

İşte böylee, bide aklıma gelmişken Sevgili Mutfak Camı Burcu nun eskiden kalmış bir sobesi vardı. Sizi sinirlendiren 5 şey diye. Sobe aklıma geldi ama beni sinirlendiren aslında pek çok şey olmasına rağmen şimdi aklıma gelmedi. Aslında gayet basit , ama bazen beni çileden çıkaran ilk aklıma gelen 5 şeyi yazayım bakalım.
1- Bizim ev bir yanı ara sokağa , bir yanı ön caddeye bakıyor. Ara sokağa araba parkedilebiliyor. Ama hane sayısı çok olduğu için resmen koca gece köşe kapmaca oynuyoruz. Sabaha karşı 5 de bile zilimiz çalıp, arabanızı biraz öne çekermisiniz, çıkamıyoruz arkadan diyen olabiliyor. Yada sabah eşim beni işe bırakacaksa , nasılsa arabayla gidicem 10 dk. sonra şirketteyim deyip, aracımızın önünde 5 araba sıralandığını görüp, tek tek sahiplerini bulup, uyandırıp, arabalarını çektirmek suretiyle , şirkete erken gelme hayalleri kurarken yarım saat geç gelebiliyorum.
Genellikle araba köşe kapmacası oyunu akşam 10-11 civarlarında en sık oynanıyor. Çünkü gezmeye gelen insanlar , evlerine gitmek için arabalarını sokaktan çıkarmak isteyince , benim tilki gibi sivri kulaklı koca , çalışan bir araba sesini duyar duymaz kendini sokağa atıyor, çıkanın yerine arabasını sokmak için :) Esas beni sinir eden böyle her kendini sokağa atışında kesinlikle anahtarını almadan sokağa gidiyor , ve özellikle ben mutfakta yemek yapıyorsam çok sinir oluyorum. Zırt pırt kapı ziline basıp kapıyı açtırıyor bana. Ve her defasında yok elin yıka, yok yemeğin altını kıs git kapıya bak, yada tam uzatıp ayaklarımı oturmuşumki bu çok nadir zırt pırt çalan zil sesine sinir oluyorum. Çok basit gibi belki, ne var kalk aç kapıyı ama bu her gece tekrarlanınca sinir geliyor. Mübarek anahtarın yokmu senin aç kapıyı gir, ha bu arada anahtarı olsa bile alışkanlık olmuş deyip bana açtırtıyor kapıyı :)
2- Kalabalık ortamda, sokakta özellikle yanımdan geçerken, otobüste v.s. geğiren insanlar. Ay inadınamı bana denk geliyor, yada çok sinir oluyorum diyemi bilmiyorum ama o sese gıcık oluyorum.Bari ağzını kapada sessiz geğir dime, yok son gaz geğiriyorlar.
3- Kızartma yapmak, özellikle patlıcan kızartmak bana ölüm geliyor. Patlıcan yatırma, oturtma gibi yemekleri çok sevmeme rağmen sırf kızartması beni sinir ettiği için çok çok yapıp yemiyorum yazın. Çok şükür Mehmette patlıcanı sevmediğinden sık sık yapmıyorum, ama yapan varsa (annem, kayınvalidem, ananem gibi) yerken içine düşüyorum . Kızartırken o ne patlamak öyle, elime, yüzüme sıçraya sıçraya. Acaba benmi beceremiyorumda şu patlıcanı çok patlatarak kızartıyorum bilmiyorum. Ama onun orama burama patlayarak yağ sıçrattıkça , ben kendime sayıp duruyorum.
4- Son 4 aydır favori sinirim, Tolgayı ders çalıştırmak :) O 2 satır yazı yazarken veya okurken şekilden şekile girmesi, 1 sayfalık ödevi bir saatte bitirmesi, her harf yazdığında yada hece okuduğunda gözünün oraya buraya dalması beni sinir ediyor :) Allah öğrenci analarına sabır versin. İtiraf ediyorum, oğluma ders çalıştırmak bana çok zor ve sıkıcı geliyor.
5- Ve geçen hafta Tolganın veli toplantısına gittiğimde , yaşadığım üzücü bir olay sonucu, artık emin olduğum şey ; Benimle yüksek sesle konuşulması, bağrılması artık kendimi keybettirecek ve beni resmen karşımda kim olursa olsun delirtecek kadar sinir ediyor. Son zamanlarda bu huyumun farkındaydım ki ben gerçekten sakin yapılı , sabırlı bir insanımdır, bunuda bana kendim farkında olduğum halde pek çok kişi söyler (di). Eşimin son zamanlarda bana azıcık bile sesini yükseltmesi karşılığı , bana bağırma diyerek yüksek sesle tepki vermeye başlayıp, yine yüksek sesle savunmaya geçmemle kendimde bu değişikliği farkeder oldumki, veli toplantısı sonrası yaşadığım olayla artık yüksek sese tahammülüm kalmadığının farkına vardım. Kesin ben yaşlanıyorum artık :) Neyse olayı anlatayım, baştan söyleyeyim, o gün tüm gün boyunca neden böyle yaptım , o ortamda yapmamam gerekirdi diye düşündüm, üzüldüm ama yapmış bulunmuştum, hemde resmen kendimden geçerek.
Tolganın okulunda veli toplantısı genelde 11 de başlayıp 12-12:15 e kadar sürüyor ve ben hergün oğlumu okula götürüp akşam almaya gidemediğim için böyle fırsatlarda mutlaka onu okulda bekleyip, sınıfına kadar sokuyorum. Çalışan her anne gibi, her gün oğluşu okula götürüp, alamayınca böyle günler Tolga için özel oluyor, okuluna gittiğimde normalde duygularını her zaman belli etmeyen oğlum koşarak gelip bana sarılıyor ve itiraf edeyimki oğlumu okulunda görmek onun kadar banada iyi geliyor. Neyse , o günde 12:10 gibi toplantı bitince 15-20 dk okulda bekleyip oğlanı göreyim dedim. Kantin kapalı olduğundan benim gibi eve gitse oğluna yetişemeyecek olan bir veli ile birlikte bahçede oğluşları beklemeye başladık. Bu arada hava nasıl soğuk ve nasıl yağmur yağıyor anlatamam. Ayak ve el parmaklarım sızlamaya başladı. Saat 12:30 gibi oğlum dedesiyle okul bahçesinden girince dedesinden teslim alıp ben sınıfına bırakırım zaten bu yağmurda sıra falan olamazlar dedim. Oğluşla bina kapılarının önünde sıkış tepiş beklerken , üst kattaki komşumu gördüm okuldan çıkıyordu. Oğlanı sınıfın önüne götürdüm, ben eve gidiyorum dedi. O arada pek çok velininde çocuklarını içeri soktuklarını görünce bende Tolgayı alıp içeri koridora girmek istedim çünkü hakkaten acayip yağmur yağıyor ve ben çok üşümüştüm. Tam girdikki arkamdan bir bayan sesi ,
- Nereye gidiyorsunun nereyeeee diye nasıl bağrıyor çan çan. Ben heralde öğrenciler sıkıştı, çünkü o arada sabahçılarda çıkmaya başlamıştı, onlara bağırıyor sandım. Sınıfımız üst katta olmasına rağmen ben zaten merdivenlere bile yönlenmedim, aşağıda koridorda sıçan gibi ıslan mış vaziyette oğlanla bekliyoruz. Şemsiye var ama, Bursa nın esintili rüzgarıyla beraber yağan yağmurunda şemsiye olmuş olmamış farketmez, üstü başı ıslatıyor hep yağmur suları. Neyse, meğerse öğrencilere bağırıyor dediğim kadın bana bağrıyormuş :) Karşısında çocuk var sanki. Ben döndüm niye bağırdığını anlamaya çalışırken bu hepten Tolganın yanında bağırmaya başladı.
- Nereye gidiyosun sen, görmüyomusun herkes dışarıda belkiyor, içeri almıyoruz , falan diye cır cır ötüyor.
Bende dönüp sadece niye bağırıyorsun, bir yere gittiğim yok hem sırf ben değil kaç kişiyi girerken gördüm, herkes giriyor, sucuk gibi ıslandık bak burda bekliyoruz sadece bağırma dedim.
Anaaa demez olaydım, tabiki koridordaki yüksek öğrenci sesinden bende bağırarak konuşmak zorundaydım.
- Yok efendim herkes enayide benmiymişim akıllı, herkes dışarda beklerken ne işimiz varmış koridorda.
Ulen sağım solum insan dolu, kadın bana taktı.
Dedim ne bağrıyosun ya, bağırıcana bak öğrenciler dışarı çıkmaya çalışıyor onları yönet ki üstelik millet girmeye başlayınca bende girdim buraya.
Bu hala bağırarak yok efendim o kimseyi sokmamışmış. E sen görmeden girmişler o zaman ben gördümde giriyolar sandım, üstelik yasak bile etsen girdim artık, çocukları itip kakarak sınıfa çıkmayada çalışmıyorum bak bekliyorum burada koridorun boşalmasını üstelik sırf ben değilim, bak çok kişi var burda diyorum ama artık dayanamayıp kendimden geçercesine ben de bağırıyorum.
O öğretmenin yanında başka bir öğretmen daha var ki kadıncağızın tek yaptığı dışarı çıkmaya çalışan öğrencilere yol açmak, öbürü bıraktı nöbeti benimle uğraşıyor. O arada sabahçı çocuklar çıktı dışarı , dışardaki veliler yöneldi bu sefer kapıya. Diğer öğretmen velilere siz çıkmayın sınıflara , çantalarını verin çocuklara onlar çıkar diyor, öbürüde bana dönmüş,
- Hadi buyur çık şimdi senin acelen vardı bak boşalttım merdivenleri, buyur çık çık demeye başladı. Ben bu sefer gayet sakinledim ve ,
- Bakın benim derdim sınıfa çıkmak değil, içeri giren velileri görünce , çok üşüyüp ıslandığımız için içeri girdim, girince çıkamadım sabahçılar dışarı çıkmaya başlayınca, ve burada bekledim, noldu kime ne zarar verdim dedim.
Bu döndü bu sefer bana, sen kimin velisisin dedi. Arkamda bir sınıf var, bu sınıfın velisimisin demeye başladı.
- Ne olucak, napıcaksınız kimin velisi olduğumu dedim. Bu sefer Tolga ya dönüp sordu.
O yavrumda korkup sınıfını söyledi, buda kafasını tamam tamam deyip salladı, aklı sıra beni korkutacak. Sanki okulu gasp ettim ya, bak şimdi yine sinirlendim. Bu benimle uğraşırken resmen kaç tane veli çocuklarının çantalarını sırtlarına asıp, çocukları ile birlikte sınıfa çıktı.
- Benimle uğraşıcağına dönde arkana bak kaç kişi yukarı çıktı, madem yasak git indir onları görevini yap diyecektim ama o arada aklım başıma dank edip, sakinleşip, oğlumu güzelce öptüm , çantasını sırtına taktım, yolladım sınıfa.
Koca gün aklım bu olaydaydı, belki böyle bağırarak tepki vermemem gerekirdi, özellikle oğlumun yanında. Çünkü sonuçta o bir öğretmen ve öğrenci yanında öyle konuşmamam gerekirdi belki ama dedimya o an kim olursa olsun bana yüksek sesle bağırılmasına tahammülüm yok. Bir ara oğlanın sınıfını falan sorup öğrendiği için acaba öğretmeni ile falan tartışırmı, Tolgaya bişey dermi diye kafama taktım, ama sonra oda nihayetinde bir öğretmen ve 1. sınıf çocuğuna zarar vermez dedim.Ama önce o bana bağırdı ya, hemde azarlar gibi :(

İşte beni sinir eden bir olayda bu, yüksek ses ile konuşulması....
Sanırım bu sobe konusunda artık ebelenmeyen yoktur. Ebelenmeyen varsa yazsın mutlaka, sinir olduğu şeyleri yazmak , içini dökmek iyi geliyor insana.
Bu arada sizin yazılarınızıda okumayalı çok oldu, misafir geliyorum size şimdi kahve içmeye hadi oradan görüşürüz.

10 Yorum:

  • İşlerini toparlamana çok sevindim, iyi olmuştur insan rahatlıyor..
    Fırsat bulamıyoruz bazen yazmak için kötü oluyor yaaa

    Blogger Gamzeli adlı yazara göre, saat: 18 Ocak, 2008 20:33  

  • Ah o birikmiş evraklar. Nasıl da gözümde büyüyorlar biliyorsun.:( Öğretmenin yaptığı gerçekten sinir bozucu canım. Bazı veliler gerçekten çıldırtabiliyorlar öğretmenleri. Eminim öyle bir anına denk gelmiştir. Yine de üzücü tabii böyle şeylerin olması..

    Blogger [ fiкяiмiи iиcє güℓü ] adlı yazara göre, saat: 21 Ocak, 2008 09:45  

  • Canım, o öğretmenin yaptığına çok kızdım. Gerçekten sinir bozucu bir olay. Hem neden çocuğun sınıfını soruyor ki! Valla her öğretmen kutsal filan değildir, kesinlikle inanmıyorum. Neyse, sen üzme tatlı canını... Herşeye kafayı taksak ne hale gelirdik di mi?

    Ben de kızartma özürlüyümdür. Bu konuda eşim bana çok takılır. Bir beceremiyorsun diye. Bir kızartma yaparım her yer yağlanır, sonrasında çok mızırdanırım. Elime, yüzüme sıçrar ağlarım filan. O nedenle hemen hemen hiç kızartma olmaz bizim evde. Zaten zararlı da. Yalnız oğluşum yazık hiç patates kızartması yapmıyorsun diye söylendi dün. Oysa çok hoşlanmaz da... Canı çekti herhalde. Ananene yaptırırız dedim:) Öptüm...

    Blogger renkler adlı yazara göre, saat: 21 Ocak, 2008 14:14  

  • Sana upuzun gelen bu yazını bi çırpıda okudum.Epeydir görüşmemişizde çay içerken anlatmışsın gibi oldu.Ama görünen o ki yine yoğunsun galiba.

    Okulda yaşadığın olay kötü.Empati kurmayı beceremeyen bu tip öğretmenler ne yazık ki öğretilmiş bi çaresizlikle hemen milletvekilinin polise "yaka numaran neydi bakiim senin"sorusu gibi öğrenciyi mimlemek,fişlemek akabinde "senin peşine düşeceğim"korkusu verip öğrenciyi "hakkını aramaktan aciz birey",veliyi de"susması gereken kişi" haline getirmek.
    Yazık gerçekten çok yazık!
    Öğret-mek ve eğit-mek ten bahsederken bu tip fosillerin temizlenip çağdaş kafaların okullara dolması en büyük temennimdir!

    Blogger kedi adlı yazara göre, saat: 21 Ocak, 2008 21:00  

  • böğürtlenciğimin anası yoksun yien sık gel artık fırsat bulanbşirsen
    bende annesi babsı evde olmyıpta ders calısan cocuklara hayranım ben görmedim 7 yılldırda sen görürsün insalh

    Anonymous Adsız adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 09:49  

  • Gamzelim yeni yıl devrine kadar şimdilik toparladım sayılır. İnan her fırsatta artık buradayım sayfama yazmasam bile blogları okuyorum sadece...

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 11:20  

  • Fikrimin İnce Gülüsü, insanın kağıttan midesi bulanıyor dime :) İşle, tak dosyaya, şunuda işleyeyim bunuda derken masamın üstü kağıt ve dosya yığınına dönüyorya, sinir oluyorum:)
    Evet , aslında insanı gerçekten çileden çıkaranda çok veli var, ama yinede çok kızdım hal ve hareketlerine, benim en çok takıldığımda Tolga nın yanında kadına bağırmam oldu..

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 11:26  

  • Renklerciğim, kızartma deyip geçmemek lazım hakikaten onunda bir sırrı var sanki :) Mesela ananemin yaptığı patates kızartması öyle güzel oluyorki, başka hiç bir yerde ben o tadı bulamıyorum, böyle çıtır çıtır yapıyor. Benim yaptıklarım ise sanki yağ topluyor :)
    Annem ise mesela kızartma olayını şip şak yapıyor, bazen bakıyorum 2 dk. içinde mutfağını dağıtmadan yapmış kızartmayı getirip yiyoruz :) Ben de bir kızartma işine girersem koca tezgaha yayılıyorum :)

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 11:29  

  • Biyonikim, bende ne kadar yoğun olsamda, yorum bırakamasam bile sana gelip hep yazılarını okuyorum :) Hatta geçenlerde Zeytin ciğin bisikletten düşüp dikişi atılan yazını okudum ki içim parçalandı :( Keşke yakın olsakda, hem konuşup hem çayımızı kahvemizi içsek.
    Sende öğretmensin ve bütün gün görüyorsun işte, tamam belki insanı çileden çıkaran velilerde vardır, sonuçta herkesin bir canı onlara emanet , kimi veli neredeyse sınıfında çocuğu ile oturacak kadar abartıyor olayı. Ama bu öğretmen hanım o gün bana fena taktı, anlattım ya işte döne döne laf söyledi, neyse aslında beni en çok üzen Tolga nın yanında böyle bişey olması. Ama baktım Tolga da fazla takmamaış olacakki bir daha hiç bu konudan bahsetmedik ...

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 11:34  

  • Civcivim, sık gelmeye çalışıyorum valla. Canım benim benimde hiç umudum kalmadı artık , Tolga nın tek başına dersini yapıp bitirip, çantasını toparlayıp okula gitmeye hazır geleceği günleri görmeye :)Hayır, ben yanında oturmayada razıyım , bari çabuk çabuk oyalanmadan yapsa ödevini :)

    Blogger böğürtlengözün annesi adlı yazara göre, saat: 22 Ocak, 2008 11:37  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]



<< Ana Sayfa